Federasyon Başkanımız, şimşeğimiz, beni az daha ağlatacaktı

13 Şubat2015

Haberin Devamı

Futbol Federasyonu Başkanımız Yıldırım Demirören’in Lig TV tayfasından Şansal Büyüka ile yaptığı konuşmayı izledim. İçimden “Helal olsun!” dedim.

“Zengin çocuğu ama halktan biri gibi konuşuyor.”

Şansal Büyüka’yı pek beğenmedim. Ne bileyim, bana “Süt dökmüş kedi pozisyonunda” kalmış gibi geldi. Ezile büzüle soru sormalar. “Başkanım, Başkanım!” diye dişi konuşmalar.

Ben bu Şansal Büyüka’yı tanıyorsam bu işin içinde yüzde yüz bir şeyler var. Ya bu Yıldırım’dan borç para aldı, ödeyemedi. Yahut iki vakte kalmadan borç isteyecek.

***

Haberin Devamı

Bu Yıldırım Demirören’in ailesini tanırım. Babaları Erdoğan Demirören, talimhanede tamirciydi. Dört kardeş birlikte tamirci dükkânı açmışlardı. O zaman yerli araba yok. Amerikan arabası var ona da parça yok.

Bunların tamirhanede hep parça bulunurdu.

İkinci Şube’ye kayıtlı ne kadar adam varsa bunlara yedek parça taşırdı. Tamire gelen arabayı en az ü ay zapt ederlerdi. Bütün parçaları değiştirmeden geri vermezlerdi. Sonradan biriktirdikleri parayla tüp işine girdiler.

BAŞKAN KENNEDY İÇİN ÇALIŞTIM

Ben o günlerde J. F. Kennedy için akademik bir çalışma yapıyordum. Daha doğrusu sivil toplum kavramına tarif getiren bir çalışma içindeydim.

Siparişi bizzat Başkan Kennedy vermişti.

Tez olarak işlediğim konu “Ku Klux Klan adındaki hayır cemiyetinin siyahların siyasal yapılanmasına olumlu etkileri” şeklindeydi. Amerika Başkanı benim bilimsel çalışmalarımı Harvard mektebinin hocalarından duymuş.

Bizzat mektup yazarak yardım istediydi.

Bir yıl içinde yapıp bitirdim. Kennedy çok yararlandı. Siyahlar, siyasetten Ku Klux Klan sayesinde uzak durup sağlıklarını koruyabildiler. Kafalarını gözlerini yardırmadılar.

Haberin Devamı

İşte bu tez yüzünden Amerika’ya gidiş gelişlerimde dünyanın yedek parçasını memlekete taşıdım. Demirören ailesine verdim.

Erdoğan Demirören bu parçaları tek tek elden satmasa, biriktirip montajlasa “Türkiye’nin ilk otomobil fabrikasının” sahibi olabilirdi. Demek ki kısmet değilmiş.

***

Erdoğan Demirören birgün bana geldi. O zamanlar rahmetli Abdi İpekçi ile birlikte Milliyet’i idare ediyoruz, aynı zamanda ben New York Times’a Türkiye ikinci ve üçüncü liginden maç sonuçlarını yazıyorum.

Ek iş olarak da Martin Scorsese için senaryo bitirmeye çalışıyorum. Adı “Taksi Şoförü” gibi bir şeydi. Sinemadan anlar diye konusunu anlatan bir özeti Sefa Önal’a göstermiştim. “Bu film iş yapmaz, göbek atanı yok, ezan okuyanı yok” deyince Hollwood’a yönlendim. O senaryo ne oldu, sonra çektiler mi çekmediler mi hâlâ bilmem.

Haberin Devamı

Neyse, gazetedeki odama gelen Erdoğan bana “Abi, sanayici olmak istiyorum. Hangi sektörü tavsiye edersin” dedi.

AYNAYA BAK CEVABI SANA O VERSİN

Şimdi buna ben ne diyeyim? Gerçek sanayiye yönlendirip, memleketin gerçek girişimcilerinin başına bela etmek istemiyorum. Tavsiyede bulunmasak “Oğlum bak git!” desem o da bana yakışmaz.

Sen arada sırada hiç aynaya bakıyor musun, diye sordum. Ne alâkası var, der gibi bakınca veresiye aklı araya sıkıştırdım.

“Aynada biraz kendini seyret, hangi işin sana uygun olacağını ayna sana söyler”

Bu gitti. Birkaç ya geçti ya geçmedi, bunların “tüp gaz işine” girdiğini duydum. Demek ki aynaya bakıp durdu. Bunların kafaları ailece hacimlidir. O kafanın şekli, kendisine “tüpgaz ilhamı” verdi ve o hızla piyasaya daldılar.

Haberin Devamı

O günden beri de yürü ya kulum, vaziyeti.

Haaa! Bana on iki litrelik bir mutfak tüp alıp ziyaretime geldiler mi bir teşekkür ettiler mi derseniz, orada yoklar. Sağlık olsun.

***

İşte Şansal’ın karşısında Federasyon Başkanı olarak konuşan Yıldırım, bu babanın en büyük çocuğudur. Hatırşinastır, kibardır. Babası ve amcaları tarafında futbolu çok iyi bildiğine ikna edilmiştir.

Tuttuğunu koparan bir insandır. Beşiktaş’ın yakasını bir tuttu, takımı elinden kurtarana kadar 500 milyonluk hasar verdi. Üzerinde emeğim çok olduğundan adının geçtiği yerde tarafsız olamam, çünkü severim keratayı.

Yıldırım’a verdiğim emekleri başka bir yazıda anlatırım inşallah.

Yazarın Tüm Yazıları