"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Federasyon, Aslı Nemutlu’yu suçlayarak sorumluluktan yırtacağını mı sanıyor

Aslı Nemutlu’yu 12 Ocak’ta kaybettik. Tanımasak da hepimiz kahrolduk. Gencecik, pırıl pırıl, önünde koskocaman bir geleceği olan bir milli kayakçı.

Federasyonun da lisanslı sporcusu.
Sekiz yıldır bu sporu yapıyordu.
Düşmesini kalkmasını bilen bir sporcusu.
Bir ihmaller zincirinin sonucunda, piste file yerine tahta perdeler konulması yüzünden aramızdan ayrıldı.
Bir kar tanesi oldu.
Annesinin sol omzunda duruyor.
Kar tanesi dövmesi yaptırmış Ayşe Nemutlu.
Bileğinde de kızının adı yazıyor, taktığı bileklikte de.
Ayşe Nemutlu donmuş gibi. 12 Ocak’tan bu yana yaşamıyor sanki.
“Aslı gitti, o gencecik kayakçılar için ne yapabilirim?”in peşinde.
Babaysa farklı, o duygularını daha direkt ifade eden biri. Onda siniri, öfkeyi elle tutulur bir biçimde hissedebiliyorsunuz.
Herkesin acıyı yaşama biçimi farklı. Nefes alamadım bu röportaj boyunca.
Allah kimseye evlat acısı vermesin.
Düşmanına bile!

ASLI NEMUTLU/ FOTO GALERİ

/images/100/0x0/55ea61bff018fbb8f87c47c3

- Bu nasıl bir zalimlik! Okuyunca, tüylerim diken diken oldu. Türkiye Kayak Federasyonu’nun sorumluluğundaki tahta perdelere çarparak hayatını kaybeden milli kayakçı kızınız Aslı Nemutlu suçlu ilan edildi...
- Evet, utanmasalar, bir de intihar etti diyecekler! Eşim, kızımızın vefatından sonra zaten söylemişti: “Gör bak, sonuçta ya Aslı ya biz suçlu çıkarız bu ülkede kayak yapmasına izin verdiğimiz için!” Nitekim altı ay sonra haklı çıktı...
- Ne hissettiniz?
- Ne mi hissettim? Aslı ihanete uğramış gibi hissettim. Arkadan bıçaklanmış gibi... (Ağlamaya başlıyor) O gün mezarına bile gidemedim. Çünkü ona ne söyleyeceğimi bilemedim...

TARİFİ OLMAYAN ACI

- Kızgınlık, öfke...
- Yok. Daha çok ihanete uğramanın verdiği şaşkınlık. Ve tarifi olmayan bir acı. Canımızı kaybettik. Ötesi var mı? Ama burada bir hata var. Bu hatanın sorumluluğunu hepimiz paylaşalım istedik. Aslı gitti ama başka çocuklar için ne yapılabilir onu araştıralım dedik. Neyi eksik yapmışız? Neyi düzeltebiliriz? Karşımızdakileri de bizim gibi zannettik. Evet, ölen bizim çocuğumuz ama yine de kimseyi yargılamamaya özen gösterdik. Mantıklı davranalım, problem çözücü olalım dedik. Geldiğimiz noktaya bakar mısınız...
- İlk bilirkişi rapor vermiş ve federasyon ihmali ortaya çıkmışken, ikinci bilirkişi raporu neden istendi?
- Bilsek...
- Bu yeni raporda Aslı suçlu çıkıyor...
- Evet, netice böyle çıkıyor. Amaçları, Aslı’nın ölümünün basit bir kazadan kaynaklandığını söyleyebilmek.
- O zaman Kayak Federasyonu temize mi çıkacak?
- Evet, suçlu Aslı ve antrenörlerdir” deyip işin içinden sıyrılacak.
- Ne yani? O zaman Federasyon yırtabilecek mi?
- Öyle zannediyorlar. Ama biz, mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Aslı’yı geri getiremeyiz ama belki başka çocukları koruyabiliriz.
- Eğer o tahta perdeler yerine file olsaydı, belki de Aslı ölmeyecekti...
- Evet, tartışılması gereken bu...
- Kayak Federasyonu Aslı’ya, “Düşmesini bilmiyordu” demiş. Peki nasıl oluyor da, ‘düşmesini bilmeyen’ çocuk, Federasyon’un lisanslı sporcusu olabiliyor, milli olabiliyor?
- Tamamen kendini koruma amaçlı, bilinçsizce sarf edilmiş bir cümle o.  “Bir profesyonel kayakçının düşmesini bilmesi gerekirdi!” deniliyor. Ama sorun şu: Aslı, düştüğü için ölmedi. Aslı, orada kar perdelerine çarptığı için öldü. Federasyon ise, kar perdesi meselesini unutturmaya çalıştığı için, düşmesine odaklanıyor.
- “Kızınız kendi kendini öldürdü” demek istiyorlar!
- Evet, çok acı... Ama öyle diyorlar.Geçen hafta, yakın arkadaşlarımız ‘Yaşam Hakkı Kutsaldır’ başlığıyla tam sayfa ilan verdiler. Amaç, bu haksızlığı insanlara duyurmak. Kar perdeleri daha uzak bir yerde olsaydı, piste bu kadar yakın olmasaydı, gerçekten kar toplama amaçlı dikilseydi ya da orada ağlar olsaydı, Aslı hayatını kaybetmeyecekti.

KORKUNÇ BİR İHMALLER ZİNCİRİ

- Peki böyle bir durumda aileler, bu Federasyon’a nasıl güvenecek de çocuklarını emanet edecek?
- Bence güvenmemeleri gerekiyor. Bu çocuklar, Federasyon’un çatısı altında yarışıyor. Anneler, babalar da federasyonunun organizasyonuna, resmi yapısına, başkanına güveniyor. Ama Federasyon, işine gelmeyince, “Ondan  sorumlu değilim, şundan sorumlu değilim!” diyebiliyor! Türkiye Kayak Federasyonu Başkanı ve yönetim kurulu neden sorumludur, onu da ben merak ediyorum! Ailelere, bu şartlar altında, çocuklarına bu sporu bu federasyon çatısı altında yaptırmamalarını öneriyorum.
- Başta Federasyon’un amacı sizi kendi safına mı çekmekti? Çünkü size danışmanlık teklif ettiler...
- Evet, kabul etmedim. Başkan Özer Ayık evimize geldiğinde ona aynen şöyle dedim: “Biz suçlu aramıyoruz. Burada neyi öğrenebiliriz, nasıl ilerleyebiliriz, ne gibi önlemler alabiliriz? Biz bunun peşindeyiz. Bunun için de ne gerekirse yapmaya hazırız...”
- Peki nasıl bu kadar sakin ve mantıklı olabiliyorsunuz? Neticede kızınız, birtakım ihmaller yüzünden hayatını kaybetti; insan delirir...
-  Bu, sakinlik meselesi değil. Benim kızım öldü. Birileri içeri girse ya da para cezası yese, bu beni tatmin edecek mi? Eşimi edecek mi? Etmeyecek. Aslı, erdemli, haksızlığa karşı savaşan, bütün kayak camiasında arkadaşları olan bir çocuktu. Eminim o da, bu sporun bu ülkede daha iyiye gitmesi ve gelişmesi için çaba gösterilmesini isterdi.
- ‘İhmaller zinciri’ mi?
- Evet. Kar perdesi, sadece son görünen halkalarından biri. Korkunç bir ihmaller zinciri...

KEŞKE YURTDIŞINDA YAPSAYDI

- Türkiye’de kayak sporunun gelişmesi ya da hatalarından arınması, ‘Aslı Nemutlu misyonu’ mu? Bu mu sizi ayakta tutuyor?
- Evet, aynen. Şu anda, savaşçı tarafımla ayakta kalıyorum. Başkalarının zarar görmemesi, başkalarının daha iyi platformda olması için hizmet vermek gibi bir hayat görüşüm de zaten var. Geçmişte de gönüllü organizasyonlarda çalıştım, çocuklar için, okuma yazma bilmeyen kadınlar için... Kızımızı geri getirmek mümkün değil ama biz Aslı’nın boşu boşuna ölmediğine inanmak istiyoruz. ‘Aslı Nemutlu misyonu’yla da başta kayak federasyonu olmak üzere, Türk sporunda birtakım düzeltici önlemlerin alınmasını istiyoruz.
- Peki, “Bu federasyona nasıl güvendim, çocuğumu onlara teslim ettim” diye suçluyor musunuz kendinizi?
- Suçlamaz olur muyuz? Keşke bu sporu yurtdışında yapsaydı, daha emniyetli olurdu.

BEN DE ÖLEYİM DEDİM

- Onu rüyalarınızda görüyor musunuz?
- Altı ay boyunca bir kere gördüm. Kandildi. Rüyamda, annem var yanımda, küçük kızım var ve Aslı. Hepimiz yataktayız. Aslı’ya sarılıyorum, öpüyorum, nasıl bir mutluluk. Ama o, hiç konuşmuyor. Anneme, “Ama yanımda!” diyorum, “Ben ona çok iyi bakarım, onu yaşatırım.” Annem hüzünlü hüzünlü bakıyor: “Yaşatamazsın evladım!” diyor. Böyle bir rüyaydı...
- “Ben de öleyim” diye düşündüğünüz oldu mu?
- Oldu. Bir gece küçük kızımla yatıyorduk, “Aslı’yı çok özledim” dedim. Küçük kızımın da algıları kuvvetlidir, “Onun yanıma mı gitmek istiyorsun?” dedi. “Evet” dedim. “Ama onun yanına gidersen, beni bırakırsın!” dedi. Ben de onun üzerine dedim ki, “Zaten onun için burada duruyorum.” Sonra da bir daha hiç böyle şeyleri aklıma getirmedim. Evlat kaybeden ne ilk ne son aileyiz. Kızım gitti diye dövünenlerden de değilim. Ama bir inancım var: Bu acının, bir hediyesi olduğunu düşünüyorum. Bu hediye, başkalarının yaşamını kurtarma, daha dengeli, daha erdemli, daha adaletli bir hayatsa, evet, bunun için de uğraşacağız. Bu ihmaller ve oyunlar zincirinin halkalarının sadece bir tanesiydi kar perdeleri. Daha neler neler oluyor...

KIZIMI KAYBETTİM; YASIMI TUTAMIYORUM

- Aslı’yı 12 Ocak’ta kaybettiniz. Bu altı ay nasıl geçti?
- Onun arkadaşları, benim arkadaşlarım oldu. Onlarla Aslı’yı konuşmak beni ayakta tutuyor. Ama aslında bu yaptıklarım Ayşe olarak bana hizmet etmiyor.
- Nasıl yani?
- Yasımı yaşayamıyorum. Şu anda onun için savaşıyorum ama kendimi unuttum.
- Sonra bir gün daha kötü olmaz mı? Yani sizin için...
- Olabilir. Ama ben savaşçı tarafımla Aslı’ya hizmet ediyorum. Sonuna kadar da bu şekilde davranacağım. Çünkü şunu biliyorum: Ayşe var olursa, Aslı da var olacak. Ben yaşadığım sürece, o yaşayacak. Aslı’nın istediği sonucu alana kadar bu savaş sürecek.
- Psikolojik destek almayı düşündünüz mü?
- Küçük kızım, olayın başından beri pedagoga gidiyor. Biz de zaman zaman Metin’le bir psikologtan destek alıyoruz. Mesleğimden dolayı bir sürü eğitim aldım, halihazırda alıyorum, hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorum.
- Bir de 11 yaşında bir kızınız var, o ne durumda?
- O da kuvvetli bir kız. Buraya gelirken, “İlk defa ablan olmadan Bodrum’a gidiyoruz” dedim. “Yooo ablam da bizimle geliyor” dedi. Sesimi çıkarmadım. Herkes farklı, herkesin acısını yaşama biçimine saygı duyuyorum. Bende şu anda annelik rolü ağır basıyor. Aslı’yı koruyamadım, bari diğer çocukları koruyayım diyorum. Ama eş rolü şu anda sıfır düzeyde...
- Bazı sabahlar, “Bu yaşadıklarım gerçek değil. Bir sonra uyanacağım bir kabustu” diyor musunuz?
- İlk başlarda, Aslı her an gelecek gibi geliyordu. “Seyahatte, kampa gitti gelecek.” Bir ay filan öyle geçti. Sonra baktım gelmiyor, “Yoksa Aslı bir hayal miydi?” sorusuyla meşgul oldu zihnim. “Yoksa hiç yaşamamış mıydı?” Ama öyle değil, her yerde Aslı vardı. Şimdi yok. İnsan, korkunç evrelerden geçiyor. Artık gelmeyeceğini kabul ettim ama özlem anlatamayacağım kadar çok. Sevgisi hep içimde, hayatta olduğum müddetçe kızım kalbimde benimle yaşayacak ama ona özlemim hiç bitmeyecek.

SUÇU ÖLMÜŞ KIZIMIZA ATMAKTAN ÇEKİNMİYORLAR

Eşim bu insanlar hakkında konuşurken, hâlâ nazik olmaya çalışıyor. Maalesef ben olamayacağım! Hepimiz aynı camianın insanlarıyız. Bizler çocuğunu bu spora veren, onlara destek olan aileler. Öteki taraf Federasyon. Şimdi görüyoruz ki Federasyon; bu sporu geliştirmekten ziyade, orayı, sabah gelip akşam gittikleri bir ‘makam’ haline çevirmiş. Bu iktidardan olmamak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Suçu, ölmüş kızımıza atmaktan bile çekinmiyorlar. Bu olay olduğu andan itibaren, itişip kakışmak yerine, “Bu işte biz de hatalıyız. Federasyon olarak elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız” demeleri gerekirdi ya da “Yönetim olarak biz bu işten çekiliyoruz” ama yapmadılar. Öyle bir sistemden söz ediyoruz ki, ne kim kimden sorumlu belli, ne yönetmelikler, ne kurallar belli. Şunu demeye getiriyorlar: “Kardeşim, kar perdesini oraya koydum! Başka koyacak yer yoktu. Çocuk da kayarken dikkat etseydi. Onlarca sporcu kayıyor, onlar çarpıp kafasını gözünü yarmadığına göre, o zaman hatalı olan Aslı!” Böyle zavallı bir mantık...

Birinci bilirkişi Fatih Kıyıcı, FIS Delegasyonu’nundan, Türkiye’deki iki, dünyadaki 440 kişiden biri. Hazırladığı raporda, yapılması gereken önlemler dizisi yer alıyor. Spor Bakanlığı’nın hazırladığı ikinci raporda bir piramit şeklinde, Aslı, antrenörler ve Kayak Federasyonu olmak üzere hatalar tespit edilmiş. Sonra her nedense Orcan Mızraklı’nın bilirkişi tayin edildiği bir başka rapor çıkıyor ortaya ve Aslı suçlu ilan ediliyor...

HER TÜRLÜ GÜVENLİK ÖNLEMİ ALINMIŞ OLMALIYDI

Yarışçı neye odaklanır? Piste ve kapılara. Sağda biriket mi var, solda çukur mu var? Kar perdesi mi var, file mi var? Düşünmez bile. Her türlü güvenlik önlemi alınmış olmalıdır. Aksi neye benzer biliyor musunuz? Bir basketbol antrenmanındasınız, basketçi ribaunda çıkıyor, topu almaya çalışıyor, yere düşüyor, yerde kırık bir soda şişesi var, şah damarı kesiyor ve ölüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Peki o pisti güvenli hale getirecek kim? Türkiye Kayak Federasyonu.

BEN DEMİYORUM Kİ GELİP SENİ ALNINDAN VURAYIM

Diyelim ki, bu işin sonunda hiçbir şey çıkmadı. Herkes aklandı, peki bundan kimse ders çıkarmayacak mı? Ben demiyorum ki, “Baba olarak geleyim seni tabancayla alnından vurayım! ” Oturup kan davası güdecek halimiz de yok. Zaten bu işten hapis cezası da çıkmaz. Kimse bunun peşinde değil. Ama gözümün içine baka baka, “Benim de kızım var abi, o acıyı içimde yaşıyorum” deme. Konuşmalar ve uygulamalar o kadar farklı ki; bize yalan söyleme...

X