Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

"Fidel'in Zaferi"

Küba devrimi çok özeldi. Çok sınırlı sayıda genç devrimci, dağlara çıkmışlar ve bütün toplumu etkileyen bir süreci başarmışlar, ABD yanlısı zalim Batista rejimini yerle bir etmişlerdi. Tamamen özgün bir durumdu, ancak dünyanın bir çok yerinde "örnek" alındı.

Küba devrimi(1961), bizim gençlik yıllarımızın efsanesiydi. Bu efsanenin de iki kahramanı vardı: Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara. Küba örneğiyle bütün dünya gençliğini etkileyen “eylem”i, şöyle özetleyebilirdik: Dağlara çıkıp zalime başkaldırmak ve oradan devrimi başarmak.

Che Guevara, Küba'dan sonra, Bolivya'da devrim yapmaya gitti. Dağlarda çarpışırken yaşamını yitirdiğinde de ölümsüz bir kahramana dönüştü.

Geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz devrimci şair arkadaşımız Metin Demirtaş, Che Guevara'ya adadığı şiirinin bir bölümünde, o günlerdeki ruh halimizi çok güzel anlatır:

"Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa

Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır

Yani satılmış değillerdir hiç tüfek patlamıyorsa

Alaçamın, mor meşenin ardına silah çatıp yatmağa

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera..."

KÜBA VE BİZİM DAĞLAR

Bu duygular, dünyanın bir çok yöresindeki '68 gençliğinin bir bölümünü dağlara yöneltti. Onlar, haksızlığa karşı, Küba'lı sosyalistler gibi, “devrim yapma” umuduyla isyan ettiler. Koşullar farklıydı, yaşadığımız dünya farklıydı.

Bu yüzden, Sinan Cemgil'den, Deniz Gezmiş'e, Mahir Çayan'dan, İbrahim Kaypakkaya'ya uzanan Türkiye 68 gençliğinin en parlak önderleri, bu isyan uğrunda yaşamlarını yitirdiler.

Bir umudun, "gerçekçi ol imkansızı iste" hayallerinin peşinden gittiler. Devlet onlara çok acımasız davrandı, darbeciler onları gözlerini kıprmadan katlettiler.

ŞİDDET VE SOL

Madalyonun diğer yüzüne bakarsak: Sol, kendi içindeki şiddetle, hiçbir zaman temelli bir hesaplaşma içine girmedi. Haksızlığa haklı ve meşru başkaldırıyla sınırlı bir savunma mekanizması, bu hesaplaşmanın önüne geçti. Siyasette şiddetle yüzyüze gelmek; yalnızca solun değil, meşru zeminde siyaset yapan, halkın desteğini almayı kendisine temel ilke edinen tüm siyasi yapıların meselesi. Maalesef ülkemizde de, "siyasette şiddet", gerektiğinde başvurulacak bir yöntem olarak güncelliğini koruyor.

KÜBA ÇOK ÖZEL

Küba devrimi çok özeldi. Çok sınırlı sayıda genç devrimci, dağlara çıkmışlar ve bütün toplumu etkileyen bir süreci başarmışlar, ABD yanlısı zalim Batista rejimini yerle bir etmişlerdi. Tamamen özgün bir durumdu, ancak dünyanın bir çok yerinde "örnek" alındı.

Küba'daki devrimciler, bir haksızlığa başkaldırmışlardı. ABD'nin bölgedeki hegemonyasına ve haksızlıklarına isyan etmişlerdi. Sonra kurulan "sosyalist" rejim de, Washington'un devirme çabalarına, ambargolarına karşı, halkın desteğiyle ayakta kalabilmişti. Castro, bir büyük efsane olarak, toplumu peşinden sürükleyebilmişti.

Aradan tam 53 yıl geçti. Dünya değişti. “Sosyalizm” iddiasıyla kurulan rejimler ne yazık ki, insanlığa vaad ettikleri şeyleri gerçekleştiremediler. Adaleti sağlayamadıkları gibi, adaletsizlikler yaptılar. Sonuç olarak, başarısızlığa uğradılar.

Dünyada eşitsizlik ve haksızlık devam ediyor. Bu yüzden; insanlığın zulme, sömürüye, ayrımcılığa karşı arayışı sürecek, sürüyor.

TECRİDİN SONU

ABD, ambargoyla, askeri müdahale çabalarıyla yıkamadığı Küba rejimiyle artık ilişki kurmaya karar verdi. Tecrit, 53 yıl sonra bitiyor.

Bir yönüyle baktığımız zaman; bu durum, “Küba'nın ve Fidel Castro'nun zaferi olarak” kabul edilebilir. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, bu gelişmeyi şöyle yorumluyor: "Tarihi bir gün yaşıyoruz, Fidel'in zaferi..."

ABD'nin sağcıları, memnun olmadıklarını açıklıyorlar. Cumhuriyetçilerin lideri, Türkiye'ye karşı sert tavırlarıyla tanıdığımız Senatör Mccain, twitter'da şunları yazdı:"Obama'nın Küba planı ile düşmanlarımız cesaretlendirildi, dostlarımızın morali bozuldu."

Obama'nın da bu tecridin kırılmasındaki başarısını gözardı etmemek gerekiyor.

Sosyalizm iddiası ne oldu” diye sorulursa, bu konuda bir başarıdan söz etmek o kadar da kolay değil.

Tabii tek başına, Küba ne yapabilirdi” dememiz de mümkün...

Herşeye rağmen; Fidel'in büyük direncini ve Küba halkının ambargoyu kırabilmesini, onların başarısı olarak görebilir. selamlayabiliriz.

X