Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fransa, Türkiye’yi tartışmıyor, ancak…

Yılbaşını Paris’te geçirdim. Şimdiye kadar böylesine kadar sönük ve morali bozuk bir Paris görmemiştim. Taksi şöförünün ilk sorusu “Sarkozy’nin son çıkarttığı yasa sizi kızdırdı mı?” oldu. “Hayır, çok gereksiz ve aptalca” dedim, kahkahayı bastı. Televizyonda da “Türkiye’yi kızdırmak doğru mu?” programı vardı. Aslında Fransızların çok başka sorunları var. Ancak yine de bu yasayı pek içlerine sindirmiş değiller.

TÜRKİYE, PARİS SOKAKLARINDA TARTIŞILIYOR

PARİS

Fransızların çok sorunu var.  Başları ellerinin arasında yaklaşmakta olan krizi nasıl atlatacaklarını düşünüyorlar. Yılbaşında Sarkozy’nin konuşması da yetmedi.  Kimsenin gözü Eurodan başka birşey görmüyor.

Yine de şu sıralarda Paris’e yolunuz düşer, güncel sorunları izleyen bir Fransız ile karşılaşır ve Türk olduğunuz anlaşılırsa, size sorulacak ilk soru “Sarkozy yasası” olacaktır.  Adı böyle kalmış.  Herkes, seçimler için Ermenilerin sırtlarının sıvazlandığının farkında.

Yılbaşı için 3 günlüğüne Paris’e gittim.  İster istemez, yıllardır tanıdığım Fransız politikacı ve gazetecilerle birlikte olduk. En ilginci,  taksi şöförünün İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince sorduğu ilk soruydu :

- Sarkzoy’nin yasası sizi çok mu kızdırdı?

Bunun çok gereksiz ve aptal bir yasa olduğunu söylediğimde “Onun yaptığı tek aptallık o değil ki” dedi ve kahkahayı bastı.

Radyolardaki şaka programlarından, TV’lerdeki siyasi tartışmaların bir bölümüne de, “Sarkozy yasası” tartışılıyordu.

TV 5’te, Ali Kazancıgil’in de katıldığı bir oturum vardı ki, genel havayı çok iyi yansıttı. Katılımcılara sorulan sorulardan biri “Türkleri kızdırmak neye yarar?” diğer bir soru “Türkiye’ye boyun eğelim mi?” idi. Her tartışmada olduğu gibi “Aman yapmayın, etmeyin. Türkleri kızdırmak lehimize olmaz. Orada çok yatırımımız var” diyen de vardı, “Kim bu Türkler kardeşim, her tarafları ateş olsa bile bizi yakamazlar” diyen de...

Ali Kazancığil, çok ince bir şekilde, Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını, Fransa’nın dikkatli adımlar atması gerektiğini belirtti.  Diğerleri pek anlamış gibi görünmediler ancak, Kazancıgil taşı gediğine oturttu.

Bütün bu tartışmalarda ne yazık ki, Fransızların bize karşı kullandıkları en etkili silah “Hangi söz özgürlüğünden söz ediyorsunuz? Önce kendinize bakın, sonra bizi eleştirin” cümlesi.

Doğrusu buna verecek yanıt yok ve her yerde karşımıza çıkıyor.

“BABANA SOR,” TERS TEPMİŞ...

Başbakan Erdoğan’ın  Sarkozy’ye Cezayir’i  babasına sormasını önerdiği konuşma burada ters tepmiş ve anlaşılmamış.  Baba Sarkozy’nin Cezayir’e bile gitmediğine dikkat çeken medya, Başbakan’ın bunu nereden çıkardığını sorguluyor.

Tartışmalarda en çok dikkatimi çeken, Erdoğan ile Sarkozy’nin bir sepete konmasıydı. Her ikisinin de hırslı-popilist birer siyasetçi oldukları belirtilip karşılaştırma yapılıyor.

Son bir not daha, Türk çevreler hala ümitliler.  Bu tasarının senatoya gitmeyeceğini ve bu haliyle kalacağını tahmin ediyorlar.  Benim konuştuğum Fransız gözlemciler ise,  aksi görüşteler.  Sarkozy senatoya yollamadığı taktirde, bu yılki başkanlık seçimlerindeki rakibi Hollande tarafından  “Bakın gördünüz. Sarkozy yalancıdır. Ermenileri sattı”  diye suçlanacağı için oylamanın seçim öncesinde gerçekleşeceğini ileri sürüyorlar.

SOYKIRIMDAN VAZGEÇEMEZLER...
 
Ermenilere kızıyoruz. Soykırım iddialarından vaz geçmelerini veya ortak tarih komisyonu kurup, gerçekten soykırım yaşanıp yaşanmadığının araştırılmasını istiyoruz. Onlar da reddediyorlar. Bırakın ortak araştırmayı, ortak belgesel çekimi önerisini dahi kabul etmiyorlar. Bu yaklaşımın nedeni de çok açık ortada:  Soykırımın uluslararası boyutta tanınmasına o kadar az bir zaman kaldı ki, bu gidişi tehlikeye düşürebilecek hiç bir adım atmak istemiyorlar.
 
Aynı durumda biz olsak, farklı mı davranırdık?
 
Hayır, elimizin ucuna gelmiş olan bir fırsatı tehlikeye atmazdık.
 
Onlar, zafere doğru yürüdüklerinden eminler. Hatta, özellikle ABD Kongresi’nden kararı geçirdikten sonrasının dahi hesaplarını yapıyorlar.
 
Biz ne yapıyoruz?
 
Ermenilerle uğraşmak yerine, biz kendimize bakalım...

*

KİTAP KÖŞESİ

SOVYET ARŞİVİNDE KÜRT İSYANLARI

Mehmet Perinçek’in “Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları” adlı kitabı Kaynak Yayınları’ndan çıktı. Mehmet Perinçek çok kapsamlı ve önemli bir çalışma hazırlamış. Kitap Birinci Dünya Savaşı’ndaki Barzani ayrılıkçılığı, Şeyh Sait İsyanı ve Ağrı İsyanı gibi yakın tarihimizin bu en karanlık dönemlerini Sovyetler gözünden aktarıyor. O dönemlerde hızla büyüyen Sovyetlerin yayılımcı politikası ile özellikle ilgilendiği Kürt sorunu konusunda arşivinin çok derin olduğunu biliyorduk. Şimdi bu kaynaklar Mehmet Perinçek’in bu kitabı ile elimizin altına geliyor.
      *
SELAHADDİN EL KÜRDİ
 
Reha Çamuroğlu’nun son kitabı, “Sultan Selahaddin El Kürdi” Everest Yayınları’ndan çıktı.  Haçlı Savaşları’na karşı duran, İslamiyet’in birleştirici karakteri Selahaddin’in hayatını ve savaşlarını tarihi bilgi ve bir edebiyatçı ustalığı ile yazan Çamuroğlu bize özel bir roman sunuyor.  Yazar, tarihin insana olduğu kadar, insanında tarihe etkisinin en güzel örneklerinden olan Selahaddin’in aşkları, acıları, ihanet ve dostlukları ile birlikte anlatmış.  (www.everestyayinlari.com)
 

 

X