Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Fizikçiler büyük yok oluştan 7 adımda kaçış planı hazırladı!

    Hürriyet Haber
    18.02.2005 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Evren artık kontrolden çıktı. Sorun yalnızca genişlemesi değil, aynı zamanda genişlemenin kendisinin de hızlanması. Böyle bir genişlemenin tek bir olası sonucu olabilir: sonsuz bir sessizlik ve karanlık, mutlak sıfıra vuran sıcaklık ve yaşamın hiçbir şekilde var olamayacağı şartlar.Evren artık kontrolden çıktı. Sorun yalnızca genişlemesi değil, aynı zamanda genişlemenin kendisinin de hızlanması. Böyle bir genişlemenin tek bir olası sonucu olabilir: sonsuz bir sessizlik ve karanlık, mutlak sıfıra vuran sıcaklık ve yaşamın hiçbir şekilde var olamayacağı şartlar. Bu tez 1998’de neredeyse kanıtlandı. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı ile Avustralya Ulusal Üniversitesi'ndeki astronomlar, bizden çok çok uzakta gerçekleşen, Ia Tipi süpernova patlamalarını inceliyor ve dünyadan uzaktaki hareket hızlarını ölçüyorlardı. Ia Tipi süpernovalar, evrenin genelinde aşağı yukarı aynıdırlar; bu yüzden evrenin genişleme hızını ölçmede "bir ışık" görevi görürler. Fizikçiler, kökeni belirsiz bir "kara enerji"nin, kütle karşıtı çekim kuvveti gibi davranarak galaksileri birbirinden uzaklaştırdığı sonucuna vardı. Evren genişledikçe, bu evrenin daha da hızlı genişlemesine neden olan kara enerji miktarı da artıyordu. Kara enerji fikrini ilk kez, 1917’de Albert Einstein ortaya atmıştı. Geçen yıl Büyük Patlama’dan (Big Bang) kalan kozmik radyasyonu analiz eden uydu WMAP’nın verdiği verilerle bu fikre ilişkin daha çok kanıt elde edildi. Bu verilere göre, evrenin tamamının yüzde 73’ü kara enerjiydi. Kara madde ise yüzde 23’ünü oluşturuyordu. Bize tanıdık olan maddeler, yani gezegenler, yıldızlar, gaz bulutlarıysa ancak evrenin sadece yüzde 4’ünü işgal edebiliyor. Zekanın sonuGiderek artan miktardaki kara enerji ise galaksileri birbirinden daha daha hızlı uzaklaştıracak ve evrenin karanlık, soğuk ve yalnız bir hale gelmesine neden olacak. Kalan enerji daha geniş alana yayılacağından, sıcaklıklar da hızla düşecek. Yıldızlar nükleer yakıtlarını tüketecek, galaksiler gökyüzünü aydınlatmayı durduracaklar ve evren de, ölü cüce yıldızlar, eskimiş nötron yıldızları ve kara deliklerin çöplüğüne dönüşecek. En ileri uygarlıklar, titrek titrek ışık yayan enerji közlerinin, yani kara deliklerin yaydığı silik, Hawking radyasyonunun etrafına üşüşecekler. O kadar ki, bilgiyi işleyen zeka da yok olacak. Hidroelektrik barajlar olsun, piller olsun, hepsi sıcaklık veya enerjiye bağlı değişim ölçümlerine bağlı çalışıyorlar. Kozmik sıcaklıklar, aynı en en düşük noktaya ulaştıklarında, farklılıklar da yok olacak. İş, enerji akışı, bilgi ve bunlara bağlı olan yaşam, cansız, buz gibi bir durma noktasına inecek. Zeka da aynı kaderi yaşayacak. Siyah, soğuk bir evren trilyonlar olmasa da milyarlarca yıl uzakta bizi bekliyor. İnsanlarsa bu arada, savaşlar, salgın hastalıklar, buzul çağları, göktaşı çarpmaları gibi onlarca felaket yaşayacak. Yaklaşık 5 milyar yıl içinde, Güneş’in dev bir kırmızı yıldıza dönüşmesiyle Dünya’nın nihai yok oluşunu da unutmayalım. Kaçış planı olabilirEvrenin en son gününe kadar yaşayabilmek için, gelişmiş bir uygarlığın, galaksinin çok uzağına kadar uzanacak bir yıldızlararası yolculuğa öncülük etmesi ve yavaşlayan, soğuyan ve karanlıklaşan bir evrenle nasıl baş edileceğini öğrenmesi gerekir. En büyük zorlukları, evren öldüğünde, "burada olmamayı nasıl başarabiliriz" sorusunu yanıtlamak olacaktır.Bu evrenden kaçma planı kulağa absürd gelebilir. Ancak, fizikte böyle bir yolculuğu yasaklayan hiçbir şey yok. Einstein’ın görelilik kuramı, paralel delikleri birbirine bağlayan, kimi zaman da Einstein-Rosen köprüleri diye nitelenen kurt deliklerin var olduğunu savunur; kuramsal ve deneysel fizikçilere göre de, paralel evrenler bilim kurgu değiller. Çok evrenlilik -yani bizim evrenimiz de sonsuz sayıda diğer evrenlerle birlikte vardır- kavramı, bilim adamları arasında büyük destek buluyor.MIT’den Alan Guth’un sunduğu ve Büyük Patlama’dan sonraki saniyenin trilyonda biri kadar bir zaman dilimi içinde evrenin nasıl davrandığını açıklayan genişleme kuramı, WMAP’den alınan verilerle de tutarlılık gösteriyor. Bebek evrenler yaratılıyorGenişleme kuramına göre, evren bugünkü boyutuna, zamanın daha başında kelimelerle anlatılamayacak kadar çabuk ulaştı. Stanford Üniversitesi'nden Andrei Linde ise bu kuramı daha da ileri götürerek, genişleme sürecinin bek bir olay olmayabileceğini ve "anne evrenler"in, sonu olmayan bir döngü içinde, sürekli "bebek evrenler" yarattıklarını öne sürdü. Eğer Linde’nin teorisi gerçekse, kozmik genişlemeler her zaman gerçekleşmekte ve siz bu satırları okurken bile yeni evrenler oluşmakta. Bu evrenden bir diğerine kaçma önerisi doğal olarak bazı sorular da yaratmıyor değil. Mesela, ileri bir medeniyet tam olarak nereye gidebilir, sorusuyla başlayalım. Aslında fizikçiler, paralel evrenlerin doğasını öğrenmeye milyarlarca dolar harcıyorlar. 1997’den beri Colorado Üniversitesi'ndeki bilim adamları, belki de bizimkinin bir milimetre uzağında bulunan par alel evrenlerle ilgili deneyler yürütüyorlar. İsviçre’de çalışmalarBenzer bir çalışmaysa İsviçre’de gerçekleştiriliyor. 2007’de Cenevre’de, dünyanın en büyük atom parçalayıcısı olan Large Hadron Collider çalışmaya başlayacak. Çapı 5.5 kilometreden büyük olan bu dev makine, bir protonun 1/10000’i boyutundaki uzaklıkların izini sürebilecek ve belki de Büyük Patlama’dan bugüne görülmemiş egzotik parçacıkları toplayacak. Makinenin ayrıca, yüksek boyutlarda paralel evrenlerin varlığına işaret edecek, minyatür kara delikler gibi parçacıklar veya süpersimetrik parçacıkları yaratması umuluyor. Bunlara ek olarak da, merkezi uzay olacak, LISA kütle çekim dalgası dedektörü de 2012’de fırlatılacak. Dünya’nın Güneş çevresindeki yörüngesini izleyecek olan LISA. 3 uydu içerecek. Lazer ışınlarıyla birbirleriyle iletişim kuracak olan bu uydular, bir kenarı 3 milyon kilometreden daha büyük uzunlukta bir üçgen oluşturacak. LISA çok çok uzaklardaki, belirsiz kütle çekim dalgalarını tespit etmek üzere tasarlandı. Bilim adamları, bu hassas cihaz sayesinde, diğer evrenlerin varlığının da incelenmesini umuyor. Peki biz neden bekliyor ve şimdiden bu evrenden kaçmayı planlamıyoruz? Yazının geri kalan bölümünde, kaçmak isteyen bir uygarlığa yol gösterici deneyler ve planlar yer alıyor; diğer bir deyişle, evrenin sonunda hayatta kalma kılavuzu. Gitme Zamanı: Kozmik kaçışımızı planlamaya başlamamızın zamanı geldi. Buradaki, dev galaksi M87 gibi görüntüler, evren çağlar boyunca ilerledikçe ölümsüz anılar arasına girecek. Kara enerji sayesinde, yakınlardaki galaksiler bile bizden ışık hızından daha büyük bir hızla uzaklaşacak ve hiçbirinden haber alamayacağız. Sonunda atomlar bile hareket edemeyecek kadar soğuyacak; zaman bile kendini donduracak ve çırpınan uygarlıklar için artık çok geç olacak.Evreni terk etmenin 7 yoluBu durumda insanlığın önündeki tek seçenek, bizim evrene paralel var oldukları öne sürülen, ama göremediğimiz diğer bir evrene, bir kurt deliği yaratarak kaçabilmek ve uygarlığımızı orada yeniden kurabilmek... İşte bir kurt deliği yaratmanın 7 yolunun bilim kurgusal senaryosu.HER ŞEYİ İÇEREN BİR KURAM BUL VE BU KURAMI DENEİleri bir uygarlık, bilinmeyene dalmadan önce, diğer tarafa geçişi mümkün kılacak yolları iyi öğrenmesi gerekir. Sona ilerlerken bilim adamlarının, evrenimizi diğerlerine bağlayan solucan deliklerin kararlılığını hesaplamak için kuvantum kütle çekimi kanunlarını keşfetmesi gerekiyor. Bugünse, her şeyi kapsayan Ğkimilerine göreyse tek kuramın, Sicim Kuramı ya da M-kuramı olduğuna inanılıyor. Bu kuram, tüm yarı-atomik parçacıkların, minik bir sicim veya zar üzerindeki farklı titreşimler olduğunu savunur. Bunlar sıradan sicimler değil, yüksek boyuttaki hiper-uzayda titreşen sicimlerdir. İlkesel olarak, evrenimiz 11 boyutta sürüklenen dev bir zar olabilir ve sonunda da komşu zarlar veya evrenlerle çarpışabilir. Evrenimiz ile komşu evrenin, iki paralel sayfa gibi birbirlerinin 1 milimetre mesafesinde gezinmeleri olasıdır. Bu denli küçük bir mesafeyi birleştirmek içinse, dev güçte bir düzeneğe ihtiyacımız vardır. DOĞAL YOLLARDAN OLUŞMUŞ BİR KURT DELİĞİ ARAŞTIREğer bu evrenden bir diğerine kaçmak istiyorsak uygun bir çıkış bulmamız lazım; mesela bir kurt deliği, boyutsal bir kapı veya burayı oraya bağlayan kozmik bir tünel. Kimi doğal yollarla oluşacak birçok olasılık var. İnanılmayacak kadar çok enerji açığa çıkarmış olan Büyük Patlama; kozmik ipler, yanlış boşluklar veya negatif madde veya enerji gibi, fiziğin tüm sıra dışı varlıklarını da geride bırakmış olabilir. Evrenin ilk genişlemesi öyle çabuk ve patlayıcı şekilde gerçekleşmiş olabilir ki küçük kurt delikleri bile esnemiş ve çıplak gözle görülebilir boyutlara parçalanmış olabilir. Böyle varlıkların keşfi, ölmekte olan bir evrenden kaçmaya büyük yarar sağlar. Eğer gerçekten varlarsa, onları bulsak iyi olur. Buna ihtiyaç duyana kadarsa, belki de bugünden milyarlarca yıl sonra, gelişmiş bir uygarlık bu kapıların birinin önünde sendeleyecektir. Bilgisayarınızı geliştirin: Einstein’ın denklemleri, paralel evrenlerin varlığına izin veriyor. Ancak kurt deliğinin diğer tarafında ne olduğunu hesaplamak için, bugün varolanların da ötesinde devasa boyutlarda bilgisayar gücüne ihtiyacımız olacak. BİR KARADELİK İÇİNE İNSANSIZ BİR UZAY ARACI YOLLAKaçışın bir diğer yolu, karadeliklerdir. Karadeliklerin bir avantajı, evrende çok fazla bulunmalarıdır. Evrenimizin ortasındaki karadelik, güneşimizin tam 3 milyon katı kütleye sahiptir. Tabii ki halledilmesi gereken birkaç teknik sorun var. Birçok fizikçi, karadelik içine yapılacak bir yolculuğun ölümcül olacağını düşünüyor. Einstein’ın denklemleri, karadelik içinden geçişin mümkün olabileceğini söylese de, kuvantum etkileriyle başa çıkılamayabilir. Öte yandan, bizim karadelik fiziği üzerine bilgimiz henüz çok başında ve bu varsayımlar henüz hiç denenmedi. Mantıklı bir denemeyse, karadeliğin içinden geçmesi için bir uzay aracı gönderilebilir. Tabii ki, böyle bir yolculuğun bileti tek gidiş kesilecektir. Çünkü her bir karadelikten geri dönüş yoktur; ışık bile yoğun kütle çekiminden kaçamaz. Aracın, bu ufuk noktasından geçene ve tüm iletişimin kesileceği ana kadar vereceği bilgiler toplanabilir. Bu noktayı, yoğun ve büyük olasılıkla ölümcül bir radyasyon alanı sarar. Bir araç, bu bölgeden tam olarak ne kadar radyasyon geçtiği saptayabilir. Bu, sonraki uçuşlar için önemli bir veri olabilir. Bir araç beraberinde, karadeliklerin kararlılığı hakkında kritik sorular da getirebilir. 1963’te matematikçi Roy Kerr, hızlı dönen bir karadeliğin bir noktaya değil, daha çok merkezkaç kuvveti yüzünden parçalanamayan bir halkaya dönüşeceğini gösterdi. Kerr’in halkasına bakarak şu söylenebilir: evrenimizin merkezindeki bir kurt deliği, bizi aynı evrendeki diğer noktalara veya sonsuz sayıdaki paralel evrenlere bağlayabilir. Bu paralel evrenler, bir gökdelendeki asansörün katları gibi üst üste yığılmış olabilir. Bilim adamlarıysa, Kerr’in halkasına giren birine ne olacağı konusunda farklı görüşleri savunuyor. Bazıları, bir aracın gönderilmesinin ufuk noktasını tekilliğe indirgeyeceğini ve tüm deliği tamamen kapatacağını öne sürüyor. Bu tartışma, Stephen Hawking’in 7 yıl önce yaptığı ünlü açıklamasını temmuz ayında geri çekmesiyle daha da alevlendi. Hawking, karadeliğe giren bir bilginin, bir daha ele geçmeyecek şekilde kaybolmayabileceğini söylüyordu. Ünlü bilimciye göre, karadeliğe bir araç yollamak, deliğin yaydığı Hawking radyasyonunu rahatsız edebilir ve bilginin dışarı sızmasına izin verebilirdi. Bir araç yollamak ve neler olacağını görmek için birçok nedeniniz var aslında. YAVAŞ ÇEKİMDE BİR KARADELİK YARATBir karadeliğin ufuk çizgisi yakınında üsteleneceği özellikleri araştırdıktan sonra yapılacak iş, yavaş çekimde bir karadelik yaratmak ve uzay-zaman’daki özelliklerine ilişkin daha detaylı deneysel veri elde etmek olabilir. Einstein 1939’daki bir makalesinde, kendi kütlesi altında yavaş yavaş çöken yıldızlara ait birikmiş yığınak kütlesini ele almıştı. Bu denli bir kütlenin tek başına büyük bir karadelik yaratamayacağı sonucuna varan Einstein, ancak yine de cismi şiddetle içeri doğru çökebileceği şeklindeki, bize bugün tanıdık gelen kavramı hiç dikkate almamıştı. Bilim adamının çalışmaları, "dönen bir sisteme, eğer birisi yavaşça ek madde veya enerji gönderirse, bir içe çökme yaşanabileceği ve bir karadelik oluşabileceği" olasılığına yanıt vermiyor. Sözgelimi bir uygarlığın, galaksi düzeyinde madde tutma kapasitesine sahip olduğunu hayal edin. Bir kara delik oluşturmak için boyutu Manhattan kadar olan, ancak Güneş’imizden daha büyük kütleye sahip, dönen nötron yıldızları bir araya toplanabilir. Kütle çekimi yıldızları aşamalı olarak birbirlerine yaklaştıracaktır. Mümkün olan noktada, ileri teknolojiye sahip bilim adamlarımız da karışıma daha fazla nötron yıldızı katabilirler. Toplam madde 3 güneş kütlesini geçtiği anda, birleşik kütle çekimi yıldızları dönen bir halka içine, yani Kerr kara deliğine çökmeye zorlar. Gelecekteki bilim adamları, solucan deliklerinin nasıl oluştuklarına ilişkin çok fazla bilgiye sahip olacaklar. Nazikçe karıştır:Bilim adamlarının, düzensiz bir süpernova patlamasına benzeyen bir patlamaya neden olmamaları için nötron yıldızlarının hareketinin yavaş olması gerekiyor. Eğer düzgün gerçekleştirilirse, süreç sonunda biri bu evrende diğeriyse öbür evrende olmak üzere iki Kerr halkası yaratılması gerekir.NEGATİF ENERJİ YARATKerr halkalarının öldürücü veya kozmik ortamlar için çok kararsız olduğu kanıtlanırsa, gelişmiş bir uygarlık, negatif madde veya negatif enerji kullanarak yeni bir kurt deliği açmayı düşünebilir (İlkesel olarak, negatif madde veya enerjinin, neredeyse hiçbir ağırlığı yoktur. Bu, pozitif enerji taşıyan ve aşağı düşen karşı-kütleden farklıdır). Caltech Üniversitesi'nden Kip Thorne ve ekibi, 1988’de, yeterli negatif madde veya enerji bulunuyorsa, bir ziyaretçinin içinden serbestçe geçip geri dönebileceği bir kurt deliğinin yaratılabileceğini ortaya koymuştu.Henüz hiç kimse negatif enerji veya negatif maddeyi görmemiş olsa da, laboratuarda "Casimir Etkisi" adı altında saptandı. İki yüksüz, paralel levha olduğunu düşünün. Teorik olarak aralarındaki kuvvetin sıfır olması gerekir. Ancak, eğer yalnızca birkaç atom kadar birbirlerinden uzağa konurlarsa, o zaman aralarındaki boşluk, düzensiz kuantum değişikliklerinin oluşması için yeterli olmayacaktır. Bunun sonucunda da, levhalar çevresindeki alanda yaşanan kuantum değişikliği sayısı, aralarındaki boşluktan büyüktür. Bu fark, iki levhayı itici bir net kuvvet yaratır. Hendrik Casimir, bu etkiyi 1948’de tahmin ederken o günden bugüne kadar da deneysel olarak kanıtlandı. Sözü geçen enerji miktarı çok önemsizdir. Casimir etkisini pratik dünyaya uygulamak için, paralel levhaların birbirlerine, en ileri teknoloji kullanılarak aklın hayalin alamayacağı bir yakınlıkta yerleştirilmeleri gerekir. Bu değer, uzunluğun en küçük ölçüsü olan Planck uzunluğunda (10 üzeri eksi 33) olabilir. Ardından da, bu iki paralel levhanın tek bir küre haline getirildiğini ve bu fraksiyonel aralık içinde birbirlerine bastırıldıklarını düşünün. Ortaya çıkan Casimir etkisi, küre içinde bir kurt deliği açmaya yetecek enerjiyi yaratabilir. BEBEK EVREN OLUŞTURHem Kerr halkası hem de negatif enerji teorisinin güvenilmez çıkması halinde, Guth’un genişleme kuramı daha zor bir kaçış planı sunuyor: bir bebek evren yaratmak. Guth’un da altını çizdiği gibi, evrenimize benzeyen bir şeyler yaratmak için, 10 üzeri 89 foton, 10 üzeri 89 elektron, 10 üzeri 89 pozitron, 10 üzeri 89 nötrino, 10 üzeri 89 antinötrino, 10 üzeri 79 proton ve 10 üzeri 79 nötrona gerek vardır. Ancak Guth’a göre, bu maddenin pozitif enerjisi, kütle çekiminin negatif enerjisiyle tamamen ortadan kaldırılmıyor. (Eğer ki evrenimiz tamamen kapatılsaydı ki durum öyle değil, her iki değer de birbirini yok ederdi). Diğer bir deyişle, bir bebek evren yaratmak için gereken toplam madde miktarı, yalnızca birkaç onsa (0.028 kg.) denk gelebilirdi.Prensipte, uzay-zamanın belirli bölgesinin kararsız olması ve "yanlış boşluk" denilen bir hale girmesi durumunda bebek evrenler doğar. Evrenimizi yaratmak için gereken yanlış boşluk, 10 üzeri -26 santimetre genişlik gibi inanılmayacak küçük bir değerdir. Eğer, bir onsluk maddeden böyle bir yanlış boşluk yaratılmışsa, yoğunluğu santimetre küp başına 10 üzeri 80 gram gibi hayret verici bir değer olacaktır. Birkaç onsluk maddeyi bir araya getirmek kolaydır; gereken küçük hacme sıkıştırmaksa bugünkü koşullarda mümkün değildir. Çözüm için, aşağı yukarı Planck enerjisine eşit gerçeküstü bir enerji miktarının küçük bir alanda toplanması gerekir. İşte size, gelişmiş bir uygarlığın deneyebileceği 2 yaklaşım.6a.Lazerle İçeri Doğru Çökecek Bir Makine YapLazer ışınlarının gücü aslında sınırsızdır; yalnızca lazer yayan maddenin kararlılığı ve güç kaynağın enerjisiyle sınırlandırılmıştır. Günümüzde katrilyon vat üreten Petavat lazerleri mevcuttur. Karşılaştırmak gerekirse, dev bir nükleer santral, sürekli de olsa yalnızca bir milyar vat üretebilir. Bir X ışınının, nükleer bombanın ürettiği enerjiyi hedef alıp akla hayale gelmeyecek kadar büyük bir güç itkisi oluşturması ise teorik olarak mümkündür. Gelişmiş bir uygarlık, çok daha büyük ölçekte bir cihaz yaratabilir. Geleceğin bilim adamları, göktaşlarının üzerine dev lazer istasyonları kurup, ardından da tek bir notaya milyonlarca lazer vuruşu ateşleyerek günümüz teknolojisini silip süpürecek sıcaklıklar ve basınçlar yaratabilir. Her bir lazerin gücü, nükleer bir bombayla sağlanabilir. Ancak böyle bir cihaz, sadece tek bir kullanımlık olabilir.Bu dev lazer ışınlarını ateşlemenin bir amacı, bir odayı 10 üzeri 29 Kelvin derecesine ısıtarak içerde yanlış bir boşluk yaratmaktır. Bir diğer amaçsa, birbirlerine Planck mesafesinde olacak bir çift küresel tabakayı sıkıştırmak ve Casimir etkisiyle negatif enerji yaratmak olabilir. Her iki durumda da, oda içinde evrenimizi bir diğerine bağlayacak bir solucan deliği açılarak kaçmamız sağlanmalıdır.6b.Kozmik Atom Parçalayıcısı YapSu anda bilim adamlarının kullanabildiği en büyük güç üreten cihaz, Large Hadron Collider’dır. 2007’de devreye girmesiyle 14 trilyon elektron volt üretmesi bekleniyor, ancak bu değer bile yanlış boşluk yaratmak için gereken enerjinin katrilyonda biridir.Ancak, güneş sistemimizin çapında bir parçacık hızlandırıcısı da işi görebilir. Devasa büyüklüklerdeki sac mıknatıslar, göktaşları üzerine stratejik aralıklarla yerleştirilebilir. Bunun amacı, Güneş çevresinde hedef alınan bir ışını kırmak ve odaklamaktır. Ayrıca Large Hadron Collider’ın, dev halka çevresinde yarı-atomik parçacıkları güçlendirmek için radyo frekansı enerjilerini kullanan dev parçacık hızlandırıcı teknolojisinin son örneği olabileceğini not etmekte yarar var. Fizikçiler, lazerle çalışan ve milyarlarca elektron volt üretebilecek hızlandırıcıların masa üstüne koyulacak boyutlarını geliştirmeye başladı bile. Bilim adamları bugüne kadar, güçlü lazer ışınlarını kullanarak metrede 200 milyar elektron volt hızını elde ettiler, ki bu yeni bir rekordur. Süreç çok hızlı ilerliyor ve enerji faktörü her 5 yılda 10 faktör büyüyor. Gelişmiş bir uygarlığın bunları mükemmelleştirmek için uzun yılları var.NANO-ROBOTLARI GÖNDERBuraya kadar saydığımız kurt deliklerinin işe yaramadığını varsayalım. Belki de kararlı değillerdi, içinden geçilemeyecek kadar küçüktüler ya da radyasyon etkisi bakımından çok yoğundular. Peki ya geleceğin bilim adamları, bir kurt deliğinden yalnızca atom boyutundaki parçacıkların güvenle geçeceklerini saptarsa? Durum böyleyse, zeki uygarlığın tek bir seçeneği kalır: diğer tarafta insan uygarlığını yeniden yaratmak için kurt deliğine bir nanobot (Nano-robot) gönderilmelidir.Aslında bu, doğada hep var olan bir süreçtir. Bir meşe ağacı, yeni bir ağaç yaratmak için gereken tüm genetik bilgiye sahip tohumları üretir ve yayar. Bu tohumlar ayrıca, kolonileşmeyi mümkün kılacak yeterlilikte besinle doludur. Nanoteknolojiyi kullanan gelişmiş bir uygarlık, bu kendi kendini kopyalayabilen, minik makine içine büyük miktarlardaki bilgiyi kodlayabilir ve bu makineyi boyutsal bir geçiş noktasına gönderebilir. Atom boyutlarındaki madde, ışık hızında yolculuk yapabilir ve kararlı ve değerli minerallerle dolu bir aya inebilir. Yerleştikten sonra, elindeki hammaddelerden faydalanarak kendinin milyonlarca kopyasını yapacak kimyasal bir fabrika yaratabilir. Bu yeni robotlar, daha sonra diğer yakın aylara ateşlenerek yeni fabrikalar kurar ve daha milyonlarca kopya oluşturur. Kısa bir süre sonraysa, trilyonlarca robot uzay aracından oluşan bir küre, ışık hızına yakın genişler ve tüm galaksiyi ele geçirir.Ardından bu robot araçlar, dev biyoteknoloji laboratuarları kurarlar. Taşıdıkları çok değerli bilgiyi Ğyani uygarlığın en eski yerlilerinin yeniden yüklenmiş DNA sekanslarını- kuvözlere enjekte ederler ve tüm türü klonlarlar. Geleceğin bilim adamları, yerel halkın kişiliklerini ve anılarını bu nanobotlara kodlamayı başarırsa uygarlık yeniden doğmuş olacaktır. Eğer gün gelir de başka bir zeka yaşam tarzıyla karşılaşırsak bu, Enterprise yıldız gemisi gibi uçan bir tencere içinde olmayacaktır. Ay üzerinde terk ettikleri bir robot araçla karşılaşmamız çok daha büyük bir olasılıktır. Discover, bilim dergisinden (Michio Kaku) aktardığımız bu astrofiziksel bilimsel ve kurgusal senaryo şöyle bitiyor: "Bu, Arthur C. Clarke’ın 2001: A Space Odyssey hikayesinin temelini oluşturuyordu. Clarke’ın hikayesi, belki de dünya dışı bir zekayla karşılamanın bilimsel olarak en doğru anlatımıydı. Filminde, bu mantık bilim adamlarınca ilk dakikalarda birleştirilmişti, ancak yönetmen Stanley Kubrick son düzeltmelerinde söyleşileri kesip attı. Garip Ama Gerçek: Kulağa biraz fantastik gelse bile, tüm bu senaryolar geleceğin uygarlığının kapasiteleri dahilindeki fizik ve biyoloji kanunlarıyla tutarlılık gösterir. Bunların tümü, genişleyen bir evrenin son günlerini yaşayan uygarlığın yegane kaçış şansları olabilir.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı