Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fırsatlar ve riskler

<B>YİNE</B> bir rüzgár yakaladık. Dışımızda oluşan şartlar bizim lehimize gelişiyor. <B>11 Eylül</B> Türkiye'nin önemini Batı dünyası için artırdı. Türkiye'nin yeni oluşan durumda olumlu tavırlar alması fırsatların değerlendirilmesi anlamına geliyor.

‘‘Kriz ülkeleri’’nden biri olan Arjantin ekonomisinin daha da kötülemesi dikkatlerin ikinci kriz ülkesi konumundaki Türkiye'ye yoğunlaşmasına neden oldu. Şartlar olumluya döndükçe, yabancı mali yatırımcıların dikkatle izleyecekleri ülkelerden biri olduk. Batı'nın verdiği destek yabancı mali sermayenin riskini azalttı.

Yurtiçinde de moraller yüksek. Dokuz aydır söylendiği halde yapılmayan ‘‘döviz kurunun istikrarı’’ dış şartların etkisiyle sağlandı. Beklendiği gibi, kurlardaki istikrar yavaş da olsa yurtiçi yatırımcıların tercihlerini değiştirmeye başladı. Yastık altındaki mali tasarruflar yavaş yavaş sisteme girmeye başladı.

EV ÖDEVLERİ

Kurlardaki istikrarın kalıcı olduğu inancı yayıldığında, devalüasyon nedeniyle oluşan ‘‘servet etkisi’’ iç talebi uyarabilir. Alıştığımız büyüme performansını yakalayamasak dahi, ekonomik küçülme durabilir. İşsizliğin daha da artması söz konusu olmaz. Ancak böyle bir ortam oluştuğunda, ekonomi politikaları kendilerinden bekleneni verebilir. Enflasyonla mücadele yeniden gündeme gelebilir.

Kurlardaki istikrar bundan sonraki gelişmelerin en belirleyici öğesidir. Bugünlerde yaşanan iyimserlik havası olumlu ‘‘haberler’’ sonucunda gerçekleşen tesadüfi bir gelişmedir. Kurlardaki istikrarın kurumsallaşması gerekir. Aksi takdirde, istikrarın kalıcılığı daima sorgulanacaktır. Kurlara istikrar getiren olgular istikrarsızlığın da nedeni olacaklardır. Birinci risk buradadır.

Türkiye ‘‘ev ödevleri’’ni yapmak ve tamamlamak zorundadır. Bunlar arasında yapısal reformların zaman geçirilmeden tamamlanması vardır. Yasaları çıkarmaktan daha da önemlisi çıkan yasaları uygulamaktır. 2002 yılı çıkan yasaların uygulamaya konulacağı bir yıl olmalıdır.

IMF ile üzerinde çalışılan 18. stand-by düzenlemesi öncekilerinden hem daha sıkı olacaktır, hem de uygulaması çok daha yakından takip edilecektir. Burada da ikinci risk gündeme gelmektedir. Türkiye'yi tarihinin en büyük ekonomik bunalımına sokan bir hükümet böylesine sıkı bir programı uygulayabilecek midir? Öyle bir kabiliyetleri vardı da, 17. programı neden batırdılar?

KRİZ BİTMEDİ

Hükümet 2002 yılında çok sıkı denetim altında olacaktır
. Denetim yalnızca IMF tarafından değil, Türk halkı tarafından da yapılacaktır. İtibar, programlanan işler yapıldıkça, azar azar artacaktır. İyimserlik hep ‘‘ihtiyatlı’’ olacaktır. Dolayısıyla, olumluya doğru gidiş de olabileceğinden daha yavaş olacaktır.

Üç günlük olumlu havaya bakarak ‘‘tamam, başardık’’ havası hükümeti rehavete götürdüğünde ödenecek fiyat çok yüksek olabilecektir. Artık, yanlış yapma lüksümüz kalmamıştır. Bu, hükümet için olduğu kadar, bürokrasi için de doğrudur.

Krizden henüz çıkmadık. Ama, rüzgár arkamızda. Dümenciden şüphelerimiz var. Yine de, arzuladığımız rotayı dümenciyi iyi kontrol ettiğimizde tutturabiliriz.
X