Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fazla gülmeyelim, bugünkü ortam 6 ayda değişir

Nereye bakarsanız bakın, genel bir memnuniyet havası var. Medya’dan başlayan, bilimsel çevrelerde genişleyen, siyasi çevrelerde zafere dönüştürülen, askeri kesimlerde de keyifle sözü edilen konu, Kıbrıs Rumlarının düştükleri zor durum.

Nereye bakarsanız bakın, genel bir memnuniyet havası var.

Medya’dan başlayan, bilimsel çevrelerde genişleyen, siyasi çevrelerde zafere dönüştürülen, askeri kesimlerde de keyifle sözü edilen konu, Kıbrıs Rumlarının düştükleri zor durum.

Uluslararası kamu oyunda Rumlara yönelik eleştirilerin yoğunlaşmasını, özellikle de Avrupa Birliğinden kaynaklanan tepkileri gereğinden fazla abartıyoruz.

Doğrudur, Rumlar referandumda HAYIR oyu kullandıktan sonra, beklendiği gibi güç duruma düşmüşlerdir.

Ancak bizlerin bu ortamı gerçekçi olarak okumamızda da çok yarar vardır.

Uluslararası ilişkilerde, özellikle müttefikler arasında esen ters rüzgarlar hiçbir zaman sürekli olmaz. Fırtınalar kopar, karşılıklı sert eleştiriler yapılır ancak eninde sonunda ortalık yine yatışır.

Göreceksiniz, hemen hemen aynı durum Kıbrıs Rumlarıyla Avrupa Birliği arasında yaşanacak. Önümüzdeki haftalarda, eğer işi iyi idare edemezlerse, Rumlar önümüzdeki aylar boyunca epey dayak yiyecekler. AB ve ABD tarafından, KKTC’nin cezalandırılmaması için önemli adımlar atılacak ve Rumlar sinirden tırnaklarını yiyerek, hiçbir tepki gösteremeden seyirci kalacaklar. KKTC’yi tatmin edecek her adımın Ada’nın biraz daha bölünmesi anlamına gelmesine rağmen, Güney Kıbrıs vetosunu kullanamayacak veya kullandırılmayacak.

En büyük desteği bekleyecekleri Atina’nın da Kıbrıs Rumlarına pek yararı dokunmayacak. Yunanlılar da belirli oranda seyirci kalmayı tercih edecekler.

Bizler de bu manzarayı büyük bir keyifle seyredeceğiz.

ANCAK DİKKAT EDELİM, RÜZGAR FAZLA SÜRMEZ

Beni en çok kuşkulandıran da, işte bu durum. Yani KKTC lehindeki gelişmeler karşısında rehavete kapılmamız ve Kıbrıs’ı gündemimizden çıkarmamız.

Fazla abarttığımı sanmıyorum, ancak Rumlar referandumdaki gibi ağaç devirmeyi sürdürmezler ve oyunu hakkıyla oynamaya başlarlarsa, en fazla 6-7 ay içinde bugünkü rüzgarlar durulur.

Avrupa Birliğinin gündemi değişir.

Rumlar ne kadar iyi çocuk olduklarını gösterirler. Brüksel kendilerinden ne isterse yerine getirirler.

Tabii bu senaryoya, bir de Türkiyemizin vatanı herkesten çok seven bazı kurumları, tarafsız yargısı, polisi ve milliyetçiliği kimselere bırakmayan dernekleriyle, direnişçi güçlerin devirecekleri ağaçları da eklememiz gerekir.

İşte böyle bir havaya girilince, birde bakarsınız, eski rollere dönülmüş.

Türkiye’den askerlerini çekme takvimi istenir olmuş. Türkiyeli göçmenlerin geri gidip gitmeyecekleri konuşulmaya başlanmış.

Rumlar yine iyi çocuk, bizler ise yine işgalci konumuna düşmüşüz.

BU TEHLİKEDEN KURTULMANIN TEK YOLU, HEP BİR ADIM İLERDE OLMAKTIR

Bu başlığı görür görmez, içinizden neler söylediğinizi tahmin edebiliyorum. Benim de içimden aynıları geçiyor: Ne yani, hala bu herifleri memnun etmeye mi çalışacağız ? Hala ödün mü vereceğiz ? Bizim hiç kırmızı çizgilerimiz yok mudur ?

Uluslararası ilişkilerde herşey her an değişir. Hedefe varana kadar da, tutumunuzu sürekli değiştirirsiniz. Gerektiğinde ödün de verir, blöf de yapar, beyaz yalanlar da söyler, bugün söylediğinizin tam tersini -iyi bir kılıf bulup- yarın tekrarlarsınız. Çifte standart kullanırsınız. Daha önceki kırmızı çizgilerin ne olduğunu gördüğünüz için de, özellikle Kırmızı Çizgi çizmezsiniz !

Türk tarafı ilk defa Kıbrıs’ta iki ayrı bölge veya iki ayrı devletli bir çözümü AB’ye kabul ettirebilme şansını yakalamıştır. Uluslararası kamuoyu ilk defa “İstemediklerine göre bu adamları neden bir arada yaşamaya zorluyoruz” sorusunu kendi kendine sormaya başlamıştır.

Türkiye bu şansı kaçırmamalıdır.

Gereken herşeyi yapmalı ve Rumların attıkları bu hatalı adımı nakit paraya (!) çevirmelidir.

Bunun da tek yolu vardır.

Tayyip Erdoğan’ın sürekli tekrarlamaktan memnuniyet duyduğu gibi “Rumların bir adım önünde gidilmelidir.“

Oyun hakkıyla oynanmalıdır. Kısır Milliyetçilik veya Ulusalcılık kaygılarıyla değil, hedefe varmak için akılcı ve pragmatik adımlar atılmalıdır.

Kendimizi aldatmayalım... KKTC’nin AB’ye üye olması ancak, Türkiye’nin tam üyeliği ile eş zamanlı gerçekleşecektir. Kuzeyin tümüyle zenginleşmesi gecikecektir. Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs pasaportlarıyla istediklerini yapabilecekler, oysa ne yazık ki kabak Türkiye’den göçmüş olanların başına patlayacaktır.

Eğer ilerde istediğimizi elde etmek istiyorsak yani iki bölge veya devletli bir Kıbrıs hedefliyorsak, dünyayı etkilemeyi sürdürelim. İnsanları şaşırtalım ve hep bir adım ilerde olalım. Büyük düşünelim.

Örneğin:

- Göz boyamak gibi nitelense dahi, 3-4 bin asker çekelim. Kuzey’deki güvenliği hiçbir şekilde etkilemez.

- En az on defa geri vereceğimizi açıkladığımız Maraş’ı iskana açalım. İster Rum, ister Türk veya Uluslararası firmaların yatırım yapmasına izin verelim.

- Rumların Kuzey’de yazlık ev almalarına izin verelim.

- Kuzey’deki Rum yatırımlarını teşvik edelim.

- Annan planında söz verdiğimiz gibi, Karpaz’daki dini bölgeleri Rumlara açalım.

Bu listeyi uzatabiliriz.

Osmanlı gibi, zafer kazanmışların gönül zenginliği ve büyüklüğü ile davranalım.

Uzun vadeli düşünelim.

Lehimize dönen bu rüzgarları kaçırmayalım.

Yelkenlerimizi bu meltemle dolduralım...

* * *

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır.)
X