Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Fethullah Gülen ‘‘new age’’

    Hürriyet Haber
    07.02.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 07.02.2000 - 00:01

    Olivier Roy, karizmatik bir kişilik üzerine kurulmuş bir nevi tarikat olarak tanımlıyor

    HİZBULLAH NASIL GÜÇLENDİ?

    Kanlı eylemleri olsa da Hizbullah Türkiye'de topluma yayılmış bir hareket değil. Ancak burada şu soru işareti var: Toplumsal bir tabanı olmadığı halde bu hareket Türkiye'nin birçok kentinde nasıl güçlendi? Bu politik bir manipulasyonu akla getiriyor.

    Scientology Kilisesi gibi bir tarikat

    Fethullahcılar bana kalırsa bir nevi cemaat. Fethullahcılar'ı ‘‘new age’’ bir dinin mensupları olarak görüyorum. Lübnan'da Ahbash, ABD'de Hakkaniya cemaatleri var. Bunlar aynen Fetullah Gülen gibi karizmatik bir kişilik üzerine kurulmuş bir nevi tarikatlar. Yapılarıyla Scientology Kilisesi'ni de hatırlatıyorlar.

    DİN DEMOKRASİYLE BAĞDAŞMAZ

    Bence hiçbir din demokrasiyle bağdaşamaz. Nedeni basit: Her din, Tanrı haklarını, insan haklarının üzerinde tutar. Papa'ya bakın. Bugün Papa gayet rahatlıkla ‘‘Bu yasayı oylamayın’’ diyor. Kürtaj yasası mesela. Bu şimdi anti demokratik bir tutum değil mi?

    TÜRKİYE'nin Hizbullah kabusunu yaşadığı günlerde, Davos Ekonomik Forumu'nun gündemdeki konusu ‘‘21. yüzyılda İslam’’dı. İslam ve Arap kültürü uzmanı olan Bassam Tibi, Fransız İslam uzmanları Olivier Roy ve Gilles Kepel gibi isimler Arap Dünyası'nda ve dışında İslam'ın politik süreç ve ekonomik gelişmede nasıl bir rol oynadığını ele aldılar. Türkiye'de ‘‘Siyasi İslam'ın Çöküşü’’ adlı kitabıyla tanınan Olivier Roy ile İslami akımları konuştuk...

    Türkiye'de kanlı eylemlerine tanık olduğumuz Hizbullah'ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Cezayir'den Pakistan'a İslamcı akımların merkeze yakın bölümü politika sahnesine girdi. Mesela, Türkiye'de Fazilet, Lübnan'da Hizbullah, Mısır, Ürdün , Yemen ve Kuveyt'te Müslüman Kardeşler. Bu akımların merkeze doğru kaymaları sonucu boşalan yeri aşırı uçlar yani radikal ama aynı zamanda enternasyonalist unsurlar doldurdu. Ancak bunlar toplumsal bir dayanaktan yoksunlar. Radikal akımlara örnek isterseniz Cezayir'de GİA'yı, Mısır'da Cihad'ı, Afganistan'da Talibanlar'ı, Osama Bin Ladin'e bağlı olan grupları, ABD'de cezaevinde olan Şeyh Ömer Abdülrahman'ı sayabilirim. Ortak yanları sünni, enternasyonalist, anti-Amerikan olmaları. Sanıyorum Türkiye'deki radikal gruplar ki, bunların arasında Hizbullah var, bu unsurları barındırıyor. Bunlar 1970'lerdeki radikal solcu gruplar gibi şiddete başvuruyorlar. Almanya'da Baader Meinhof olsun, Türkiye'deki aşırı sol gruplar olsun aynı yöntemleri kullanıyorlardı. Kaçırma, öldürme gibi yöntemler.

    Türkiye'deki Hizbullah'ın Lübnan'da İran tarafından desteklenen Hizbullah ile ilişkisi var mı

    Kesinlikle hayır. Örgütün oluşumunda ve ilişkilerinde Türkiye'ye has faktörler var. Hizbullah kanımca bir etiket. Bu hareket diğerlerinde çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Türkiye'deki Hizbullah'ın İranlılar'la herhangi bir ilişkisi olduğuna inanmıyorum. 1980'li yıllarda, İran'ın Hizbullah adını alan radikal akımları destekledikleri doğru. Ama bu tamamiyle Türkiye'ye özgü bir oluşum. Militanları gerçekten ideolog mu, yoksa bazı güçler tarafından manipule edilen kişiler mi, belirsiz.

    Peki Hizbullah'ın Türkiye de ortaya çıkan son eylemleri kitabınızın aksine siyasi islamin hala güçlü olduğunu göstermiyor mu?

    Bence hayır, çünkü küçük radikal grupların ortaya çıkması, devrimci islamcı dalgasının geçtiğinin bir kanıtı. Kanlı eylemleri olsa da Hizbullah topluma yayılmış bir hareket değil. Ancak burada şu soru işareti var: Toplumsal bir tabanı olmadığı halde bu hareket Türkiye'nin birçok kentinde nasıl güçlendi? Bu politik bir manipulasyonu akla getiriyor.

    Hizbullah cinayetlerinin ortaya çıkması insanları şoka soktu. ‘‘Gerçek bir Müslüman bunu nasıl yapar’’ diye soruyor, herkes.

    Bu sorunuza bir örnekle cevap vereceğim. Cezayir'de GİA insanları niye öldürüyor, biliyormusunuz? ‘‘Bizim safımızda olmadığın için iyi bir Müslüman değilsin’’ gerekçesiyle. Yani çarşaf giymediği için ya da içki içtiği için değil, sadece aynı saflarda olmadığı için öldürüyor.

    Peki Fazilet'e nasıl bakıyorsunuz?

    Fazilet benim milliyetçi-islamcı diye tanımladığım gruba giriyor. İslamcı bir devletten sözeden ideolojik söylemi var ama milliyetçi de aynı zamanda. Çünkü Türk siyasi yaşamı tarafından şekillendirilmiş.

    Türkiye'de Fazilet'in Avrupa'daki Hıristiyan demokrat partilerin çizgisine yönelebilecekleri tartışıldı.

    Olabilir. Ancak Fazilet merkeze yaklaştıkça bir miktar alanını radikal uçlarına bırakacak.

    Fazilet'in diğer İslamcı akımlarla ilişkisi nasıl?

    Bildiğim kadarıyla entellektüel olarak Müslüman Kardeşler'e bağımlılıkları var. Avrupa'da mesela, İslamcı kültür merkezlerinde Müslüman Kardeşler'le Fazilet'lilere rastlayabilirsiniz.

    Fethullah Gülen hakkındaki fikriniz nedir?

    Fethullahcılar bana kalırsa bir nevi cemaat. (Olivier Roy burada sözlükteki karşılığı, dini bir çalışma ya da hayır işleme için oluşmuş birlik olan ‘‘confrerie’’ yi kullanıyor) Fethullahcılar'ı ‘‘new age’’ bir dinin mensupları olarak görüyorum.

    New Age dine başka örnekler var mı?

    Lübnan'da Ahbash, ABD'de Hakkaniya cemaatleri var. Bunlar aynen Fethullah Gülen gibi karizmatik bir kişilik üzerine kurulmuş bir nevi tarikatlar. Yapılarıyla Scientology Kilisesi'ni de hatırlatıyorlar.

    Yani Fethullah Gülen new age bir kahraman mı?

    Evet aynen öyle.

    Başbakan Ecevit Davos'ta çok önemli bir mesaj verdi: Türkiye İslam ile demokrasinin bağdaştığını kanıtlayacak''dedi.

    Bence hiçbir din demokrasiyle bağdaşamaz. Nedeni basit: Her din, Tanrı haklarını insan haklarının üzerinde tutar. Papa'ya bakın. Bugün Papa gayet rahatlıkla ‘‘Bu yasayı oylamayın’’ diyor. Kürtaj yasası mesela. Bu şimdi anti demokratik bir tutum değil mi? Esas sorun bence dinin nasıl yaşandığıdır.

    New Age nedir

    New Age düşünce biçimi Hintli Krişna Murti tarafından ortaya atıldı. İnsanların evrenle olan bağının her şeyin üzerinde olduğunu savunuyor. Evrenin enerjisiyle insan enerjisinin uyum içersinde olması gerekiyor. Çünkü hepsi bir tek enerjinin parçaları. New Age, geçmişteki öğretilerin bugünün bilimselliğiyle birleşmesi sonucu ileriye yönelik olumlu bir gelişmeyi öneriyor.

    Amaç insanın kendisini tanıması, içindeki potansiyeli ortaya çıkarması. Uyanık olmak, farkında olmak, insanın sezgilerini canlandırması önemli. New Age düşünce biçimine inananlar, 2000'li yıllara kaostan uzak uyumlu bir geçişe de inanıyorlar. New Age akımına müzik, resim gibi sanat dallarında da rastlanıyor.

    Gilles Kepel: İslami akımın altın yılları geride kaldı

    Fransa'da Uluslararası Araştırma ve İnceleme Merkezi'nde görevli olan Profesör Gilles kepel'in Allah'ın Batısı'nda kitabı Türkçe'ye çevrildi. Önümüzdeki nisan ayında İslam'ın yükselişi ve çöküşüyle ilgili bir kitabı yayınlanacak olan Gilles Kepel'e göre, İslami partilerde yeni yeni ortaya çıkan ‘‘çağı yakalama’’, ‘‘hoşgörü’’ gibi söylemler akımın 10 yıl öncesine oranla hız kaybettiğinin en iyi göstergesi. Kepel buna örnek olarak Fazilet'in şeriat söylemi yerine insan hakları söylemini tutturmasını gösteriyor. Kepel ‘‘Sadece Türkiye'de değil, Cezayir'de, Mısır'da İslami örgütler politika sahnesinden silinmemek için göstermelik dahi olsa ılımlı bir söylem tutturmak zorundalar. 10 yıl öncesi çok daha radikal söylemleri vardı. Şimdi bunun değiştiğini görüyoruz. Daha demokrat bir tutum içine girdiler demiyorum. Söylemlerini değiştirmek zorunda kalmaları ideolojik olarak zayıfladıklarını gösteriyor. İşte bu yüzden, 1970'li yıllarda yükselmeye başlayan İslami akımın 10 yıl önceki altın döneminin geride kaldığını düşünüyorum’’ diyor. İslamcı akımların çaptan düştüklerinin diğer bir ilginç kanıtı, Kepel'e göre, depremde ortaya çıktı. Gilles Kepel'in bu konuda söyledikeri şöyle: ‘‘1980'li yıllarda İslamcılar doğal afetlere karşı daha iyi örgütleniyordu. Mesela 1990 Kahire depremi ya da 1992 yılıydı galiba, Cezayir depremi sırasında İslamcılar Suudi parasıyla devletten çok daha çabuk harekete geçtiler. Kurtarma çalışmalarını örgütlediler. Oysa Türkiye'de bildiğim kadarıyla pek varlık göstermediler.’’ Kepel'e göre, ideolojinin çökmesiyle 2000 yılında yeni bir aşamaya gelindi. Kepel, ‘‘Demokrasinin verileriyle İslam'ın bağdaşıp bağdaşmayacağını göreceğiz. Ancak bu hükümetlerin izleyecekleri politikaya da bağlı. Top şimdi sanıyorum hükümetlerde’’ diyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı