"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Fatih Altaylı’yı hiç affetmeyeceğim

Biz kadınların tecavüze uğradıkları için akrabaları tarafından öldürüldüğü bir ülkenin çocuklarıyız. Kadına şiddetin ne olduğunu çok iyi biliriz. Fatih Altaylı’nın şiddet pornografisi yoluyla vereceği derse ihtiyacımız yok...

Habertürk gazetesi geçtiğimiz hafta sürmanşetten bastığı sırtı bıçaklanmış kadın fotoğrafıyla beni de sırtımdan bıçakladı.
Fotoğrafı gördüğüm anda hıçkıra hıçkıra ağladım ve “Bir gazete bunu bana nasıl yapar!” diye isyan ettim.
Benim hayatımda ilk kez oluyor.
Okuduğum bir gazetede böylesine dehşet verici bir fotoğrafı 9 sütuna açılmış halde bugüne kadar ilk kez gördüm. İnanın hala şoktayım.
Yıllardır mesleğim adına irkildiğim şeyler oldu. Ama böylesi hiç olmamıştı.
Yazıişlerinde çalışmış hiçbir gazetecinin yabancı oduğu bir konu değildir bu fotoğraf meselesi. Bu kadar sınırları zorlayan şekilde olmasa da, zaman zaman bir takım fotoğrafları basıp basmamak yazıişleri masasında tartışılan, olur da basılırsa gazete ombudsmanları tarafından ele alınan konulardandır.
Ben safça sanıyordum ki yıllar içinde bu konuda epey yol alındı, muasır medeniyet seviyesine yükselindi.
Sanıyordum ki artık safi sansasyon yaratmak amacıyla insanların itibarını yerle bir etme geleneğinden vazgeçildi.
Sanıyordum ki okura saygı arttı.
Nasıl da yanılmışım.
O fotoğrafı gördüğümde sadece gazeteci olarak değil, önce okur olarak sinirlendim. “Bir gazete bunu bana nasıl yapar” isyanım ondan.
Dakikalarca bakakaldım. Yüzü gözü dağılmış bir kadın, sırtında bir ekmek bıçağı, alttan bağırsakları taşmış... Günlerdir gözümün önünden gitmiyor. Sanırım hayat boyu da gitmeyecek.
Bakın mesela, Bienal’in ateşli silahlar temalı bölümünde benzer şiddet içerikli fotoğraflar var. O sergiyi gezerken de insanın canı sıkılıyor, “insan insana bunu nasıl yapar” diye düşünüyor.
Ama arada bir fark var.
Şiddet, sanatın konusu olabilir.
Ama şiddet pornografisi bir gazetenin okura sunduğu şey olamaz.
Bir gazete, okurunu böyle uyandıracağını düşünemez.
Bir gazetenin yayın müdürünün ne bu kadar saf olduğuna ne de okuru bu kadar saf yerine koyacağına inanamam.
Ama oldu işte.
Keşke Fatih Altaylı o yazıişleri masasında “Bugün demokrasi yok. Bu fotoğrafı basacağız” demeseymiş. Keşke itirazlara kulak verseymiş. Keşke o fotoğrafın şehvetine böylesine kapılmasaymış.
Ertesi günkü yazısında ise hepimizi suçluyordu. Vurdumduymazlığımızdan dolayı.
Hepimize bir ders vermeyi amaçlamış. Kadına şiddet deyip geçiyormuşuz, o bu şiddeti gözümüze sokmuş.
Gözümüze soktuğu aşikar.
Ama o kadar da değil. “Kadına şiddet” kavramını kendisinden öğrenmedik.
Bu şiddetle savaşı da onun yayınladığı pornografik fotoğraflar üzerinden öğrenecek halimiz yok.
Kendisine tavsiyem biraz sosyoloji okuması.
Çünkü biraz sosyoloji okuyan adam bilir ki o üçüncü sayfa haberleri pornografinin ta kendisidir.
O haberler okuyanın bir yerde zevk dürtüsünü uyarır, bir yerde “Oh” çektirir, “iyi ki benim başıma gelmedi” dedirtir.
Ben tam da bu nedenle asla gazetelerin bu sayfalarına bakmam. Göz bile atmam.
Bunun bir bahane ve kendini haklı çıkarma isteği olduğuna inanmasam hakikaten saf olduğunu düşüneceğim Altaylı’nın.
Şiddet pornografisiyle dünya düzelecek olsaydı inanın bunu ilk akıl eden Altaylı olmazdı.
O fotoğraf sandığı gibi kadına şiddet konusuna dikkat çektiği için tepki almadı.
Kadınların tecavüze uğradığı için akrabaları tarafından öldürüldüğü, onlarca parçaya kesilerek çöp torbasında atıldığı bir memlekette yaşıyoruz biz. Kadına şiddeti çok iyi biliriz.
Bizim tepkimiz Altaylı’nın bizi “uyandırdığı” konuya değil, gazetesinde kadın ve ölümü teşhir nesnesi olarak kullanmasına.
Önemi var mı bilmem ama ben kendisini bu yaptığından dolayı hiç affetmeyeceğim.
X