"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Fotoğraftaki uranyum kaçakçısı kimdi?

<B>DOĞAN</B> Holding Yönetim Kurulu Başkanı<B> Aydın Doğan'</B>la telefonla yaptığım söyleyişi sırasında, <B>‘‘Bana ne biliyorsan sor, hepsini cevaplayacağım’’ </B>dedi.

Söyleşide aklıma ne geldiyse yönelttim.

Son günlerde bazı gazetelerde porno yayıncılıktan mahkûm olduğunuz yazılıyor. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Bu soru bana da sık sık soruluyor. Sizden en azından bir açıklama bekleniyor.

PORNO YAYINDA ELEŞTİRİLER HAKLI

- Bu olay TEMPO Dergisi'nde yayınlanan bir yazı ve fotoğrafla ilgili... Bu yayının yapıldığı sırada ben Hürriyet dergi grubunu daha yeni almıştım. Hürriyet'in sorunlarıyla ilgileniyordum. Dergi grubu da bana daha sonra geçmişti. İtiraf edeyim ki, o sırada dergi grubuyla fazla ilgilenemedim. O günlerde TEMPO ve benzeri dergilerde bazı ekler veriliyormuş. Yakın çevremden tenkitler alınca bunların haklı olduklarını anladım. Hemen kaldırılması konusunda talimat verdim. Nitekim kaldırıldı da... Bundan ben de üzüntü duydum. Ama şunu bilmeni isterim ki, beni yakından tanıyanlar gayet iyi bilir, benim aile yapım da, ahlak anlayışım da, kafa yapım da bu tür yayınlara karşıdır. Şimdi benim de karşı olduğum bir olay, bana karşı kullanılmak isteniyor. Ne diyeyim, bizler başkalarını eleştirme hakkını kendimizde görüyorsak, onların da bizi eleştirme haklarını kabul etmemiz gerekir. Yine de adımın porno kelimesi ile yan yana telaffuz edilmesinden büyük üzüntü duyduğumu söylemek istiyorum.

GİDİP, ESEN KALE'YE SORSUNLAR

Yine bana çok sorulan bir soru daha var. İnternet sitelerinde de dolaşıyor. Siz Almanya'da bir uranyum kaçakçısı ile tavla oynamışsınız. Bunun da fotoğrafı çekilmiş. O kişi kimdi, bu tavla fotoğrafının hikáyesi nedir?

- Bu olayın hikáyesini bütün açıklığı ile anlatayım. Neler çektiğimi göreceksin. Beni bir gün Aydınlık Dergisi'nden Ferit İlsever aradı. 'Sizinle görüşmemiz lazım' dedi. 'Ben Bodrum'dayım o yüzden görüşemeyiz, ne soracaksan telefonda sor' dedim. 'Siz Almanya'nın Baden Baden şehrinde Özer Çiller ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Orhan Karabulut ile birlikte olmuşsunuz. Yanınızda da Hüseyin adlı bir uranyum kaçakçısı varmış' dedi. Ben böyle bir adamla birlikte olmadığımızı söyledim. O da 'Ama elimizde fotoğraf var' dedi. Ben de 'Öyleyse yayınlayın' dedim. Masada oturan kişi Ankaralı bir mimardı; adı da Esen Kale idi. Özer Çiller'in de yakın dostu idi. Çok esprili bir insandır. Yani fotoğrafta ismi verilen kişi ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Bunu anlattım. Aydınlık Dergisi, Esen Kale'nin fotoğrafını ayırarak yayınladı. Üstelik fotoğrafı çeken de o sırada bizim Almanya Temsilciliği'ni yapan arkadaşımız Bülent Zarif'ti. Ancak aynı fotoğraf bir süre sonra yanılmıyorsam Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı. Onlar Aydınlık kadar titiz davranmamışlar. Altına uranyum kaçakçısı diye, yine Hüseyin adını yazmışlar. Bir süre sonra bir Yunan gazetesi bunu alıp yayınladı. Yunanistan'da yargıya gittik. Koskoca bir sayfa tekzip yayınladılar. O da bitmedi, bu iftira kampanyası internete sıçradı. Sözde basın etiği adına hareket eden bir site bu fotoğrafı koydu. Bize düşman insanlar da onu alıp oradan oraya gönderdiler. İnternet için henüz hukuki yaptırımlar yok ki, mahkemeye gideyim. Elimde yazılı basın organları için alınmış mahkeme kararları var. Esen Kale orada Ankara'da oturuyor. İşini dürüstçe yapan bir mimar. Gidip sorsunlar. Ama sormuyorlar. Çünkü amaç beni ve grubu yıpratmak.

Türkiye'de medyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

- Türkiye'de medyayı ikiye ayırmak lazım; yazılı basın ve dergiler... Diğeri de elektronik basın... Yazılı basın ülkemizde ve dünyada elektronik basınla rekabette zorlanıyor. Çünkü haberi TV'ler daha süratli veriyorlar. Bütün bunlara rağmen dünyada yazılı basının biteceği yolunda bir kanaat yok... Uzun vadede yeni teknolojiler sayesinde, yazılı basın yeni rekabet kanallarını sağlayabilecektir.

HERKES TİRAJINI KORUMAYA ÇALIŞIYOR

Tirajlar...

- Bizde gelişmiyor. 1979'daki tirajlara geldik; tabii bunda ekonomik kriz de etkili... Bu nedenle herkes mevcut tirajlarını korumaya çalışıyor.

Elektronik basın...

- Türkiye'de bir kaos... Meçhul bir güce karşı mücadele ediyorsun sanki... Türkiye'de sermaye piyasasında işlem yapanlar ve bütün büyük gruplar, TV'lerin arkasındalar. Ama görünürde herkes inkár ediyor, kim olduğunu saklamak istiyor. Hepsinin hedefi de maalesef biziz... Ama bir de bizi suçlayanlara bir bakın. Türkiye'de birtakım şeylerin gizli kalmasını isteyenler, şeffaflaşmaya karşı çıkanlardır. Onlara göre şeffaflaşmanın adı da tekelleşme oluyor.

Yani...

- TV sahibi belli olmasın istiyorlar. Asıl tekelci onlar.

BUNLAR 1917 SOLCULARI...

İptal edilen RTÜK yasası..

- Bizi suçlayanlara bir bakın... Bu yasa çıkmasın; peki ne olsun? Kamuoyu, bazı TV kanallarının kime ait olduğunu biliyor mu? Sırf Aydın Doğan'a karşı olmak için yeni yasaya karşı çıkıyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde bu mantıksızlık yok. Ben bu görüşü savunanlara '1917 solcuları' diyorum. Maalesef bunlara bazı meslek kuruluşlarımız da katılıyor.

İnternet siteleri...

- Hálá hukuku yok; her an bir dedikodu ve iftira kusuyorlar. Geçen gün birisi 'Aydın Doğan hastaneye kaldırıldı' diye yazmış. Yahu kayınvalidemi hastaneye ziyarete gittim, yanımda da kızım vardı.

BÜTÜN VURGUNLARI BİZ ORTAYA ÇIKARDIK

Siyaset mi basını, basın mı siyaseti etkiliyor?

- Şunu söylemek isterim; muhalefet dünyanın her yerinde medya ile işbirliği yapar. Medya da, muhalefet de eleştiricidir. Ortak bir tavır içinde olurlar. Süleyman Demirel, muhalefetteyken her hafta bir dosya verirdi basına; kendi araştırma ekipleri tarafından yapılmış, yolsuzluk, hırsızlık, suiistimal gibi olayları kapsayan.... Ne yazık ki, 1994'ten sonra bir şey oldu Türkiye'de: Muhalefet iktidarla mücadeleyi bıraktı, medya ile savaşa girdi. Meclis'te kürsüye çıkıyorlar, medyaya yükleniyorlar. 1996'da Erbakan hükümet programını okurken de, 'Bu gazete sahiplerini göreceksiniz, yarından itibaren 180 derece dönüp bizi destekleyecekler. Çünkü bunların elleri devletin kasasında' dedi. Ben de, 'Devletin bütün imkánları elinde. Kimin eli devletin kasasındaysa çıkartamazsanız namertsiniz' diye mektup yazdım. Yani bizde muhalefet zayıf, dosya getiremiyor. Bir yolsuzluğu yazdığınız zaman da, bunun doğru yanlış olduğunu söylemiyor, 'Vay namussuz kartelciler' diye bize husumet cephesi açıyorlar. Bir gün Recai Kutan'a da dedim ki: 'Siz muhalefet görevinizi yapmıyorsunuz. Araştırma kuruluşlarınız, bürokratlarınız var, soygun vurgun, üçkáğıt var. Bize bir şey veremiyorsunuz. Bizim yazdıklarımızı konuşuyor, belge diye ortaya çıkartıyorsunuz.' Eksikliklerini örtmek için en iyi yol medyaya sövmektir, onlarca... Ne kadar vurgun, üçkáğıt varsa benim sahip olduğum gazete ve TV'lerin ortaya çıkarttığını iftiharla söylerim.
X