"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Firenin gerçek nedeni ‘açılım’dır

ANAYASA değişikliği paketinin delinmesine yol açan oylamanın ardından “fire” listesi çıkarırken yakalanan AKP milletvekili Faruk Koca listeyi neden yaptığını açıklamış: “Arkadaşlarımızı fitneden korumak için!”

“Ben bir şey söyleyeyim de ister inanın, ister inanmayın” kabilinden bir açıklama.
İnanan çıkmış mıdır bilemiyorum, ben inanmadım.
Bu maddenin AKP’de fireye neden olmasının tek nedeni var: Şiddete bulaşması olası ayrılıkçı partilerin kapatılmasının zorlaştırılmasını, AKP’nin “milliyetçi” kanadı kabul edemedi.
Mesele bundan ibarettir.
Hükümetin, büyük bir heyecanla ilan ettiği “Kürt açılımını” üzerinde bir sene konuştuktan sonra başlamadan bırakıp, gündemi Anayasa değişikliğine çevirmiş olmasının nedeni de budur.
TBMM’de anlatması gereken “açılımı”, artistik kişilerle yemeklerde konuşmasının nedeninin de bu olduğu gibi!
“Sonu nereye varırsa varsın, bu işi yapacağız” gibi iddialı açıklamaları yapanların, Başbakan’ın ve yardımcılarının, AKP ileri gelenlerinin, bir süredir bu sözü neden ağızlarına bile alamadıklarının yanıtını böylece bu oylamada almış olduk.
Şimdi gündeme referandum gelecek. Neresinden baksanız iki ay da onunla oyalanacağız.
Sonra da referandum sonrası tartışmalara sıra gelecek. “Ben kazandım, sen kaybettin” tartışmalarıyla bir üç ? bey ay daha kazanacaklar ve bir de bakacağız ki yeni genel seçime gidiyoruz!
Başbakan Erdoğan da içi boş bir “açılım” sözüyle karıştırdı ülkenin Cumhurbaşkanlığı’na doğru yola çıkacak.
Memlekete hayırlı olsun!

Muhalefet, Başbakan’ın peşine takılmazsa

BEKLENMEDİK bir gelişme olmaz ise Anayasa değişikliği referanduma gidecek.
Teorik olarak bakıldığında bu tür referandumların kabul edilme olasılığı daha yüksek. İnsanlar, içeriğini tam olarak bilmeseler bile bir “değişikliğin” lehine oy kullanıyorlar, bunu biliyoruz.
Öte yandan bildiğimiz bir gerçek daha var. Bugün hükümete verilen destek, son genel seçimden bu yana neresinden baksanız bir on puan kadar geride.
Çünkü insanların temel sorunları çözülmedi, işsizlik azalmadı, “Kürt açılımı” diye içi boş bir kavram ortaya atılıp memleketin siyasi gerilimi yükseltildi.
Böyle bir ortamda “hükümete güven oylamasına” dönüştürülecek bir referandum kampanyasının, çok ilginç sonuçlar yaratabileceğine de kuşku yok.
Anayasa değişikliği paketinin karşısında ciddi bir blok var: CHP, MHP, BDP’nin son araştırmalardaki gücü, küçük partilerin de bunlara ekleneceği varsayılırsa, hükümeti kesin bir yenilgiye uğratacak düzeyde.
Bunun tek şartı, oylamayı “hükümete evet mi, hayır mı”ya çevirmek.
Onu belirleyecek olan da muhalefet partilerinin ve özellikle de liderlerinin performansları olacak.
Eğer, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gündemi belirlemeyi Başbakan’a bırakacak olurlarsa kaybedeceklerini şimdiden söyleyebiliriz.
Elbette hükümetin olası bir güvenoyu yenilgisi, bir erken seçimi de gündeme getirecektir.
Anayasa değişikliği paketinin son oylamasında iktidar milletvekillerinin kafasında kuşkusuz ki bu seçenek de olacak.
Çünkü yeni bir seçimde çoğu TBMM’ye yeniden gelmeyi başaramayacak.

‘Gizli ajanda’ o gün ortaya çıkacak

“YANDAŞ medya”nın köşe yazarları, ısrarla şunu söylüyorlar: “Bu Anayasa, 12 Eylül’ün anayasasıdır ve değişmesini istemiyorsanız, darbe anayasasını savunuyorsunuz!”
12 Eylül Anayasası’nın toplumumuzu dar bir kalıba dökme isteğinin önemli kurumlarından biri de YÖK.
Üniversite eğitimini, bir tür “yüksek liseye” çeviren, akademik faaliyeti kısıtlayan, öğrencileri “küçük köleler” haline getiren bu kurum, 12 Eylül’ün getirdiği “vesayetçi” mekanizmaların başında geliyor.En az HSYK kadar önemli bu kurumla ilgili olarak nedense pakette hiçbir şey yok.
Çünkü hükümet, YÖK’ü ele geçirdi ve istediği gibi kullanacağını biliyor.
HSYK ve Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirdiğinde de göreceksiniz ki 12 Eylül Anayasası’nın öteki hiçbir maddesiyle sorunları kalmayacak.
Çünkü dertleri “12 Eylül anayasası” ile değil, sisteme hâkim olmakla ilgili.
Gerçekten “demokratikleşmiş” bir ülke değil, tek başlarına yönetebilecekleri bir ülke istiyorlar.
Bugüne kadar bütün icraatları bunu gösteriyor.
En hızlı AB taraftarıydılar, “AB hedefi” görüntüsü altında istediklerine ulaştıklarında AB’yi unuttular.
Muhalefetteyken ve iktidarlarının ilk yıllarında en hızlı YÖK düşmanıydılar, YÖK’ü ele geçirdiklerinde bu kurumu memnuniyetle kullanabiliyorlar.
Şimdi sırada yargı kaldı. Onu da ele geçirdikleri gün, oradaki düzenden de, 12 Eylül Anayasası’ndan da şikâyetleri kalmayacak.
Gerçek “ajandalarının” ne olduğunu da o gün göreceğiz.
Demokrasi güçleri, bu oyunu bozmak zorundadır.

X