Fikrimin ince müdahilleri

“BİZİM fikirlerimiz iktidarda ama, biz hapisteyiz”.

Haberin Devamı

Mamak Askeri Cezaevinde kurulmuş olan askeri mahkemeyi izliyorum. 12 Eylül’den bir kaç ay sonra. 12 Eylül yönetimi MSP ile birlikte MHP’yi de yargılıyor. MHP iddianamesinde askeri savcı 200 dolayında MHP’linin idamını talep ediyor.
İddianame okunduktan sonra ilk savunmayı MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş yapıyor. Savunmalarında Türkeş’in ve yanlış hatırlamıyorsam, MHP’li Ticaret Bakanı Agah Oktay Güner’in müthiş bir sözü var:
“Bizim fikirlerimiz iktidarda ama, biz hapisteyiz, idamla yargılanıyoruz”.
MHP’nin fikirleri iktidarda, darbe yapanlarla MHP aynı düşünceyi taşıyor, MHP’nin en yetkili ağzından büyük bir itiraf.
O tarihte fikirleri iktidarda olan MHP, şimdi mağdur, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı davada müdahil olmak istiyor.
Müdahil olmanın suyunun çıktığı yer. Duruşma salonunda başka örnekleri de var.
SONU GELMEZ
Yargılama orada, müdahil yarışı burada. Cumhuriyet Tarihinde darbecilerin ilk kez yargılandığı bir dava böylelikle Arap Saçına dönüyor.
Türkiye’de milyonlarca insan 12 Eylül mağduru. İdamlar, işkenceler, işten atılmalarla karşılaşanlar, onların aileleri mağdur. Müdahil olma hakları elbette var. Ama, bu biçimde devam ederse, bu davanın sonu yok. Yıllarca sürer ve nasıl sonuç alınır, belli değil. Bu manzara ve MHP örneği kantarın topuzunun kaçtığının en açık göstergesi. Yoksa, yönetilemeyen bir dava ile karşı karşıya kalırız.
DİYARBAKIR CEZAEVİ
Buna karşılık, müdahil olmayı asıl gerektiren dava başka. Diyarbakır Cezaevi Davası.
12 Eylül’ün en büyük işkence evlerinden biri Diyarbakır Cezaevi. Onun hemen yanında Mamak ve Kartal Askeri Cezaevleri.
Yaklaşık bir yıl önce Diyarbakır Cezaevi ile ilgili avukat Fikret İlkiz ve arkadaşlarının başvurusu var. O başvuruda 12 Eylül dönemi boyunca Diyarbakır Cezaevinde görevli subay, astsubay, gardiyan, hatta doktorların isimlerinin belirlenmesi isteniyor. O isimler Diyarbakır Savcılığına geliyor.
İsimler belirlendiğine, görevleri belli olduğuna, belgeler elde olduğuna göre, artık iddianame hazırlama aşamasına geliyor demek.
Müdahil olunacaksa, işte Diyarbakır davası. Mamak, Kartal ve başka cezaevleri için de, benzer başvuru şart. O dönemin cezaevleri ile ilgili tek tek davalar ve oraya müdahil olmak. Pratikte çıkar yol bu.
Bu haliyle Evren ve Şahinkaya’nın yargılanmaları yanlış rotada seyrediyor. Buna karşılık, siyasi müdahale hakkı kullanılacaksa, onun da sınırı olması gerek.

Haberin Devamı

Gül’den ürküten sözler

Haberin Devamı

EN sıcak, hepimizi en çok ilgilendiren gündem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sözleri. Üstelik, o sözleri Harp Akademileri’nde verdiği konferansta söylüyor:
“İran’ın nükleer programı çerçevesinde odaklanan gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşme ihtimali bulunmaktadır. (…) Türkiye için diplomatik aktivizm ve askeri hazırlık seçenek değil, zorunluluktur”.
Daha ne söylesin, Gül Orta Doğu’da açıkça savaş olasılığını vurguluyor. Savaşın odağında İran ve Suriye var.
Böyle bir felakette Türkiye’nin savaş dışı kalması giderek zorlaşıyor. Amerika ile İran çatışırken, Türkiye hızla İran’dan uzaklaşıyor. Amerika ne derse, onu yapıyor. İran’dan petrol alımını azaltma isteği dahil. Obama’nın Ahmet Davutoğlu’nu işaret parmağıyla yanına çağırması dahil.
Türkiye tam Amerika yörüngesinde. Gül’ün bu sözleri o açıdan çok ürkütücü.

Haberin Devamı

Evren ve Şahinkaya ile yüz yüze

YÜZ yüze gelmek şart. Yargıçlar ve sanıklar mutlaka yüz yüze gelecek
Gelecek ama, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hasta. Fizik olarak mümkün olmadığı bildiriliyor. “Kafeste gelsinler, bilmem nede gelsinler” gibi fantezilerin yerine, hukuk ne diyor, ona bakmak gerek.
Ya teknik olarak, ses ve iletişim araçlarından yararlanarak sorguları yapılacak ya da bir yargıç hastaneye gidecek.
Böyle bir ortamda duyguların alıp başını gitmesi normal ama, maksat üzüm yemekse, ayakların yere basması kaçınılmaz.

‘Sakın ola ki’

DARBEDEN yirmi gün sonra, 30 Eylül 1980’de Kenan Evren Harp Okulu’na gidiyor. Harbiyelilere bir konuşma yapıyor:
“Biz mecbur kaldık, darbe yaptık. Ama, siz sakın ola ki, böyle bir girişimde bulunmayın. Bununu sonu yok ve yıpratıcı”.
Harp Okulu öğrencileri o sırada kuzu kuzu Evren’i dinliyor. Ancak, sonradan onun uyarısını dinlemiyor. 28 Şubat post modern darbesi bunun en açık örneği.
28 Şubat’ta da kalmıyor, 2000’li yıllara uzanıyor. Şair haklı, tarihten ders alınmıyor. İster asker, ister sivil, görevleri ne olursa olsun, bizim topraklarda öğrenmenin tek yolu var, yaşayarak öğrenmek. Bu da, epey ilkel bir yol.

Yazarın Tüm Yazıları