Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Fevzi Çakmak gibi olacağım

    Hürriyet Haber
    09 Eylül 1998 - 00:00Son Güncelleme : 09 Eylül 1998 - 00:01

    Genelkurmay Başkanlığı görevini 30 Ağustos'ta İsmail Hakkı Karadayı'dan devralan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 1934'ün soğuk bir aralık gününde Bilecik'in Bozüyük ilçesinde dünyaya geldi. Ondan iki yaş büyük ağabeyi Hasan, okumak yerine terziliği yeğlemişti. O ise ağabeyinden farklıydı. Okumak istiyordu. Mustafa amcasının üniformasına imreniyordu. Onu örnek alıyor, ‘‘Asker olacağım’’ diyordu.

    Nitekim, amcasından sonra ailenin ikinci generali oldu.

    Kıvrıklar ailesi, yaz aylarını harman yerinde geçirirdi. Baba Mehmet, güneşle dost bir çiftçiydi. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi vardı. Eli herşeye yatkındı. Yük taşımak için gereken arabayı kendisi yapar; tarladan artan zamanlarda radyo ve saat tamiriyle uğraşırdı. Minik parçalar arasında kendinden geçerdi.

    Mehmet'in yaşamı hep Bilecik'in Bozüyük ilçesinde geçmişti. Bozüyük, Osmanlı'nın ilk yerleştiği bölgelerden biriydi. Orada yerlilere manav, sonradan göçenlere de yörük deniyordu. Kıvrıklar, manavlardandı. Kökeni Türkmenlere dayanan bu geniş aileye Bozüyük'te ‘‘Kıvrıklar’’ denmesinin nedeni çok iyi bilinmiyordu. Bu lakabın ‘‘Kıvrak zekalı’’ anlamında kullanıldığı rivayeti yaygındı.

    Kıvrıklar, oğullarından Mustafa'yı okutup, asker yapmışlardı. Ancak Mehmet okumak yerine kendisine tarlada geçecek bir yaşam seçmişti. Şükriye Hanım ile evlenmiş, Kasımpaşa Mahallesi'ndeki iki katlı minik ev, kısa süre sonra çocuk sesleriyle şenlenmişti. 1932'de Hasan doğmuş, iki yıl sonra soğuk bir aralık gününde Hüseyin dünyaya gelmiş; onları Ahmet ve Fatma izlemişti.

    İLKOKULA İLK ADIM

    Büyük oğlan Hasan okumak yerine terziliği yeğlemişti. Hüseyin ise ağabeyinden farklıydı. Okumak istiyordu. Mustafa amcasının üniformasına imreniyordu. Onu örnek alıyor, ‘‘Asker olacağım’’ diyordu. Gözü yükseklerdeydi:

    - Ben de Fevzi Çakmak gibi paşa olacağım.

    Yedi yaşına gelince, babası ilkokula yazdırdı. 2.Mektep, hemen evlerinin karşısındaydı. ‘‘Talebe Künye Defteri’’ne 49 numarayla kaydedildi:

    ‘‘Hüseyin Kıvrık, Doğduğu Yıl 1934, Doğduğu yer Bozüyük, Babasının Adı Mehmet, Annesinin Adı Şükriye, Velisinin İçtimai Vaziyeti çiftçi, Mektebe kaydolduğu tarih 18 Ekim 1941.’’

    Deftere, körüklü, kara örtülü eski tip makinalarla çekilmiş siyah beyaz bir fotoğraf yapıştırıldı. Saçları üç numara traşlı, gülümsemeyen bir çocuktu fotoğraftaki...

    Okula çabuk ısındı. Çalışkan ve düzenliydi. Defterlerinin kenarının kıvrılmasına bile tahammül edemezdi. 2.Mektep, küçük bir okuldu. Sadece üç sınıfı vardı. O nedenle 1943'te daha büyük bir okul olan, 1.Mektep'e geçti.

    1.Mektep binası daha büyüktü. Siyah önlüklü, beyaz yakalı öğrenciler, kız erkek karışık sınıflarda okuyorlardı. Teneffüslerde oğlanlar ön bahçede, kızlar arka bahçede oynuyorlardı. Sınıfta ise kızlar ön sıralarda toplu olarak oturuyorlar, oğlanlara arka sıralar kalıyordu.

    478 numaralı ‘‘Kıvrık Hüseyin’’, dördüncü sırada oturuyordu. Öğretmen gelmeden önce sınıf tahtasını o hazırlıyordu. Derslerde de dikkatle öğretmeni dinliyordu. Öğretmenleri Mehmet Okan'ı tüm öğrencileri seviyordu. Cumhuriyetçi, Atatürkçü bir öğretmendi. Çocuklara da bu çizgiyi benimsetmeye önem veriyordu. Namazı farklı tanımlıyordu:

    - Namaz jimnastiktir, fakat ibadettir.

    Orucu da ‘‘perhiz’’e benzetiyordu. ‘‘Oruç da bir tür perhizdir, ama ibadettir.’’ Bu sözler, öğrencileri etkiliyordu...

    Yaşamla ilgili deneyimlerini de öğrencilerine aktarıyordu Mehmet öğretmen. Bir gün öğrencilerine bir rüyasını anlattı: ‘‘Bir grup, güle oynaya şarkılar söyleyerek yürüyordu. Arada bir kırbaç şaklıyor, içlerinden biri devrilip, ölüyor, kalabalık önce onunla ilgileniyor. Ama sonra yine kalkıp, güle oynaya, şarkılar söyleyerek yürümeye devam ediyorlardı. Sonra yine kırbaç sesi, sonra yine şarkılar... Böyle devam ediyordu.’’

    ‘‘İşte hayat bu’’ diyordu Mehmet öğretmen... Birileri ölür gider, ama kalanlar yaşama devam eder. Tüm sınıf sessizce dinliyordu.

    Öğretmenin sınıfta olmadığı zamanlarda ise gürültüden geçilmiyordu. Teneffüslerden sonra tahta merdivenlerden koşarak sınıfa çıkıyorlar; uğultu sınıfta da devam ediyordu. Onları ancak sınıf mümessili Kadir (Tırtıllı) susturabiliyordu. Bulgaristan göçmeni olan Kadir, iri yarı bir çocuktu...

    Yokluk yıllarıydı. Bir kırmızı kalem ya da bir boyalı kalem kutusu elden ele bütün sınıfı dolaşıyordu. Sınıfta en iyi resim yapan Taceddin (Kesemen) idi. Çoğunun yerine Taceddin resim yapar, arkadaşlarının da iyi not almasını sağlardı. Hüseyin de iyi resim yapamayanlardan biriydi. Öbür derslerde aldığı pekiyi notuna resim dersinde ulaşamıyordu.

    Hüseyin daha çok okumayı severdi. Boş zamanlarının çoğunu birşeyler okuyarak geçirirdi. Kızlar, o yıllarda Kerime Nadir, Esat Mahmut gibi yazarların romanlarını ellerinden düşürmezlerdi. O ise daha çok derslerle ilgili kitaplar, dergileri okurdu. Bütün sınıf gibi o da bir çocuk dergisine aboneydi.

    Arkadaşlarının makara yuvarlama oyununa katılmazdı. Dana kılından yapılan toplarla oynanan futbola da itibar etmezdi. Az konuşur, sorulara cevap vermekle yetinirdi. Cevapları da kısa ve net olurdu.

    10 KASIM'DA BAYILDI

    İlkokuldan, 1946'da pekiyi dereceyle mezun oldu. Diploma defterinde, Türkçe, Tarih-Coğrafya-Yurttaşlık Bilgisi, Tabiat Bilgisi, Aile Bilgisi, Aritmetik-Geometri, Müzik, Jimnastik, Hal ve Gidiş derslerinin ortalaması pekiyi idi. Sadece resim dersinden orta, yazı dersinden ise iyi almıştı.

    Diploma defterinde küçük bir değişiklik vardı. İlkokula girerken ‘‘Kıvrık’’ olan soyadı, bu kez ‘‘Kıvrıkoğlu’’ olarak yazılmıştı.

    İlkokuldan sonra, öğrenimine Bozüyük Ortaokulu'nda devam etti. Ortaokulda ilkokuldaki sınıf arkadaşlarından bazıları ile ayrı sınıflara düşmüşlerdi. Hüseyin, 1/B sınıfındaydı. O yıl iftihar listesine geçmişti.

    10 Kasım'da yapılan Atatürk'ü anma töreni sırasında Hüseyin fenalaştı. Hemen bir sınıfa götürüp, bir sıraya oturttular.

    1/A sınıfında olduğu için uzakta kalan ilkokul arkadaşlarından Zişan (Kızılcıklı) merak etti. Hüseyin'i götürdükleri sınıfın kapısını araladı. O dönemde kızlar ve erkek öğrenciler, birbiriyle konuşmazdı. Zişan, o tedirginlikle sadece kapıdan başını uzattı:

    - Ne oldu Hüseyin? Başın mı döndü?

    - Yok, duygulandım...

    Zişan, arkadaşının Atatürk sevgisinden mutlu oldu. Sessizce kapıyı çekip ayrıldı...

    Ortaokulu bitirdiği yıl, yaşamında gerçek bir dönüm noktasıydı. Birçok okulun sınavına girdi. İlk haber Ziraat Enstitüsü'nden geldi, kazanmıştı. Ama gitmedi. Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nin sınav sonucunu bekledi.

    RÜYA GERÇEK OLDU

    Sonunda rüyaları gerçek oldu. Üniformalı yaşamın kapıları açıldı. 1949'da, ailesinden ve Bozüyük'ten ayrıldı. Bursa ve askerlikle tanıştı. Yeni yaşam tarzını kısa sürede benimsedi. Yaz tatillerinde Bozüyük'e döndüğünde Askeri Lise'de edindiği alışkanlıkları sürdürüyordu. Erken yatıp, erken kalkıyor, yemek saatlerini değiştirmiyordu. Spor yapmayı ihmal etmiyordu.

    Zamanının çoğunu yine evde, kitap okuyarak geçiriyordu. Arkadaşlarıyla, o dönemin Bozüyüklü genç kız ve erkeklerin büyük eğlence kaynağı olan ‘‘Altıbuçuk postası’’na giderek görüşüyordu. O yıllarda posta treni Bozüyük'e hergün 18.30'da geliyor, gençler de o saatlerde istasyona kadar yürüyüp, etrafta geziniyor, birbirleriyle sohbet ediyorlardı...

    İlkokul arkadaşlarının gözünden

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ilk ve ortaokul arkadaşları, ondan övgüyle sözediyorlar. Zişan Kızılcıklı, ‘‘Hüseyin, ciddi, çalışkan bir öğrenciydi. Az konuşur, sorulara kısa ve net cevaplar verirdi’’ diyor. Beytullah Bahçıvan ise sınıf arkadaşı Kıvrıkoğlu'nu şöyle anlatıyor:

    ‘‘Biz Bozüyük gençlik kulübünde futbol oynardık. Ama Hüseyin gelmezdi. O hep elinde kitaplarla dolaşırdı. Boş zamanlarımızda kitap okurdu ya da Atatürk'ten sohbet ederdik. O asker olmak istiyordu.’’

    Çocukken aynı sokakta büyüyen İsmail Olcay da Kıvrıkoğlu'nun sürekli başka bir özelliğine dikkat çekiyor: ‘‘Bir kere vazgeçer, oyundan çıkarsa bir daha ikna edemezdin, kararından asla vazgeçmezdi.’’






    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı