Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fiziği iyi olan ayakta kalıyor

SİZLERİ bilemem ama ben dün Lviv’deydim. Her zaman yaptıklarımı yapmak üzere.

Biraz daha fazlasını bu kez. Her zaman karşılaştığım zorlukları aşarak. Belki biraz daha fazlasını bu kez. Ben dün Ronaldo ve Özil’in kapışmasına gittim. Hem yazmak, hem fotoğraf çekmek, hem de maçı daha iyi anlayabilmek için.
Andreas ve Filipe maça birlikte gelmişler. İki arkadaş. Biri Portekizli, diğeri Alman. İkisi de kazanacaklarını söylediler. Bana beraberlik kaldı.
Ze-Ying ve kız arkadaşı Çinli. Almanya formasıyla gelmişler maça. Tıpkı annesinin kucağına asılı minik Leo, babası ve abisi gibi..
Maçtan önce medya center’da Danimarka-Hollanda maçını seyrettim. Robben tek başına takımdı yine. Ama tek başına takım olmak kanatta oynarsanız çoğu zaman arkadaşlarınızın futbol keyfini kaçırıyor. İster Bayern ister Hollanda forması giyin. Yetenekleriniz ne olursa olsun, attığınız şut kaleye girmeyince bir Viking çıkıp ifadenizi alıveriyor. Danimarka ilk sürprizi yaparken, yaz aylarında fizik gücünün önemini bir kez daha ortaya koydu. Ayakta kalan kazanır bu turnuvayı, onu gösterdi.

Bir ben keyif aldım

/images/100/0x0/55ea1e87f018fbb8f86c67da

HOLLANDA şanssızdı, çok kaçırdı, penaltısı verilmedi. Ama benim kadar beceriksiz forvetlere sahipti aynı zamanda. Tamam yorgunum, koşuşturuyorum ama ayağıma gelen iki mutlak gol fırsatından yararlanıp topu boş kaleye atamadım. Akreditasyon merkezinde Lizarazu ile karşılaştım. Fransızlar’ın eski ünlü yıldızı ile. İşi var gibiydi. Sadece resim çektirdim. Hollanda-Danimarka maçı sonrası official shop aradım. Ararken resimler çektim. Ama sorarak. Fotoğrafının çekilmesini istemeyen taraftarları çekmedim. Ata bindim, stadın önünde. Hande duymasın, kıskanır. Ardından medya center’a döndüm. İçeri girerken Alan Sherear’la karşılaştım. Önce fotoğraf çektirdim. Sonra, “Hürriyet’i biliyor musunuz?” dedim. “Evet” dedi. “Üç soru sorabilir miyim?” dedim. Yanında VIP bir grup vardı. Belli ki gecikmiş bir yerlere. “Hayır” dedi. “Fotoğrafınızı kullanabilir miyim?” diye sordum. “Evet” dedi. Ben de Timuçin’e gönderdim.
Maç başladı. Bir elimde ipad, diğerinde iphone. Önümde Nikon D90. Sağolsun Süleyman Arat’tan aldığım güzel objektif. Keyifsiz 90 dakikadan en çok keyif alan ben oldum herhalde. Ne sağımdaki İngiliz, ne de solumdaki Ukraynalı meslektaş.

Maradona’dan bu yana

LVİV’deki çoğu yolu Türk şirketleri yapıyormuş. VIP salonunun yemeklerini Türk şef Durmuş hazırlıyormuş. Stadı yapan firma kim bilmiyorum ama sempatik geldi bana. 32990 seyirci varmış dün gece.
Maç boyu 5 tweet attım. Sonuncusunda; Klose oyuna giriyor, ifadesini kullandım. Çünkü dördüncü hakemin yanındaydı ve oyunun durmasını bekliyordu. Löw büyük ihtimal Gomez’i çıkartacaktı. Bu sezon La Liga’nın kaderini belirleyen isimlerden biriydi Khedira. Nou Camp’ta attığı golle şampiyonluğun habercisi olmuştu. Bu kez ortasına Gomez vurdu kafayı. Klose bankta kaldı. Rui Patrico uzanamadı. Bize yenildikten sonra görevine son verilmesi gereken ve takımını son derece kötü yöneten, Almeida’dan çok daha etkisiz gözüken Postiga’yı oynatan Bento çaresizdi. Almanya neden turnuva takımı olduğunu gösteriyordu bir kez daha. Disiplinleriyle ve maçın adamı seçilen Mesut’la yine topun çizgiyi geçmesini sağladılar. Portekiz ise Pepe kadar istekli olmayan Ronaldo’ya bu kadar yüklenmenin bedelini yine ağır ödedi. Maradona’dan bu yana hiçbir dünya yıldızı tek başına hem kulübünü hem ülkesini birden uçuramadı çünkü.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI