Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ferai Tınç: Simitis'in jesti

Ferai TINÇ

Yunanistan Başbakanı Simitis, önemli bir jest yaptı. Basınla ilişkilerinde belli bir mesafeyi korumaya özen gösteren Yunanistan Başbakanı, elliye yakın gazeteciye rezidansının kapılarını açtı. Hem de Türk gazetecilerine.

Bu gibi toplantılarda en fazla Enformasyon Bakanlığı'nın ilgisini görmeye alışmış olan gazeteciler için Yunanistan Başbakanı tarafından kabul edilmek, Atina Hükümeti'nin yakınlaşma süreci içinde basından yardım istediğini belli eden anlamlı bir davetti.

Yunanistan Başbakanı'nın Türk ve Yunan basını önünde, konuklarıyla sadece el sıkışmakla kalmayıp sorularını yanıtlaması, Simitis'in iki ay sonra seçimlere gideceği düşünülürse daha da önemliydi.

Türkiye düşmanlığını bir iç politika malzemesi olarak kullanmayı adet haline getirmiş olan Yunan siyaset sahnesinde yavaş da olsa bazı şeylerin değişmeye başladığının işaretiydi bu.

* * *

GEÇEN yıl bu zamanları hatırlıyorum. Abdullah Öcalan'ın Yunanistan'a giriş çıkışlarını ve sonunda Kenya'da yakalanışını.

Bütün faturası, Eski Dışişleri Bakanı Pangalos'a kesilmesine rağmen Yunanistan'ın uluslararası platformda içine düştüğü biçimsiz durumu hatırlıyorum.

NATO'yla ilgili bazı bilgileri Ruslara sızdırdığı gerekçesiyle Savunma Bakanı Çuhacopulos hakkında Washington'un açtığı soruşturmayı hatırlıyorum.

Kosova Savaşı'nı, NATO'daki Amerikalı komutanın, Yunanlı meslektaşını operasyon hedeflerini önceden Miloşeviç'e bildirmekle suçladığı günleri aklıma getiriyorum.

Yunanistan'ın, uluslararası platformda yalnızlığa itildiği zor günlerdi. Türk- Yunan ilişkilerinde normalleşme süreci de hemen bu olayların arkasına denk geldi.

Gerekçesi Yunanistan'ı kurtarmak olsa bile Türkiye'nin de çıkarına olan bir süreç başladı.

Türkiye açısından da, geçen yıl bugünler bir yalnızlık dönemiydi. Viyana Zirvesinde, Avrupa Birliği Türkiye'nin sözü bile etmiyordu.

Türkiye, Kürt sorunuyla ilgili olarak büyük bir baskı altında tutuluyordu.

* * *

SİMİTİS'i dikkatle dinledim. Türk-Yunan yakınlaşmasında basına düşen sorumluluklardan söz ederken Kıbrıs ve Ege ile ilgili pozisyonlarında değişiklik olmadığı mesajını vermeye dikkat etti.

Bunu anlamakta zorlanmıyorum. Türkiye de aynı tavrı koruyor. Her iki tarafın politikacıları 'milli çıkarların koruyucusu' izlenimine gölge düşürmek istemiyor.

Benim dikkatimi, politikacıların barışı güçlendirme konusunda esas sorumluluğu gazetecilerin sırtına yüklemek istemelerindeki tuhaflık çekiyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da, Ankara'daki ziyareti sırasında aynı şekilde konuşmuş, 'Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde basına büyük rol düştüğünü' söylemişti.

Basının, barışa katkısı vardır elbette. Ama bu ancak meslek ahlakına uymak, ilkeli yayıncılık ve sansasyondan uzak durmakla sınırlıdır.

Uzlaşmayı, bir 'satış' gibi sunmak ne kadar yanlışsa, var olan sorunların üzerini örtmek de o kadar yanlıştır.

Neden Nobel Barış ödülü sahipleri arasına hiçbir basın kuruluşu girmedi şimdiye kadar?

Çünkü barışın riski de primi de politikacılara aittir.

* * *

POLİTİKACILARIN yıllardan beri sadece 'basının tırmandırdığı bir kriz' olarak göstermeye çalıştıkları Kardak olaylarının beşinci yılında, Türk ve Yunan gazetecileri Atina'da, 'Basının rolü ve sorumlulukları'nı tartışıyoruz.

Politikacıların hatalarını örtbas etme sorumluluğunu üstlenecek değiliz, ama barış için attıkları adımlarda anlaşılmalarını sağlamaya çalışmak, gerekçelerini kamuoyuna en geniş biçimde duyurmaya hazır olmak da basının sorumluluğu, yani bizim işimiz diye düşünüyorum.

X