Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Formula 1’in 56 yılına bol kahraman ve olay sığdı

56 yıllık çok da uzun sayılmayacak bir geçmişe sahip olmasına rağmen Formula 1, her zaman kendi kahramanlarını yaratmış bir organizasyon. Bunun en büyük nedeni F1’in ilk 40 yıllık bölümünün tam anlamıyla ölümüne mücadeleye sahne olmuş olması. Eski zaman pilotları zaferleri yeri geldiğinde kendi canlarını ortaya koyarak kazanıyordu; bu da onları genç efsaneler haline getirdi.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
F1’in tek gerçek efsanesi var

F1 yarışlarının tek gerçek efsanesi. İtalya’dan göçmüş Arjantinli bir ailenin oğlu olan Fangio, sayısal olarak olmasa da oransal olarak F1’in en başarılı pilotu olarak efsaneler listesinin tepesindedir. Günümüzde neredeyse tüm rekorları Michael Schumacher tarafından kırılmış olsa da, Fangio bu başarıları çok daha kısa sürede ve 40’lı yaşlarında başarmıştı. İki pilot arasındaki dönem farkından doğan zorluluk farkını da göz ardı etmemek gerekli. 1911 doğumlu olan Fangio, ilk Grand Prix’sine katıldığında bile 39 yaşındaydı. Yarışmayı bırakana kadar takip ettiği 7 tam sezonun 5’inde şampiyon olmuştu. Bu arada 51 yarışta start almıştı ve bunların 48’inde en ön çizgiden start alma başarısını gösterdi. Sıralama turlarında birinciliği elde ettiği yarış sayısıysa 29’du. Fangio katıldığı 51 yarışın 24’ünü kazanmıştı. Fangio’nun yarıştığı dönemlerde F1 pistlerinde tek kural herkesin kazanması gerektiğiydi. Bunun en büyük ispatı Fangio’nun, yarıştığı kısa dönemde 30 arkadaşını yarışlardaki kazalarda kaybetmiş olması. İletişim olanaklarının günümüze göre çok daha kısıtlı olduğu bir dönemde Fangio öyle büyük bir üne sahipti ki, Küba’da Fidel Castro’nun devrimine dikkat çekmek isteyen gerillalar tarafından kaçırıldı. Fangio’nun diğer bir başarısı da 5 şampiyonluğunu 4 farklı takımda (Alfa Romeo, Mercedes (2), Ferrari ve Maserati) elde etmiş olması, yani otomobillerin değil Fangio’nun kazandığını kanıtlamasıydı. Fangio başarılı kariyeri boyunca çok az kaza geçirdi ve 86 yaşında Arjantin’de öldü.

İlk yarış ve ilk şampiyonluk
/images/100/0x0/55eaf2aef018fbb8f8a1043a
Nino Farina’nın bir efsane olmasında, Formula 1’in en büyük olaylarından birisine imza atmış olmasının etkisi büyük. 1950 yılında Silverstone’de yapılan tarihin ilk Formula 1 Grand Prix’ini Alfa Romeo’sunun direksiyonunda birinci bitiren pilot Farina’ydı. Bu başarısı onu ilk dünya şampiyonu ve F1’in ilk efsanesi yaptı. Babasının tamir atölyesinde ilk defa 9 yaşında direksiyona oturan Farina, oldukça tanıdık bir ismin de yeğeni. Farina ismini herkesin tanıyacağı bir hale getiren amcası Pinin (Pininfarina günümüzde aralarında Ferrarilerin de bulunduğu pek çok İtalyan spor otomobilinin tasarımını yapıyor), Nino Farina’yı 16 yaşında kendi yanında bir yarışa bile sokmuştu. Bütün bu avantajların yanında Farina’nın kendisine has bir yeteneği ve bu yeteneğiyle ortaya koyduğu atılgan sürüş stili vardı. İlk F1 Grand Prix’ini kazanamasaydı da sürüş stili Farina’nın efsaneler listesine girmesini sağlayabilirdi.

Formula 1’i bugünlere Jackie Stewart taşıdı

Jackie Stewart üç kez şampiyon olmuş, daha sonra da kendi yarış takımını başarıyla yönetmiş bir pilot olmasının yanı sıra, F1’in günümüzdeki konumuna gelmesinde de büyük katkılar sağlamıştı. Kendi iletişim yeteneğiyle tek başına sürdürdüğü savaş, F1 pistlerinin ve otomobillerinin pilotlar için çok daha güvenli yerler haline gelmesini sağladı. Stewart’ın yarıştığı dönemde 5 yıllık kariyeri olan her üç F1 pilotundan ikisi, yaşamını kazalarda kaybediyordu. 1970’de çok yakın iki arkadaşını ardından da 1973’te Tyrell Takımı’nda birlikte yarıştığı arkadaşının kaybetmesinin sonrasında yarışmayı bırakarak kendisini pilot güvenliğine adadı. Kendisi de önemli bir kaza geçiren Stewart’ın kazandırdığı güvenlik önlemleri arasında tüm yüzü saran kasklar, emniyet kemerleri ve Grand Prix’lerin tamamını dolaşan özel sağlık ekibi sayılabilir.

Alonso’dan önce en genç şampiyon Fittipaldi’ydi

F1’in gerçek bir savaş olduğu dönemlerde en genç şampiyon Fittipaldi’ydi. 12 Aralık 1946’da Brazilya’nın Sao Poulo şehrinde dünyaya gelen Fittipaldi, ilk şampiyonluğunu 1972’de kazandığında henüz 25 yaşındaydı. Günümüzde bu unvan gün farkıyla Fernando Alonso’ya geçti, ama Fittipaldi’nin yarıştığı dönem çok daha farklı ve tehlikeliydi. İki yıl sonra Fittipaldi bir kez daha şampiyon oldu. Bir kaza sonrasında sakatlandığında IndyCar yarışlarının en büyük yıldızlarından birisiydi ve iyileşmeye çalışırken geçirdiği uçak kazasında daha da ciddi bir şekilde sakatlanarak yarış kariyerine son noktayı koydu.

Hill, basının en gözde ismi oldu

Graham Hill’in F1’in önemli olaylar ve efsaneler listesine girmesinin en büyük nedeni onun ilk medya yıldızı F1 pilotu olmasıdır. Hill’in oldukça geniş bir hayran kitlesi vardı ve günümüz pilotlarının da sıklıkla yapmak zorunda kaldığı gibi tüm zamanını basın mensuplarıyla birlikte geçiriyordu. Bunun dışında Hill, Monaco Grand Prix’sini 5 kere kazanmak gibi bir rekorun da sahibiydi. 1962 ve 1968 yıllarında şampiyonluğa da uzanan Hill, katıldığı 176 yarışın 14’ünü kazandı. Yarışlarda yaşadığı tehlikeler ve arkadaşlarının arka arkaya ölmesi Graham Hill için yeterince heyecanlı gelmemiş olacak ki, kendisine küçük bir uçak alarak hayati tehlikesini artırma yolunu seçti. Zaten hayatının sonu da bu küçük uçakla geçirdiği kaza sonrasında geldi.

Ferrari işe yaramaz diyen pilot

Niki Lauda F1 tarihinin gördüğü en yetenekli pilotlardan birisiydi. 1974 yılında, 1964 yılından beri hiç şampiyonluk elde edememiş olan Ferrari takımıyla ilk testlerini yaptıktan sonra ciddi kişiliğiyle tanına Enzo Ferrari’ye otomobilinin hiçbir işe yaramayacak bir çöp parçası olduğunu söyledi. Fakat aynı konuşmanın sonunda bu otomobili yarışları kazanacak hale getireceğine de söz verdi. Sonuçta 11 yıl sonra Ferrari tekrar şampiyonluğa ulaştı. 1976 yılı da en az 1975 kadar iyi gidiyordu. Ta ki Nurburgring Pisti’ndeki feci kazaya kadar. Ferrari’siyle kaza yapan Lauda bir anda alevlerin arasında kaldı ve ciddi bir şekilde yaralandı. Başındaki birinci ve üçüncü dereceden yanıklar o kadar ciddiydi ki öleceği varsayılarak başına rahip geldi. Kazadan tam 6 hafta sonra, kafasındaki bandajlardan kan sızan Lauda, İtalya Grand Prix’sini dördüncü sırada tamamladı. 1977 yılında tekrar şampiyon oldu ve bir anda spordan sıkılıp 1978’de pistlere veda etti. Dönüşü 1982 yılında McLaren’la imzaladığı ve F1’in o zamana kadarki en yüksek rakamını ifade eden 5 milyon dolarlık anlaşmayla oldu. 1984 yılında üçüncü şampiyonluğunu kazandı, 1985 yılında son zaferine imza attı ve emekli oldu.

Ah o sol viraj

Senna F1’in en büyük isimlerinden birisi olmasına rağmen, ne yazık ki ölümüyle hafızalarda daha çok yer edindi. F1 pistleri onun kadar hırslı ikinci bir pilot daha görmedi. Yarıştığı her dönemde kendi başarıları bile ona baskı unsuru olmuştu ve kendisini geçmek için her zaman daha hızlı gitmeye çalıştı. Sonuçta 1988, 1990 ve 1991 yıllarında şampiyonluğu ulaştı. Özellikle 1988 yılında takım arkadaşı Alain Prost’la giriştiği aman vermez rekabet, F1’in aslında nelere kadir olduğunu herkese gösterdi. McLaren-Honda, 1988 yılında yapılan 16 yarışın 15’ini kazandı ve takım arkadaşından bir yarış fazla kazanan Senna mutlu sona ulaştı. Bütün bu hırsının yanı sıra, pist dışında Senna F1’in en sevilen isimlerinden birisiydi. Yaptığı bağışlarla pek çok vakfa destek olmuştu. 1994 yılında Senna’nın hayata veda ettiği San Marino Grand Prix’sinin sol virajındaki kazanın görüntüsü, zaten akıllarda en çok yer alan görüntülerin başında geliyor.

Schumi ve Fangio’dan sonra geliyor

Schumacher ve Fangio’nun ardından en çok şampiyonluğu bulunan pilot olan Alan Prost, 1985, 1986, 1989 ve 1993 yıllarında 4 şampiyonluğa imza attı. Senna’yla birlikte F1’in en unutulmaz takım içi rekabetinin seyircilere yaşatan Prost, pistteki başarısını masa başında göstermekten uzaktı ve 4 takımdan olaylı denilebilecek bir şekilde ayrıldı. Prost, F1 pilotluğunu bıraktıktan sonra kariyerini kendi takımının başına geçerek sürdürdü. Ligier Takımı’nı satın alıp ismini Prost Grand Prix olarak değiştirdi. Fakat takımı hiçbir zaman istediği başarıya ulaşamadı.

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler