Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Yüzde 50 olsa ne fark eder!

Fatih ALTYALI

Zamlar yüzde 20 olarak açıklandı. Dedikodulara göre işadamları, ‘‘Biz yüzde 20 civarında zam yapmayı planladık. Devlet bunun üzerinde yaparsa özel sektörde çalışma barışı kalmaz’’ demişler. Bu mesaj üzerine zam oranının yüzde 20 civarında tutulduğu söyleniyor.

Büyük ihtimalle şaka, ama içinde gerçek payı barındıran bir şaka olsa gerek. Geçen yılın enflasyon oranları dikkate alınırsa yüzde 20 zam, son yılların en iyi zammı gibi görünebilir.

Tansu Çiller, yüzde 150 enflasyon yaşattığı 1994 yılını takip eden dönemde çalışanlara yüzde 0 zam önermişti.

Sonrasında bu zam yüzde 30 olarak gerçekleşmişti.

Yani bugünkü durum ehveni şer.

Fakat bir yandan da sadece akaryakıta son bir ayda gelen zam yüzde 20'den fazla.

Çık işin içinden çıkabilirsen...

Zamlarda oran düşüklüğünden daha büyük sorun, ücretlerin zaten yetersiz olması.

Asgari ücret alan bir çalışanın zamla beraber maaşına eklenecek miktar yaklaşık 10 milyon TL.

Çalışanların maaşlarındaki dolar bazında erime son 10 yılda yaklaşık yüzde 40. Çalışan kesimin yüzde 80'i yoksulluk sınırının altında para kazanıyor.

Bir memur ailesi karı koca çalışıp, yemeyip, içmeyip bütün kazandığını verse çocuğunu kolejde okutamıyor.

Pek çoğunun maaşı, büyük kentlerde gecekondu kirasına yetmiyor.

Bu maaşa yüzde 20 zam yapsan n'olur, yüzde 50 zam yapsan n'olur!

Çalışmayan, çalışanı sömürüyor

MEMUR maaşlarını yazınca okurların bir bölümünden öfkeli bir tepki yükseliyor.

‘‘Fatih Bey, Fatih Bey. Siz bir gün bir devlet dairesine gidin de görün bakalım.

Boş boş oturan yüzlerce kişi.

İş yapmaktan aciz, vatandaşa köpek muamelesi yapan, işini savsaklayan bir gruba memur demek mümkün mü? Ne yapıyorlar ki, ne zam istiyorlar?’’

Bu sözlerde yer yer haklılık payı var.

Ancak bunun suçlusu memurlar değil.

Memuriyeti bir çeşit işsizlik sigortası haline getiren devlet anlayışı.

Memuru işe çalıştırmak için değil de, maaş vermek için alırsan olacağı bu.

Hal böyle olunca da gerçekten çalışan, gerçekten gecesi gündüzüne katılmış memurların hakkı yeniyor.

Memursuz devlet olmaz.

Devlet denilen şeyin ortaya çıktığı günden bu yana devlet memuru da var.

İyi yönetim, memurunu iyi kullanıp iyi bir düzen kuruyor.

Kötü yönetim, memurunu kullanamıyor ve düzen kuramıyor.

Memurlara kızıyoruz da, ya öğretmenlerimiz?

Onlar da memur değil mi?

50 kişilik sınıflarda, dağda taşta eğitim vermeye çalışan, şehit olan öğretmenlerimiz...

Ya doktorlarımız?.. Canımızı emanet ettiğimiz, gecesi gündüzü olmayan sağlık personelimiz?..

Ya yargıçlarımız?.. Varlığımızın temeli olan adaleti dağıtanlar... Her gün yüzlerce dosyayla boğuşanlar.

Sadece yokluğunda kıymetini anladığımız pek çok hizemetin bize ulaşması için gerçekten çalışanlar...

Ya onlar... Onların suçu ne?

Sevindiren hata ve savcıdan açıklama

HİKMET Uluğbay'ın intiharını soruşturan Cumhuriyet Savcısı Sarıoğlu aradı.

Çok öfkeliydi.

‘‘Fatih Bey, köşenizde beni çok ağır eleştirmişsiniz. Fakat o eleştirdiğiniz sözlerin hiçbiri bana ait değil. Bana haksızlık etmişsiniz. Keşke yazmadan önce beni bir arayıp, benim böyle bir şey söyleyip söylemediğimi kontrol etseydiniz’’ dedi

Ben de ‘‘Sayın savcım, 3 gazetede aynı sözleri okudum. 3 gazetede okuyunca sizi arama gereği duymadım. Üstelik de ben eleştiri yazmak için bir gün bekledim. Haberin çıktığı gün gazeteye bir açıklama yollasaydınız, zaten yazma gereği duymazdım’’ diye yanıtladım.

Savcı Sarıoğlu ise son derece haklı olarak şu yanıtı verdi:

‘‘Fatih Bey, bir yandan soruşturma, bir yandan basının ablukası. Telefonum günde bin kere çalıyor. Açıklama yolladım ama bir gün geç yolladım. İşi gücü bırakıp açıklama derdine mi düşseydim?’’

Savcı Sarıoğlu'ndan özür diledim. Ve çok da mutlu oldum.

Çünkü bir savcımızın intiharı örnek gösteriyor olması, bizim yanlış haber yazmamızdan çok daha vahim bir durum olurdu.

Özür dilerim

MECLİS Başkanlığı seçimleri sırasında, ‘‘Benim adayım Yıldırım Akbulut. Çünkü tertemiz bir isim’’ diye yazmıştım.

Ancak geçen günler beni, siz okurlarımdan özür dilemeye yöneltti.

Akbulut'un her gün yeni bir marifeti ortaya çıkıyor.

Merve Kavakçı'nın özlük haklarının verilmesinden sonra, şimdi de Akbulut'un Meclis'teki görevlere yakınlarını atadığı ve kadroları torpillilerle doldurduğu ortaya çıktı.

Akbulut, Özal sonrasında görev yaptığı sırada bize temiz bir başbakan gibi görünmüştü. Herhalde siyahın yanında grinin beyaz görünmesi gibi olsa gerek. Özal sonrası Akbulut bize iyi görünmüş.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

13-14 yaşındaki çocuklarımızın altına otomobil

vermediğimiz zaman.



X