Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fransız cumhuriyetçiden Türk cumhuriyetçiye

MALÛM, sivil ve çoğulcu demokrasiden hazetmeyen “neo-ittihatçı- ulusalcı” cihet ağzını açsa “cumhuriyet”, dudağını kıpırdatsa yine “cumhuriyet” diye kelâm buyuruyor.

Sanki o demokrasi o cumhuriyete hasımdır! Sanki biri yekdiğerinin alternatifidir!

Ve madem bu hazretler hep Fransız cumhuriyetçiliğinden dem vuruyorlar, eh ben de tuttum, yine cumhuriyetçiliği sahiplenen ve yine Fransız olan; artı, ünlü “CNRS”de müdürlük yapan Jean-François Bayart’ın “Liberation”daki son yazısını kısaltarak tercüme ettim.

* * *

“SARKOZY Türkiye’nin üyeliğini Avru-pa’nın ‘doğal sınırları’ adına reddediyor gözüküyor ama herkes anlıyor ki bununla ‘kültürel sınırlar’ı kastetmektedir. Ve Türkiye’ ‘nin kültürü İslamdır. (Sarkozy’ye göre) Avrupa’yla, hatta Cumhuriyet’le bağdaşmaz

Oysa Türkiye cumhuriyette yaşıyor. İslamı demokratikleşti. Aynı İslam millet kavramını, cumhuriyetçi kurumları, medeni hukuku, pazar ekonomisini, vs. benimsedi. Siyasi katılımda partileşmeyi seçti. Birbirlerine az çok rakip çoğul kurumlar oluşturdu.

Zaten de, bir yandan bizzat inançlılar (mütedeyyinler kastediliyor) oylarını farklı aktörlere dağıtırken, öte yandan da dindar olmayanlar Müslüman partilere oy veriyor.”

* * *

“ÖTESİ, o İslam Kemalist cumhuriyetin demokratikleşmesinde belirleyici oldu.

Parlamentarizm sayesinde, Müslüman veya tarikatlara yakın ve dini hissiyattan muhafazakâr partiler, Kemalizmin çatışkan laikliğinde kendini bulamayan ve Cihatçı gruplara kayması ihtimali olan inançlı kitleleri cumhuriyetçi kurumlara entegre ettiler.

Artı, hem köylülerin şehre transferini izana soktular, hem de PKK’ya katılmayan ama merkeziyetçi devlete güvensizlik duyan Kürtlerin sesini yansıttılar. Kemalist ricâlin Devlet periferisinde tuttuğu Anadolu elitlerinin de yükselmesine zemin yarattılar.”

* * *

“OYSA aksine, Kafkas ve Balkan benzerleri gibi etno-mezhepçi karakter arzeden Kemalist milliyetçilik iddia ettiğinden daha az laiktir. Hıristiyan ve Yahudiler zaten bir yana, Kürtler ve Aleviler dahi Hanefi - Sünni Türkofonlara oranla daha az yurttaştırlar.

Bu zımni ayırımcılığın dini İslamla ilgisi bulunmuyor. Siyasetten kaynaklanıyor.

Kökeni, 19. asrın ikinci yarısında patlayan kültürel milliyetçiliğe uzanıyor.

Yani Türkiye’nin paradoksu şu ki, laikçi milliyetçiler yukarıdaki etno-mezhepçi yurttaşı sahiplenirken, AKP de liberallerin desteğiyle mevcut olguyu zorluyor.

Dolayısıyla, Müslümanlığı bahane ederek Türkiye’ye kapı kapatmak, söz konusu anlayışın oyununa gelmek olur. Nitekim de, ‘milli kimlik’ diye titreyen Sarkozy Fransa’yı ‘ya sev, ya terket’ derken, bilmeden milliyetçi Türk aşırı sağının şiarını tekrarlıyor.”

* * *

“AVRUPALILARIN Türk demokrasisinin geleceğiyle ilgilenmeleri için çifte neden var: Bir, ultra milliyetçi bir Ankara-Moskova eksenin oluşması işlerine gelmez.

İki, lâfta Hıristiyanları korumak adına ama aslında çıkarcılıkla, Doğu Akdeniz’de ideolojik açıdan besledikleri; siyasi, hatta askeri açıdan da destekledikleri bu etno-mezhepçi milliyetçiliklerin boy atmasından, onlar tarihi ve direkt olarak sorumludur.

Zaten de vakt-i zamanında ‘Şark Meselesi’ fecaat biçimde ele alındığı içindir ki Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Balkan’da bunun bedeli hâlâ ve hâlâ ödeniyor.

Ve işte, Türkiye-AB müzakerelerinde bir başarısızlık da bu facianın devamından başka bir şey olmaz.”

* * *

“NEO-ittihatçı-ulusalcı” kesime tekrar hatırlatayım: Bunları, cumhuriyetçiliğine toz kondurmadıkları Fransa’da yine cumhuriyetçi ve yine Fransız bir akademisyen yazdı.

X