"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Frankfurt'ta evde yaşanır

Doğan HIZLAN

Yurtdışına ilk kez çıkan arkadaşım, saat 19.00'da sokakların sessizliğini görünce bana şu soruyu sordu: ‘‘Almanlar sokağa çıkmaz mı?’’ Ben biraz ironik bir cevap verdim: ‘‘Genellikle sabahları.’’

Çünkü, Akdeniz'in gürültüsüne, insanların sokakcıl hayatına alışanlar Almanya'daki ev hayatını yadırgarlar. Akdeniz'le Almanya'yı ayıran fark budur. Ben daima, Akdeniz'i sevmeme, Akdeniz'i savunmama rağmen, kapalı hayatları tercih ederim. En sinirlendiğim söz, ‘‘ortalıklarda görünmüyorsun’’ sitemidir. Onun için de ortalıkta görünmeyen Almanlar'a bayılırım.

***

Zaman zaman bana İstiklal Caddesi'ndeki herc ü merçi övenlere şaşarım. Amaçsız, avara kasnak dolaşanları bir türlü anlayamam.

Hepsi kitap ve plak almadıklarına göre, bu kadar kişinin dolaşmasını ben kendime hiç açıklayamıyorum. Almanlar'a böyle bir teşebbüste bile bulunamam.

Geceleri Frankfurt'un yeşil banliyölerinde gezerken, yarı aydınlatılmış odalar beni çok çeker, orada Goethe okunduğunu, Brahms dinlendiğini hayal ederim. Herhalde sokakta Brahms, ya da Schubert dinleyecek değilsiniz.

Üstelik benim gibi sabah mahmurluğundan nefret eden bir insanın ev hayatına hayran olmaması mümkün müdür?

Şimdi bir çelişkiden sözedeyim. Ben de dışarda, lokantalarda geçirilen geceleri, pastanelerde yaşanan akşamüstlerini çok severim. Ama, gene de loş ışıkta, geceleri evlerinde tüketen Almanlar'a hayranlık duyarım. Bütün sorun şu galiba, Akdeniz birarada ve sokakta yaşamayı seviyor. Hayatın tadını ve anlamını birbirinde buluyor. Bireysel hayatlar, kapalı kapılar, Akdenizli'nin tarzı ve tavrı değil. Anlaşılıyor ki, gürültü ona yaşadığını hatırlatıyor.

***

Gecelerin bu sessizliğini, sabahın erken saatlerinde gene sessiz bir kalabalığa dönüşmüş bulursunuz. Orada işine giden insanların telaşlı, mutlu mu, mutsuz mu olduğuna karar veremediğim solgun fizyonomileri dikkatimi çeker. Ama gene de görevin kutsallığı bütün bu bireysel kuşkuların üstündedir.

Geceleri sokaklardaki bu sessizliğin, bir terkedilmiş, ölü şehir görüntüsünün sonucunda, insanların lokantalarda, barlarda yaşamadığını sanmayın. Her lokanta, her eğlence yerinde insan vardır.

Aradaki ayrımı bir kez daha belirteyim. Sokaklarda amaçsız dolaşan insanlar yoktur. Çoğu zaman alış veriş merkezlerinde bir o yana bir bu yana gidip gelen insanlara bakarım, bu zaman katillerini doğrusu hiç hoşgöremem. Hiç bir amacı olmayan ve niçin geldiğini kendinin de bilmediği, adeta buraya başkası tarafından atılmış hissini uyandıran bu adamları mı savunayım, yoksa dolaşmayıp evlerinde yaşayanları mı?

***

ÇEYREK yüzyılı aşkın Frankfurt'a gelen benim gibi birisi belki de Türkiye'deki değişiklikleri kendi bireysel merceğinden daha iyi değerlendirebiliyor.

Artık Türkiye'de herşey var, sloganının basitliğini savunmayacağım size. Ama, gene de kalem için, kalem kartuşu için, bir şişe mürekkep için Frankfurt'ta dükkandan dükkana koştuğumu, mürekkepler dökülmesin diye kutsal bir emanet gibi onu elimde taşıdığımı hatırlarım.

Oysa dün kırtasiyecileri gezdim. Kimi yerde Türkiye kadar, kimi yede Türkiye'den çok çeşit gördüm. Hiç birini alma gereği duymadım. Çünkü hepsini Türkiye'de almıştım.

Böylece enerjimi alışveriş gibi bir amacın dışındaki şeylere yöneltebildim.

***

Gelelim üzüldüğüm noktaya.

Türkiye'de hala yabancı kitapları alabileceğimiz ve geniş bir CD çeşidini bulabileceğimiz bir mağaza yok. Demek ki medeniyet serüvenimizde bir yanımız eksik.

Bunu gidermek için hepimizin uygarlığın şartlarını yerine getirmemiz gerekiyor.

X