"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Fatih Terim

Fatih Terim'i 1980'lerin hemen başında gitmeye başladığım Galatasaray maçları ile tanıdım.

Kaptan Fatih, elbette dünya tarihinin gördüğü en yetenekli futbolcu değildi. Fakat tribünleri ona bağlayan bir özelliği vardı: Hırsı... Bir maçta yan hakeme kızıp, gidip yüzüne tükürmesini elbette yadırgamış, ayıplamıştık. Ama içimizde bir yerde besleyip durduğumuz "hain fırlama" tarafımızın "Helal olsun be!" dediğini de unutmamıştık.
Fatih Terim'in futbolu bıraktığı gün de yanındaydım. Yanında derken elbette tribünü kast ediyorum. "İmparator... İmparator" diye uğurladığımız Terim'le yollarımızın bir gün tekrar kesişeceğinden emindik, dersek yalan söylemiş oluruz.

Fatih Terim, futbolu bıraktıktan sonra, muhitimizin ağır ağabeyi olarak hayatımıza bir kez daha girdi. Şişli'de doğup büyüdüm. Ama vaktimin çoğunu Bomonti'de geçirirdim. Fatih Terim, kendi adını verdiği spor malzemeleri satan mağazasını, benim her gün geçtiğim yol üzerinde açmıştı.

Para biriktirip, Terim imzalı bir tişört almak için ne kadar uğraştığımı anlatsam gülersiniz.
Terim'in takıldığı (Rıdvan'ın, Selçuk'un, Tanju'nun ve daha pek çok futbolcunun takıldığı) kahve de bizim muhitteydi. Mağazadan kahveye gidişini arkadaşlarımla kaç kez izlemişizdir kim bilir? Terim'in korkuyla karışık bir saygı yaratan "delikanlı" yürüyüşünü de bayağı taklit etmeye çalışmıştık. Becerememiştik.

Tam Fatih Terim'in hayatlarımızdan silindiğini düşünürken, karşımıza teknik direktör olarak çıktı. Önce Göztepe'yi mi yönetti, Ankaragücü'nü mü şimdi hatırlamıyorum. Ama başarılı olmasını hep istemiştim.

* * *

 Piontek döneminde, bugünün efsane futbolcularını keşfeden Ümit Milli Takım Teknik Direktörü olarak başarılara imza atmaya başladığında, iyi bir Terim izleyicisi olarak büyük gurur duymuştum.

Sonrası, daha yakın tarih olduğu için herkesin malumu zaten. Milli Takım'ın başına geçti, Türkiye'nin Euro 96'ya gitmesini sağladı ve Galatasaray'ın başına getirildi.

Terim Galatasaray'da henüz yolun başındayken çok eleştiri aldı. Aklı başında eleştiriler değildi bunlar. Yürüyüşüne, o meşhur yürüyüşüne taktılar, "Ayakkabısının arkasına basan taşra delikanlısı" dediler, "Vizyonu yok, Galatasaray'ı bir yere taşıyamaz* dediler. Dediler de dediler.

Allahtan Faruk Süren bu tip ucuz dolduruşlara gelmedi, zor döneminde Fatih Terim'in arkasında durdu ve sarı kırmızılı ekip başarıdan başarıya koştu.

Türk futbolunun hayal etme cesaretini bile gösteremediği UEFA Kupası'nı almaya kadar sürdü bu inanılmaz koşu.

Terim, Fiorentina'ya giderken, arkasında tuhaf hisler arasına sıkışmış dev bir kitle bıraktı. "Kal bu sene, kal bu sene. Yaşanacak çok şey var bu sene" diye bağıran taraftar, Terim'i bırakmak istemiyordu. Ama Terim'in ağzından çıkandan geri dönmeyeceği de iyi biliniyordu. O zaman, "Başarılı olur inşallah" diyerek uğurlandı.

Fiorentina macerasını biraz da zaruretten noktaladığında, herkes biliyordu ki Terim'in aklında daha büyük bir takım var.

Türkiye'nin Terim'e yakıştırdığı kadar büyük bir takıma gitti sonunda: AC Milan'a.
Terim'in Milan'da kalabilmesi için, futbolun doğasına aykırı bir işi becermesi, hep galip gelmesi gerekiyordu. Çünkü İtalyan basını Terim'i hiç ama hiç sevmemişti.

Lazio-Galatasaray maçı için geçen ay Roma'ya gittiğimizde konuştuğumuz İtalyan gazeteciler, Terim'in gitmesinin an meselesi  olarak görüldüğünü, cevabı merak edilen tek sorunun "Bodrum'a mı, İstanbul'a mı döneceği" olduğunu söylüyorlardı.

Terim'in Milan'ın başından gidiş tarihi olarak belirlenen Inter-Milan maçını kazanması, sadece süreyi biraz uzatmış oldu o kadar.

Maldini, Inzaghi ve söylenene bakılırsa Rui Costa, Terim'in gitmesi için takım içinde ellerinden geleni yapıyordu.

Neticede istedikleri oldu, Terim, yakaladığı büyük hayaline erken veda etmek zorunda kaldı.

Bizim tanıdığımız Terim pes etmez. Taşra delikanlısı olarak görüldüğü Galatasaray'a "İmparator" olduğunu kabul ettirene kadar uğraşan Fatih Terim, dünya futbolunda bir marka olmak için de savaşını sürdürecek.

Bu arada Türk Milli Takımı'nın başına mı gelir, bir başka Avrupa kulübünü mü çalıştırır bilinmez.

Kişisel tercihim, Terim'in İspanya'da bir takımın başına gitmesi. İtalya, en azından bir süre daha Terim'i istemeyecektir. Yeni bir ülkede taze bir başlangıç yapması, Terim için en hayırlısı olacak gibi gözüküyor.
Hayırlısı olsun...

X