Fon’a banka almayı savaş ve deprem için koruduk

Çiğdem TOKER
30 Mart 2005 - 01:56Son Güncelleme : 30 Mart 2005 - 01:56

Devlet Bakanı Ali Babacan, Bankacılık Yasa Tasarısı’nı değerlendirdi ve ‘Yeni bankacılık yüklerini üstlenmeye hiç de hevesli değiliz’ dedi. Babacan, zora giren bankanın Fon’a alınmasını öngören maddenin ‘savaş ve deprem’ gibi olağanüstü haller için korunduğunu söyledi.

DEVLET Bakanı Ali Babacan, Bankacılık Yasa Tasarısı’na aylardır tartışılan zor durumdaki bankaların Fon’a devri düzenlemesinin, ‘Savaş, deprem gibi finansal sistemin bütününü etkileyecek olağanüstü durumlar için’ konulduğunu açıkladı. ‘Bir yandan bankacılıktan kaynaklanan borcu öderken, yeni yükleri üstlenmeye hiç de hevesli değiliz yani’ diyen Babacan, ‘Ama ABD, Japonya gibi dev ekonomilerin bile son 15-20 yıl içinde yapmak durumunda kaldıkları bazı uygulamalara, ‘Zaten Türkiye’de artık böyle bir şey olmaz’ deyip set çekemeyiz. Bu tedbir BDDK’nın çekmecesinde duracak’ diye konuştu. Babacan, Niyet Mektubu’nun IMF Yönetimi’nde görüşülmesinin 16-17 Nisan’daki Bahar Toplantıları’ndan sonraya kalmasının büyük olasılık olduğunu belirterek, ‘Ancak sonuç nisan sonu mu olur mayısa mı sarkar bilemem’ dedi. Babacan, Hürriyet’in sorularını şöyle yanıtladı:
ÇEKMECEDE HAZIR TEDBİR

46 milyar dolarlık yük varken Fon’a devir maddesini neden koydunuz?

- Bu konu, tartışılması gereken zeminde tartışılmadı. Farklı yönlere gitti. Biz kararları eylül-ekimde vermiştik. Basında konuşulanlar, bürokrasinin kendi arasındaki tartışma. Oysa tartıştığımız, bambaşka birşeydi: Allah korusun, savaş, deprem gibi finansal sistemin bütününü etkileyecek olağanüstü durumlarda, BDDK’ya kısıtlı süre için Fon’a alıp almama seçeneğini veriyor. Bu BDDK’nın çekmecesinde hazır tedbir olarak duracak. Belki hiç kullanmayacak. Biz BDDK’nın güçlü kurum olmasını, elinde her türlü donanım hazır olsun istiyoruz. Bu tür kararlar anlık alınır. Böyle bir an gelirse ‘yetkim yok’ dememeli. Otoriteyse, seçenek onda olmalı.

YABANCIYA GÜVENCE YOK

Yabancı bankaların kredilerinin garanti altına alınması?

-
Hayır yok öyle birşey. Sadece olağanüstü durumlarda bir seçenek konuluyor. Bunu son 20 yılda pek çok Avrupa ülkesi, ABD, Japonya yaptı, araştırdık. Dev ekonomilerin bile son 15-20 yıl içinde yapmak durumunda kaldıkları bazı uygulamalara, biz ‘Zaten Türkiye’de artık böyle birşey olmaz’ deyip set çekemeyiz. Bunu ucuz tartışma konusu yapmamamız lazım.

IMF’nin istekleri hiç mi etkili olmadı?

- Şimdiye kadar IMF istedi diye hiçbirşey yapmadık. Eğer konu IMF talebiyse, son ikibuçuk yıl içinde IMF, bankacılık sektörüne dair farklı taleplerde bulunmuştur. Doğru olduğuna inandıklarımızı yapmışızdır, ama inanmadığımız şeyleri yapmadık. Kamunun bankacılık sektörü yüzünden üstlendiği yükler hoşumuza gitmiyor. Onun bedellerini Hazine’nin iç ve dış borcu olarak ödüyoruz. Biz şimdi bir yandan bunları öderken, yeni yükleri üstlenmeye hiç de hevesli değiliz yani.

Bankaların denetim sürecindeki tercihlerde önemli değişiklikler yaptınız, neden?

- Başkanın inisiyatifiyle, bilgisayar ya da bankacılık uzmanları, ya da hukukçular, yemin ederek yeminli murakıpların indiği detayda inceleme yapma yetkisine sahip oluyorlar. Mecbur tutmuyor, yine BDDK’ya bırakıyoruz. Türkiye’de 50 banka, ama 100 murakıp var. Sayı açısından ciddi bir orantı sorunu var. Yeminli murakıplarımız, konularında çok iyiler, hakimler. Ama organizasyon yapısı olarak denetimden sorumlu bir başkan yardımcısı ve yeminli murakıplar artık, diğer denetçilerin bizzat başında olacak. Bu yasada İmarbank tecrübesinden çok yararlanıldı.

IMF ile gecikme ve rahatsızlık yaratacak bir durum yok

Yeni stand-by için IMF misyonunun ne zaman geleceği belli oldu mu?

- Henüz resmi daveti çıkartmadık. birkaç gün içinde o kararı vereceğiz. Nisan’ın 16-17’sinde IMF bahar toplantıları var. Bu işleri o dönemin öncesinde bitirelim diye arzu ediyoruz. Şu anda da yetişmemesi gibi bir sorun görünmüyor. Sosyal Güvenlik Reformu ile Bankacılık’ta tartışılacak birşey kalmadı. Gelir İdaresi’nin perşembe günü Komisyon’a, haftaya da genel kurulda görüşülmesini umuyoruz. Yani Nisan’ın ilk yarısına kadar gereklilikleri bitirip toparlama sözümüz hálá geçerli.

- IMF’yle mutabakatı açıkladığınız 14 Aralık’tan bu yana 3.5 ay geçti. Gecikme yok mu?

- Kesinlikle gecikme, rahatsızlık yaratacak bir durum yok. Bu iş aslında 14 Aralık’ta bitti. Ne açıkladıysak, niyetimizde en ufak bir değişiklik yok. Bundan sonra yaşananlar doğal süreçler. Biz programı 1 Ocak’ta uygulamaya başladık. Herşey hedefler doğrultusunda gidiyor. Son iki haftadır piyasalarda olup bitene bakmayın. Bize özel değil, bütün dünyada oluyor. Bütün gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışı yaşanıyor.

Teşvik için sıfır maliyetli çözüm var

Stand-by’ın dördüncü koşuluna dönüşün Teşvik Yasası’nın bütçeye maliyeti belli oldu mu?

- Daha tartışılıyor. Henüz son noktayı koymadık. Önce kararı verilecek, daha sonra bütçeye maliyeti bulunacak. Tedbir gerekirse alınacak.

- 400-500 trilyon lira yük rakamları gerçek mi?

- Hayır. Sıfır maliyetli alternatif de var, bütçeye yük oluşturacak rakamlar da. Ama en yüksek rakamlar bile o rakamın çok altında.

- Alınacak tedbir vergi olabilir mi?

- Yoo. İkibuçuk yıldır defalarca çeşitli konularda maliyet hesap edip tedbir bulduk. Bunların dörtte üçü tasarruf tedbiridir. Dörtte biri vergidir. O da enerji maliyetlerinin bütün dünyada artmasından olmuştu.

Reel sektörün açık pozisyonu bilinmiyor

Reel sektörün açık pozisyonunda kaygı yaratacak durum var mı?

- Reel sektörün açık pozisyonu var ama çok yaygın, 100 binlerce firmaya dağılmış durumda. Elimizde sıhhatli bir istatistik yok. Açıklama yapanlara sorsanız, ‘nerede bu veriler getirin’ diye, getiremezler çünkü yok.

- Sağlıklı veri toplamak neden zor?

-
Reel sektör denen kesimin kendi şahsi parası bankada dolar olarak durabiliyor. Ama şirketinde dolar borcu, TL alacağı var. Açık pozisyon diyorsunuz ama adam kendisini hedge etmiş. Reel sektör şirketlerini sahip ve ortaklarından bağımsız düşünemezsiniz. Olağanüstü durumlarda insan kendi şirketinin zor duruma düşmesini istemez, parasını bozdurur, sermaye olarak koyar.

- Reel sektör açık pozisyonu için tedbir planınız var mı?

- Malezya gibi ülkeler bunu yapıyor. Bir reel sektör kuruluşu, yabancı para cinsinden kredi alacağı zaman onu Merkez Bankası denetliyor. Ama çift amaçlı. Sermaye hareketlerini kontrol amacıyla da kullanıyorlar. Bize has önlemler çalışılabilir ama, sağlıklı veri olmadan doğru bulmuyorum. Zaten bankalarımız özellikle döviz kredilerinde buna dikkat ediyor. Ayrıca reel sektörde çok firma var. Herşeyi çok katı düzenlemelere bağlayıp yavaşlatıcı tedbir doğru olmaz. Türk insanının içerde-dışarda çok parası var.

Ziraat ile Halkbank’ın yolunu ayırmanın zamanı

Kamu bankalarında bir dönem nisandaki genel kurullarda sona erecek. Ortak yönetim ve murahhas azalık hangi gerekçeyle bitiyor?

-
Artık daha güçlü bir genel müdür olacak. Aksi halde beş kişi tarafından paylaşılınca hızlı karar alınamıyor. Bir kişi artısı ve eksisiyle bütün sorumluluğu yüklensin istedik. Zaten murahhas azalığın başka yerde örneği yok. Kamu bankalarının da halka açılma süreçleri olacağı için, özel sektör mantığıyla daha hızlı karar almak gerekiyor. Ortak yönetim de zaten fiili bir durumdu. Atarken aynı kişiyi hem Ziraat’e hem Halk’a yazdığınız zaman ortak oluyordu. Geçmişte çok farklı stratejiler benimsenmiş. Bunlar kalkacak şimdi. Bankaların yollarını ayırma zamanı geldi.

Kamu bankası artık zararına iş yapmıyor

Özelleştirme konusundaki strateji netleşti mi?

-
Bir yatırım bankasıyla anlaşacaklar. Müstakbel alıcıların muhatabı artık yatırım bankası olacak. Planımız, bu yılsonu gelecek sene başı, önce Halkbank’ın, bir sene sonra da Ziraat Bankası’nın halka arzı.

- Blok satış teklifi gelirse?

- Yatırım bankası aracılığıyla yürütülecek. Ciddi talip olursa, blok satış opsiyonu her zaman var. Ticarette, ‘alıcı mı sorucu mu?’ derler. Sorucularla, gerçek alıcıları ayırt etmemiz gerekiyor. Eğer kamu hizmeti verilecekse, bunu özel bankalar da verebilir. Kamu bankaları artık zararına iş yapmıyor. Eskiden bankalar herşeyi bedava yapar, üstüne hediye bile verirdi.

- Şimdi kendi hesabınıza havaleye bile masraf istenecek noktaya geldik.

- Bu kötü değil, normalleşmedir.
Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı