« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Fener’e acıların takımı sana imparator diyorlar

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Fenerbahçe'de son döneme damgasını vuran sessiz kavga, 18 Aralık 1994'te başladı. O gün, yeni başkan Ali Şen, takım kaptanı Oğuz Çetin'i Levent'teki evine çağırdı.

- Kaç yıldır Fenerbahçe'de oynuyorsun?

- 7 yıldır...

- Kaç defa lig şampiyonu oldunuz?

- Bir defa. 88-89 sezonunda...

- O yıl yeni gelmiştin. Ondan sonra yedi yıl oynadın, başarı yok ıstırap var. Bu takıma ‘Acıların takımı’, sana ‘imparator’ diyorlar. Bunda bir yanlışlık var.

Ali Şen, açıkça tavır alıyor; Oğuz Çetin'i uyarıyordu: ‘‘Ali Şen'in yönetiminde topçulara dayalı bir düzen yoktur.’’ Şen'in bu sözleri, ‘‘Takımı ben yönetirim. Sen hükmedemezsin’’ anlamındaydı. Oğuz futbolcuların ve antrenörlerin sevdiği bir futbolcuydu. Kendisi gibi Sakarya'dan gelen Aykut ile birlikte futbolcular üzerinde karizmatik bir hava oluşturmuştu. Onlara ‘‘Sakaryalılar grubu’’ deniyordu.

OĞUZ'U SEVEN OYNASIN

Ali Şen, Oğuz sorununu Mart ayındaki Beşiktaş maçına değin askıya aldı. O gün Ali Şen her maçta yaptığı gibi soyunma odasına girdi. Futbolcuları motive etmek için heyecanlı bir konuşma yaptı:

- Daum'u almayı düşünüyordum. Daum kaptanınız Oğuz için ‘Ancak sirklerde penaltı atabilir’ dedi. Daum ile bu sözlerinden dolayı anlaşamamış değilim ama hepiniz Oğuz'u seviyorsunuz. Şimdi maça çıkın ve gereğini yapın.

İnönü stadında kar atıştırıyordu. Soğuktu, çamurdu. Zorlu bir maç oldu. Oğuz cansiperane bir tempoda oynadı. Futbolcular tüm güçlerini ortaya koydular ve FB, maçı 2-0 kazandı.

Daum'a karşı kendini kanıtlayan Oğuz, sevindi. Ancak FB'de kalmasının artık zorlaştığının, Ali Şen'in onu takımdan uzaklaştırmaya niyetlendiğinin farkındaydı. Takımdaki bir arkadaşına, ‘‘Bu takımda benim biletim kesildi’’ demesi de bunu gösteriyordu.

Şampiyonlukta dönüm noktası olan Trabzonspor maçı öncesinde Ali Şen, Bodrum'daydı. Perşembe günü Futbol Şubesi Başkanı Şadan Kalkavan aradı.

- Oğuz ve Aykut bana geldi. Samsunspor maçının 100'er milyonluk primini istediler. Aykut, ‘Trabzon’da Trabzonspor'u yenmemiz çok zor, başkan sinirli, o 100 milyonluk ek primi vermez. Çocuklar o yüzden Trabzon maçından önce primlerini istiyorlar' dedi.

- Sen ne dedin?

- ‘‘Kurban olayım, bana pazartesi sabahı saat 10.00'da gelin, Trabzon'a yenilsek de yensek de Samsun maçının primini vereceğim’’ dedim gittiler.

- Yanlış yapmışsın. İkisini de kadro dışı bırakmalıydın. Trabzon'a gideriz 10-0 yeniliriz, mesuliyeti de ben alırım. Bunun profesyonellikle ilgisi yok. Kader maçı öncesinde böyle bir şeye nasıl cüret ederler? Demek hiç güvenleri yok ki, 100 milyon liranın peşine düşüyorlar.

10-0 KAYBETSEK BİLE

Ali Şen, çok sinirlenmişti. Kalkavan ile konuştuktan sonra sinirine hakim olamıyordu. Parreria'ya telefon açtı:

- Sen çalıştırdığın takımda futbolcularını son bir hafta içinde ekstra prim için niye Şadan Kalkavan'a gönderdin?

- Oğuz ve Aykut, ‘Futbolcular adına istiyoruz’ dediler. Ben de ‘Futbol şubesinin başkanına gidin’ dedim.

- Biz Fenerbahçe kulübüyüz, çok önemli maça gidiyoruz, seni de, Oğuz'u da, Aykut'u da İstanbul'a bırakırım, yardımcı antrenör takımı Trabzon'da sahaya çıkartır, 10-0 maçı kaybederiz, şampiyonluğu kaybederiz. Hiç umurumda değil ama ben böyle yönetirim kulübü. Bir daha yapma.

Bu tatsız konuşma da Şen'i sakinleştiremedi; işin peşini bırakmaya niyetli değildi. Takımla birlikte Trabzon'a gitti; o akşam Rize'deki Dedeman Oteline geçtiklerinde hala içinde fırtınalar kopuyordu. Odasına çekildi ve futbolcuları odasına çağırmaya başladı. Önce Uche ve Högh geldi.

- Aykut sizin adınıza son Samsun maçının 100 milyon lira ilave primini istemiş doğru mu?

- Böyle bir şey olabilir mi? Sizden gördüğümüz babalığı hiçbir yerde görmedik, bugün bu maçta para konuşulabilir mi?

OĞUZ İLE AYKUT GİDECEK

Uche ve Högh'den sonra diğer futbolcuları da tek tek çağırdı. Hepsine aynı soruları sordu. Hep benzer yanıtlar aldı. Hiçbirinin haberi yoktu! Sadece Bülent, olaydan haberi olduğunu söyledi:

- Biz Aykut abiye 100 milyon primi ne zaman alacağız dedik.''

- Niye Aykut'a söyledin? Kaptanınız Oğuz...

- Biz sorunlarımızı daha fazla Aykut abiye anlatırız.

Şen, futbolculardan sonra yönetim kurulu üyelerini topladı. ‘‘Yarınki maçı 10-0 kazansak, beş golü Aykut, beş golü de Oğuz dahi atsa FB'den gidecekler. Bu nasıl sevgi, bu nasıl kaptanlık?’’ dedi.

ŞEN BIRAKINCA BOZULDU

Maç oynandı, ligin ve Fenerbahçe'nin rotası değişti; Trabzonspor'u 2-1 yendiler. Golün birini Aykut, öbürünü Oğuz attı. Maçtan sonra da Aykut demeç verdi; ‘‘Trabzonsporlu arkadaşların durumuna üzüldüm.’’ Basının övgüler yağdırdığı bu sözler, Şen'i daha da kızdırdı, kararını perçinledi. Şampiyonluk kupasının alınmasının hemen ardından da kararını uyguladı. Oğuz ve Aykut'u, bir süre sonra da Bülent'i FB'den uzaklaştırdı. Kibar ve kırılgan bir insan olan Parreria da ülkesine döndü.

Aradan dört yıl geçti, hala onların yerinin doldurulamadığından sözediliyor; bazı taraftarlar bu yüzden Ali Şen'e kızıyor. Ali Şen ise kendinden emin. ‘‘Verdiğim kararların içinde en doğrusu Oğuz ve Aykut için olanıdır.’’ Şen, takımın omurgasının bozulduğu ve FB'nin ondan sonra kötüye gittiği görüşüne de katılmıyor:

- Tamamen yanlış, ondan sonra hep kötü gidiş değil, hep iyi gidiş var. Kötü gidiş, Ali Şen başkanlığı bıraktığı gün başladı.

Grafiğin nerede inmeye başladığı tartışılabilir. Ancak Oğuz Çetin ve Aykut Kocaman'ın gidişi bir boşluk yarattıysa bile bu boşluk dört yılda neden doldurulamadı? Evet, problemin bir yanı iki futbolcunun uzaklaştırılması ise öbür yüzünü yansıtan da bu soru...

Fener'e başkan seçilen Ali Şen, Oğuz Çetin'e, kafasını karıştıran konuyu şöyle açıklamıştı

BÖYLE ERKEK OLUR MU?

İlk karşılaştığım Fenerbahçelilerden biri, Birleşik Grup Derneği Başkanı Onur Kayador'du. Fenerbahçe'ye ilişkin bir yazı dizisi hazırlayacağımı anlattım; futbola ve FB'ye bakışımı da kısaca özetledim: ‘‘FB'li değilim. Milli takım dahil hiçbir futbol takımını tutmuyorum. Futbol ilgi alanımın dışında. Futbol maçlarını hiç izlemiyorum.’’ Kayador şaşırmıştı. Yüzüme şöyle bir baktı, inceledi. ‘‘Böyle erkek olur mu?’’ demekten kendini alamadı. ‘‘Karşınızda olduğuma göre demek ki oluyormuş’’ yanıtı verdim. Güldü, ‘‘Belki böylesi daha iyi’’ dedi, anlattı. Onu ve tüm FB'lileri, ‘‘dışardan bir göz’’ olarak dinledim. Taraf olmamam, sorunu ve nedenlerini irdelemekte avantaj sağladı. Konuştuğum her FB'li bir futbol otoritesiydi, her birinin kesin doğruları vardı. Ama birinin söylediklerini, öbürü yine aynı katılıkta reddediyordu. ‘‘Bir düşkırıklığı öyküsü’’ nün yenik kahramanları olan FB'lilerin her biri farklı reçete yazıyordu! Reçetelerin ortak özelliği tüm sorunu, çözümü ve de çözümsüzlüğü kişilere bağlamalarıydı. İşin teknik yanıyla ilgilenen neredeyse ortada görünmüyordu. Oysa futbol dünyada artık iman gücüyle yürüyen bir spor dalı olmaktan çoktan çıkmış; bilimsel çalışmalara konu olan, teknik yanı öne çıkmış bir disiplin haline gelmişti.

TARAFTAR BÖYLE ÇALIŞIYORSA...

Bunun somut bir örneğini, geçen yaz Almanya'dan dönerken görmüştüm. Aynı uçakta, Almanya'nın küçük bir futbol takımı olan Hertha Berlin taraftarları da İstanbul'a geliyordu. Galatasaray ile maçları vardı. Taraftarların ellerindeki broşür dikkatimi çekti, birinden rica edip baktım. İnanılmazdı! Galatasaray'ın tarihçesinden tutun, oyun düzenine, futbolcularının yeteneklerine kadar birçok teknik bilgi yer alıyordu bu broşürde. ‘‘Taraftarlar böyle çalışıyorsa, kimbilir takımın teknik direktörü nasıl çalışıyordur?’’ diye düşünmekten kendimi alamadım... Kişisel kavgalar açısından bakınca çözümsüz görünen FB'nin sorunu, bu noktadan net görünüyordu. Çıkış yok değildi. Sadece zor, uzun ve çetrefil bir yoldu. Beş yılda dokuz teknik direktör değiştiren FB, bir sistemi benimsemek, bu sistemi istikrarlı biçimde sürdürmek zorundaydı. İşte bu saptamayı yaptığım içindir ki, kulüp yönetiminde istikrarın sürekli bozulmasının ve futbolda bir sistem oluşturulamamasının nedenleri üzerinde yoğunlaştım. Çalışma boyunca yardım aldığım Fenerbahçe muhabirimiz Sadi Kemal Yaşar'ın bir cümlesi pusulam oldu; ‘‘Fenerbahçe'de değişmeyen tek şey, her şeyin değişebileceğidir...’’

DAUM’DAN ALİ ŞEN’E

Oğuz’u istemem o sirklerde penaltı atsın

Ali Şen, bir türlü Oğuz'a ısınamamıştı. Aralarındaki sessiz çekişme sürüp giderken Şen, Vranko İviç'in yerine yeni bir teknik direktör arıyordu. Adaylardan biri o sırada Beşiktaş'ı çalıştıran Daum idi.

Daum, 1995'in ilk aylarında bir gece gizlice Şen'in Levent'teki evine geldi. Görüştüler, Daum FB'de çalışmayı kabul etti. Şen, kadroyu sordu:

Nasıl bir kadro düşünürsün? Bugünkü kadrodan kimi istemezsin, kimi istersin?

- Oğuz'u istemem, Oğuz, old boy (yaşlı). O İngiltere'de yaşlı takımlarda oynayabilir, sirklerde penaltı da atabilir.

Şen, hiç itiraz etmedi. ‘‘Kadroyu sen yaparsın. Kimi istiyorsan atabilirsin’’ dedi. Görüşme sona erdi. Şen, Daum ile bu görüşmeyi yönetim kuruluna aktardı. Bazı yöneticiler Oğuz'u savundu; bazıları Daum'u haklı buldu. Ancak sonraki görüşmelerde başka konularda pürüzler çıktı ve Daum yerine Parreria ile anlaşma sağlandı.

30 yılın baŞkanları

1966-1974 Faruk Ilgaz 1974-1976 Emin Cankurtaran 1976-1981 Faruk Ilgaz

1981-1983 Ali Şen 1983-1984 Faruk Ilgaz

1984-1986 Fikret Arıcan 1986-1989 Tahsin Kaya 1989-1993 Metin Aşık 1993-1994 Güven Sazak 1994-1994 Hasan Özaydın

1994-1998 Ali Şen 1998- Aziz Yıldırım


Bunları da Beğenebilirsiniz