Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ferai Tınç: Büyük zevk düğümü İstanbul Boğazı

Ferai TINÇ

SABAH kalktığımda, bitmek bilmeyen bir tanker, penceremin altından geçeduruyordu.

İstanbul Boğazı'nın ışıklarla değişen renk paletinin ortasında ağır, kara bir leke.

2001'den itibaren, Karadeniz'e inecek Hazar Havzası petrol miktarı arttıkça, daha sık karşılaşacağımız bir manzara.

Sabah yürüyüşüm sırasında en son, Bebek'te bir tankerin burnuyla burun buruna gelmiştim.

Neden yer yerinden oynamadı? Neden İstanbullu, Boğaz'ın bir ucundan ötekine kayıklarla protesto zincirleri oluşturmadı?

Tek çare, Boğaz'ı, İstanbullu'nun yaşamının yeniden hoş bir parçası haline getirmek. Suya arkasını dönüp oturan yeni İstanbullu'nun yüzünü, suya çevirmek.

* * *

‘‘BOĞAZ bana daima, zevkimizin, duygumuzun büyük düğümlerinden biri gibi gelmiştir’’ diyor Ahmet Hamdi Tanpınar ‘‘Beş Şehir’’de...

‘‘Öyle ki, onun bizde külçelenmiş manasını çözdüğümüz zaman, büyük hakikatlerimizden birini bulacağız sanmışımdır.’’

Esrarlı bir dehlizdir Boğaziçi.

Onun manásı içinde, ne zamandan beri hakikat aramaz olduk?

Otomobillerle yapılan Boğaz turları ve istavrit akınlarında sahilde olta sallamak, İstanbulluluğun ‘‘hakikatını’’ buldurmaya yeter mi?

* * *

YAHYA Kemal gibi, mehtabı sürükleyebilmek için sularda, Ziya Osman Saba'nın Bebek yazlarını yaşamak gerekmez mi?

‘‘Deniz banyolarından sonra, uzun yaz günleri, kalan vaktimizi Bebek bahçesinde, denizin verdiği gevşeklik içinde geçirdiğimiz olurdu. O zamanki Bebek bahçesinin önünde, şimdiki eğlenceli vapur iskelesi yoktu, ama bahçenin kendine mahsus başka bir eğlence yeri, bir patinaj sahası vardı.’’ (Yaz Gezintileri, 1956)

İsanbul Boğazı'nın sularıyla haşırneşir olmayalı ne kadar oldu?

Bebek'ten çıkardığımız midyeleri, ağaçlar altında teneke üzerinde kızartmayalı, yıllarımız kadar çok mu?

Ya Boğaz'ın dokunuşunu unutalı?

Sularını kulaçlamadan Boğaz'ı yaşamanın ve hissetmenin olanaksızlığını Salah Birsel'in Tarabya'sından daha iyi anlatan olabilir mi?

‘‘Tarabya'da, karada değil denizde yaşanır. Denize hiç bakılmasa, sandal sefasına çıkılmasa da denizde, denizin içinde otağ kurulur.’’ (Sergüzeşti Nono Bey ve Elmas Boğaziçi)

Tarabya'da, denizin içindeki sal evleri yeniden geçmişimizin arşivine sokmadan, Balkanlar'ın vişne-kaymak tadını İstanbul'a getiren sandallı dondurmacı Veli'yi, rıhtımlarda beklemiş olan Boğaziçi çocuklarının anılarını dinlemeden, İstanbulluluk nasıl anımsanır?

* * *

BİR büyük zevk düğümü İstanbul Boğazı. Sularına dokunarak, geçmiş kültürünün izinde bugünkünü yaratarak, bu zevkin farkına varalım.

Onun, bizde külçelenmiş manasını çözmek, ancak İstanbul Boğazı'nı İstanbullu'nun yaşamına yeniden sokmakla mümkün.

Kimbilir, peşinde koşup durduğumuz en büyük hakikati, o zaman bulacağız.

X