Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

FP, şimdi bir sınav arifesinde!

Cüneyt ÜLSEVER

28 Şubat'ın en büyük mağduru Refah-Fazilet çizgisi ‘‘her mihnetten bir nimet doğar’’ sözleri çerçevesinde adı geçen süreçten payına düşen dersleri almış olduğunu iddia eden söylemlere ağırlık veriyor.

Herkesin ve her sosyal organizmanın yaşadıklarının özeleştirisini yapmaya muktedir olduğu inancı ile ben, Fazilet'in demokrasi taleplerini samimi bulmaya çalışıyorum.

Ancak, Türkiye'de her kesime karşı taşıdığım paranoyanın bu parti için de geçerli olduğunu belirtmek zorundayım.

Benim kafamdaki şablona göre ‘‘herkesin sadece kendisi için demokrasi istediği’’ bu ülkede Fazilet'in demokratik söylemi de bir mercek altında.

‘‘Ölene dek’’ değil, ‘‘işine yarayana dek’’ demokrat üreten bu topraklarda ‘‘başkaları için demokrat’’ olmaya yeltenmek çok zor.

* * *

Sosyal genlerine şu ana dek bir ihtiyaç olarak demokrasiyi yerleştirememiş Türk milleti, ömrünü şu iki veciz sözü doğrulayarak geçiriyor:

1) Duverger: ‘‘Milletler layık oldukları idarelere kavuşurlar.’’

2) Hz. Muhammed: ‘‘Neysen öyle yönetilirsin!’’ (Hadis).

Aynı hamurun başka bir versiyonu olmayı reddederek yola çıktığını iddia eden Fazilet, samimiyetini ispat etmek için şimdi bir yol ağzında!

13 Mart Cumartesi günü altlarındaki sandalyenin bir türlü tadına doyamayanların çağrısı ile toplanacak Meclis'te Fazilet Partisi alacağı tavır ile bir sınavdan geçecek.

Ya bu çıkarcı çağrıya sırtını dönecek, ya da Hoca'sını kurtarmak adına destek verecek.

Hoca'nın yasaklı olmasını ben de anti-demokratik buluyorum, şiir okumayı yargılayan 312. maddeyi ben de içime sindiremiyorum.

Ama, milli iradenin bu kadar ayaklar altında süründüğü bir ortamda tek saikleri kişisel çıkarları olan insanlarla işbirliğine yeltenmek -netice almak değil yeltenmek bile benim indimde yeterli kanıtı oluşturur- demokrasi adına hazmı zor bir lokma olur.

Faziletli dostlar kırılmasınlar ama bu ülkenin bir seçim sürecinden geçerek normalleşmesi Hoca'nın yasağından çok daha önemlidir.

İki yıldır olağanüstü bir dönemin sancıları ile yaşayan bir ülkenin zaten aylardır yapılacak mı, yapılmayacak mı diye doğumhane önünde beklediği seçime yeni bir çomak sokmak, belki bir ayda ülkeyi düze çıkarmayı vaat eden başbakan adayına, hatta sanal partisini seçimden kaçırmaya çalışan emanetçi lidere yakışabilir.

Ama, demokrasi bayraktarlığı yapan ve içinden çıkmaya çalıştığımız dönemin en fazla gadrine uğramış bir siyasal partiye hiç yakışmaz!

Üstelik bu parti yeni bir ‘‘bir bilen’’in sultası altında olduğunu bu kadar ayan beyan ortaya koyarsa, vesayet altında bir iradeye elindeki en kutsal tepki aleti olan oylarını emanet etmek herhalde vatandaşlar indinde sorgulanır hale gelir.

* * *

Kendi iradesini ortaya koyamayan, rüştünü ispat edemeyen bir siyasal partiye demokrasi ısmarlamak cemaat duyguları ile hareket eden çevrelerden başka yerlerde prim toplayamaz.

Bu ülkede belirli yaşın üzerinde siyaset yapmaya devam eden liderler ömürlerinin sonbaharlarında, belki de dünyayı terk etme zamanının yaklaştığı bilinci ile sadece kendilerini düşünüyorlar.

Onları dünya nimetlerinin son meyvelerini toplama telaşına kapılan yaşlıların tatlı ‘‘egoizmi’’ içinde görüyorum.

Siyasi yaşlılar bir türlü emekli olmayı içlerine sindiremiyorlar.

Hadi onların bu tavırlarını yaşlarına verelim, ama Fazilet daha çiçeği burnunda bir parti!



X