Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

FB Avrupa’da kendine güvenemiyor

Nasılda ümitlenmiştik. Fenerbahçe bu yıl adeta bir rüya takımı kurmuş, önüne gelene 4-5 gol atmadan bırakmıyordu. Tüm beklentimiz bu gücünü Avrupa’da da göstermesiydi. Artık lig şampiyonlukları yetmiyor. Önemli olan Avrupada büyümek. GS’ın yükselttiği çıtayı daha da yukarı çıkartmak. Ancak içerde kükreyen FB dışarı çıkınca kendine bir türlü güvenemiyor.

Fenerbahçe’nin bu maçı almasını çok istemiştik. Üstelik İspanyol takım müthiş oynamıyordu. Lig’deki durumu da bunu açıkça gösteriyordu.

Üstelik FB bu yıl nefis bir takım kurmuştu. Önüne gelenleri ezip geçiyor, 4-5 gol atmadan sahadan ayrılmıyordu. Diğer klüp taraftarları bu gol makinasını ağızları sulanarak izliyorlardı.

İşte bundan dolayı, FB’nin dışarda da bu gücünü göstermesi isteniyordu.

Zira artık içerde başarı yetmiyor. Lig şampiyonluğu o kadar büyük bir başarı sayılmıyor. Asıl başarı dışarda başa oynamak. Galatasaray Türk toplumuna bu tadı tattırdı. Çıtayı öyle bir noktaya çıkardı ki, herkesin ölçüsünü değiştirdi.Sadece futbolda değil, GS’ın Avrupadaki başarıları bütün toplumun bakışını değiştirdi. Hangi alanda olursa olsun, artık başarı ölçüsü dış başarıya dönüştü.

FB içerde esip süpürürken, dışarıya çıktığında kendine güvenini kaybediyor ve kolaylıkla başını eğiyor.

Yazık oldu.

* * *

RAUF DENKTAŞ, ERDOĞAN’I SİNİRLENDİRDİ...

Brüksel’de hafta başı NATO doruğu sırasında Rauf Denktaş’ ın -nerede söylediğini bilemediğim- bir demeci Türk heyeti arasında epey konuşuldu. Denktaş -, bana söylendiğine göre, Başbakan Erdoğan’ -ın Kıbrıs sorununu bir türlü doğru dürüst anlayamadığını, bundan sonra biraz dikkat edip öğrenmesi gerektiği mealinde bazı sözler sarfetmiş. Tabii bu da hemen dönüp dolaşıp Başbakanın önüne gelmiş.Aynı çevrelere göre, Başbakan buna gülüp geçmiş, ancak yakın arkadaşları çok sinirlenmişler.

Brüksel’de KKTC seçimleriyle ilgili olarak yapılan yorumlar bu sinirliliği çok iyi yansıtıyordu.

Seçimlerde Rauf Denktaş’ın görüşlerini destekleyen Derviş Eroğlu’nun önemli oy kaybı, aslında Talat- Serdar ikilisinin zaferi gibi görülmüyor. Aksine, Rauf Denktaş yaklaşımının çöküşü olarak nitelendiriliyor. “Talat kazanmadı, Rauf Denktaş’ çılar kaybetti” diyen, Başbakana yakın bir kaynak, KKTC’de yepyeni bir sayfanın açıldığını dahi hiç çekinmeden söyleyebiliyordu.

Nerelerden nerelere geldik değil mi ?

KARAMANLİS İLE ERDOĞAN BULUŞMASI

Hem Atina’da, hem de Ankara’daki söylentilere bakılacak olursa, yakında bir Erdoğan- Karamanlis doruğu yaşanacak gibi görülüyor. Taraflara sorduğunuz zaman, kimse kesin bir şey söylemiyor ve çalışmaların sürdüğünü söylemekle yetiniyorlar. Ancak burnumuza gelen kokular da giderek kuvvetleniyor.

İki lider bu defa sadece kucaklaşıp sırtlarını sıvazlamakla yetinmeyecekler ve ikili sorunlarda bazı somut adımlar atacak gibi görünüyorlar. Acaba Ege’de ikili sorunlara liderler düzeyinde mi, yoksa Adalet Divanına gidilerek mi çözüm sağlanacağı önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.

Karamanlis de sıkışık durumda. Yunan muhalefeti, Erdoğan ile sadece şirinlik yaptıklarını, ikili sorunlarda hiçbir ilerleme sağlanamadığına dikkat çekip Başbakanı yerden yere vuruyorlar.

Anlayacağınız, Karamanlis’in kamu oyuna birşeyler göstermesi gerekiyor.

Türk Başbakanının ise tuzu kuru. Onun Ege konusunda pek bir acelesi yok. Tek isteği Kıbrıs’ı çözmek, ancak Atina da o işe karışmayı arzulamıyor.

Önümüzdeki dönemde bol bol Ege’ yi konuşacağız.

TÜRK VE YUNAN BASINI ESKİDE KALMIŞ

Geçen haftasonu Atina’da Türk ve Yunan medyasının üst düzey yetkililerinin katıldıkları iki günlük bir konferans vardı. Daha doğrusu, Türk medyasının gerçekten üst düzey yetkilileri gelmişti de, Yunan medyasının katılımı daha bir cılız kaldı.Yunanlı meslektaşlar hem şikayet ederler, sonra da rahatlarını bozmazlar.

Neyse,işin bu yanını bir kenara bırakalım.Emeği geçenleri de tebrik edelim. Alkis Kurkulas (Atina ajansı Türkiye temsilcisi), Nur Batur (Hürriyet Gazetesi Atina temsilcisi).......gerçekten didindiler.

Aslında karşılıklı bir fikir alış verişinden çok, Türk basın temsilcilerinin çeşitli konularda kendi aralarında tartışmaları ve Yunanlı meslektaşların da bizi seyretmeleri şeklinde geçti.

Benim en çok dikkatimi çeken nokta, Türk veya Yunan olsun, bazı yazar veya gazetecilerimizin kendilerini bir türlü yenileyememeleri. Eskide takılıp kalmışlar. Hala gelişmeleri, eski alışkın olduğumuz ölçülere göre değerlendiriyorlar.

Kimi Yunanlı gazeteci için, Türk düşmandır ve nerede olursa olsun, Yunanistana sadece zarar vermeyi düşünür.

Kimi Türk gazeteci için de, Yunanlının gözü hep Anadolu’nun üstündedir ve hedefine varabilmek için hep bizi kandırır.

Oysa köprülerin altından öylesine sular aktı, her iki ülke değiştiği gibi, Uluslararası koşullarda öylesine değişti ki, artık eskiden yapabilecekleriniz veya yapmayı planladıklarınızı artık gerçekleştirmeniz imkansızdır.

Bazılarımız bunu göremiyorlar. Adeta değişimden korkuyorlar. Ayak uyduramamanın sıkıntısını çekiyorlar. Eski dünyalarında kalmak, çok iyi bildikleri sloganları tekrarlamak daha bir kolaylarına geliyor.

Belki farkında değiller ancak, komik oluyorlar.

OLİMPİYAD’LAR ATİNA’ YA YARAMIŞ

Geçen yıldan bu yana Atina’ya yolum düşmemişti. Olimpiyad’lar öncesindeki halini görmüştüm.Bu defa gittiğimde, gözlerime inanamadım.

Gerçekten de Olimpiyad’lar Atina’ya çok yaramış.

Eskiden daha bir hoyratça bakılırdı. Sokaklar bu kadar temiz değildi. Şimdi, yollarında bitmesiyle kent adeta değişivermiş. Orasını burasını çektiren, eskiden güzel olan ancak zamanla cazibesini kaybeden kadınlara benzemiş. Plastik ameliyatı öylesine başarılı geçmiş ki, eski güzellik tekrar geri gelmiş.

Karşılaştırılamaz ancak, benim aklım ister istemez İstanbula gitti. Yolların perişanlığı, hele kar yağdıktan sonra açılan çukurlar. İnsanlarımızdam başlayan duyarsızlık ve pislik.

Bizde dünya güzeli bir kentte yaşıyoruz, ancak ona fahişe muamelesi yapıyoruz.Üzerinde titremiyor, aksine durmadan hırpalıyoruz.

Özetle, Yunanlılar Atina’nın kıymetini biliyor, bizler ise İstanbulumuzu hoyratça eskitiyoruz.

Yani yazık ediyoruz.

AFERİN, CÜNEYT VE SONER’E

Bir marka yaratmak zordur. O markayı sürdürebilmek daha da zordur.

CNN TÜRK’ün 5N1K’sı bu zorlukları en iyi taşıyan markası oldu. Cüneyt Özdemir ile Soner Yalçın çok iyi bir karışım yarattılar. Birbirlerinin göremedikleri görüyor, olaylara farklı yaklaşabiliyorlar.

Cüneyt Özdemir, Aylin Atasoy, Emiyra Yılmaz, Özgül Apaçe, Atilla Alicikoğlu, 32.GÜN ekibinden çıkmış isimler olduğu için, arka arkaya aldıkları ödüller (En son NOKTA’nın Doruktakilerine oturdu) beni en az onlar kadar memnun ediyor.

Şu sıralarda gözdeler. Hem Cüneyt’in sempatik sunumu, hem Soner’in konulara takla attırışı ve ekibin düzgün çalışması meyvalarını veriyor. Önemli olan, bu markayı uzun soluklu yapmak. Cüneyt ile Soner’in bunu da başaracaklarından eminim.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır.)

X