Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fransa'ya cevabı bir eczacı verecek

Gülçin TELCİ

Mesafenin insanın merakını arttırdığını söyleyenlere eskiden inanmazdım ama artık inanıyorum. Amerika'daki kemoterapi seanslarım sırasında Türkiye'de olup bitenleri daha büyük bir merakla izlemeye başladım.

O saçma sapan Ermeni tasarısının Fransız Meclisi'nde oylanmasını dakikası dakikasına takip ettim. Ayaklanan sinirlerim telefona sarılıp Türkiye'de bu işten anlayan ne kadar dostum varsa belki de tamamını aramamdan sonra yatıştı. Merak etmememi, tasarının Senato'da da görüşüleceğini söylediler. Bu konuları iyi bilen bir başka dostum ‘‘Artık en büyük görev Başbakanlık Arşivi'ne düşüyor. Paris'i yalanlayacak bütün belgeler orada. İddiaların palavra olduğu hemen kanıtlanır’’ deyip beni ferahlattı. Geçen hafta Türkiye'ye dönüp Ankara'ya gidene kadar huzurluydum ama şimdi yeniden endişe içindeyim.

Devlet Arşivleri bu işin bir uzmanına, ‘‘eczacı’’ bir hanıma emanetti: DSP kontenjanından Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan Dr. Füsun Koroğlu'na. DSP'den iki defa seçime girmiş, ikisini de kaybedince milletvekilliği yerine müsteşar yardımcısı olmuş, hemen arşivlere ‘‘el’’ atmış ve birçok ‘‘iş’’ yapmıştı...

TRİLYONLUK İŞ

İşte, bu ‘‘iş’’lerden öğrenebildiğim bazıları: Füsun Hanım ortaya ‘‘otomasyon’’ diye bir proje attı ve arşivdeki 50 milyon civarındaki belgeyi bilgisayara aldırmaya soyundu. Proje mütevazıydı, yıllarca devam edecek, sadece ilk yıl için ‘‘bir trilyona’’ malolacak, Tarih Kurumu'nun seçtiği bazı tarihçilere de ‘‘danışmanlık ücreti’’ diye milyarlar ödenecekti. Bilgisayarcılarla arşivciler ‘‘Bu iş teknik bakımdan olanaksız. Trilyonlar çöpe gidecek’’ dediler. Füsun Hanım geri adım atmadı, ama proje basına aksedince askıya alındı. Bu arada bazı bilgisayar şirketleri daha açılmamış olan ihaleyi ‘‘kazandıklarını’’ iddia eden broşürler bastırdılar, Füsun hanım ise bu iddiaları nedense yalanlamadı. Trilyonların akıbeti konusunda şimdi basınla beraber ben de beklemedeyim.

Füsun Hanım Başbakanlık'ta başka yenilikler de yaptı. İstanbul'daki Osmanlı arşivleriyle ilgili dairenin başına Tahsin Önemli adında DSP'ye yakın bir bürokratı getirdi, kadrosunu da Ankara'ya taşıdı. Yani arşivler İstanbul'da kaldı, daire başkanının masasıyla koltuğu Ankara'da. Derken herbiri başbakanlık görevlisi olan arşiv memurlarının zamları konusu gündeme geldi. Arşivlerden sorumlu eczacı Füsun Hanım bir yandan yeni seçimlere hazırlanırken bir yandan canının çektiğine yüzde 30 zam verdi, çekmediğine de sadece yüzde iki buçuk. Arşivciler de devletle mahkemelik oldular.

Ama işin daha da önemli tarafı vardı: 15 Eylül 1991'de arşiv personelinden Hüseyin Toklucu genel müdürlüğe bir dilekçe vermişti. ‘‘Aşağıda adlarını yazdığım kişiler Ermeniler'le ilgili bazı belgeleri kesinlikle verilmemesi gereken kişilere veriyorlar. Bu konuda önlem alınması...’’ demekteydi. İddia üzerine hemen soruşturma açıldı ama nedense aynı hızla örtbas edildi. Ankara'da şimdi, Füsun Hanım'ın bu dilekçede adı geçenlerden birini geçen hafta İstanbul'dan başkente alıp önemli bir göreve getirmesi anlatılıyor.

Soykırım masalı Fransa'da yasalaşmak üzereyken Paris'e bu konuda gerçek cevabı verecek olan Başbakanlık Arşivleri bugün işte bu halde.

Ava giden avlanır mı?

TÜRKİYE'ye adım atar atmaz eski dostlar hemen dağarcıklarındaki bilgileri büyük bir bonkörlükle bana vermeye başladılar... Benim yokluğumda Türkiye'de değişen bir şey olmamış... Hangi taşı kaldırsan canın sıkılıyor...

İlk haberi savaş sesleri yükselen ülkemdeki Savunma Sanayii Müşteşarlığı için yazmaya karar verdim... Türk Silahlı Kuvvetleri'ne silah ve savunma sistemleri satın almak için kurulan bu kurumda namuslu bürokratların temizlik için yerlerinden olduklarını üzülerek öğrendim... Firmalara zor günler yaşatan ve her kuruşun hesabını soran 3 müşteşar yardımcısı, 5 daire başkanı ve 3 şube müdürü firmaların sayesinde işlerinden oldular... Yerlerine firmaların isteklerini daha rahat karşılayacak kişiler araştırıldı ve yerleştirildi...

Ama beni en çok hayrete düşüren Yalçın Burçak'ın av merakı oldu... Boeing firmasının kulağına kadar giden

bu merak Burçak'ın hemen ABD'ye avlanmaya davet edilmesini sağladı... Tabii kibar bir adam olan Burçak bu davete icabet etti ve hayatının tatilini yaşadı... Bu arada Boieng cilerin ilgilendiği ihaleyi merak edenleriniz için açıklayayım...

Erken ihbar uçağı ve saldırı helikopterleri... Bu kıyımlar sayesinde Mikes firmasına da gün doğmuş oldu.. Uzun süredir yanlarında çalışan memurları, emekli binbaşı Hakan Yüzbaşıoğlu Savunma Sanayinde Daire Başkanı oldu... Mikes den aldığı maaşın çok altında bir ücreti güle oynaya kabul etti... Yüzbaşıoğlu'nun ilk icraatı tabii ki Mikes firmasının isteklerini yerine getirmeyen şube müdürünü görevden almak oldu. Daha önce çalıştığı şirketin projesini de kendi görev alanına aldı...

İşte ben Türkiye'den uzaklara gideli, Türkiye'de değişen pek bir şey olmamış... Alıştığım ortamda kendimi bulduğum için çok mutluyum... Adaptasyon zorluğum olmuyor...













X