Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Polis olmasa terörist olacakmış

Fatih ALTAYLI

SABAH'ın dünkü birinci sayfasında bir Çevik Kuvvet polisinin sözleri yer alıyordu.

Ve sanki bu polisin yaptığı yasadışı eylem, bir anlamda doğrulanmak isteniyordu.

İfadeleri aynen alıp yazıyorum:

‘‘... Çevik Kuvvet polisi yay gibi. Bir dokunan bin ah işitiyor. Ç.K. bir köy çocuğu. Polis okulunu bitirip geldiği İstanbul'da büyük bir şok yaşamış.’’

Haberin sonrasında köy çocuğu Ç.K.'nın sözleri yer alıyor:

‘‘Seyrettiğim vitrinler öfkemi artırdı. Hiçbir zaman ulaşamayacağım yaşam tarzını gördüm. Hırsımı her gösteride hışımla copumu vurduğumda yenebildim...’’

Bu sözleri söyleyen kişinin copunu hırsla vurduğu kişiler de, aynen kendisini gibi biraz daha iyi bir yaşam için, insanca yaşam koşulları için eylem yapan memurlar, öğrenciler...

Ve ifadeler ürkütücü.

Polis, devlet düzenini, yasaları korumak için oluşturulan gücün unsuru, aslında devlete, sisteme öfkeli.

Hem de en az devlete savaş ilan edenler kadar.

Devletten nefret edenden, devlet düzenini korumasını bekleyemezsiniz.

Ç.K'nın sistem nefreti ve sisteme öfkesi müthiş.

DHKP'liyi DHKP'li yapan, TİKKO'luyu TİKKO'lu, hatta İBDA'cıyı İBDA'cı yapan ve hatta kimilerini dağa çıkaran öfke de benzer bir öfke.

Belli ki, Çevik Kuvvet'teki Ç.K.'nın şansı yaver gitmiş ve polis olmuş.

Aksi takdirde yukarıda saydığım örgütlerden birinde, cephenin diğer tarafında da olabilirmiş.

Ama kafanın içindekiler aynı olunca, adının ne olduğu önemli olmuyor.

Üstelik de Ç.K'nın öfke gerekçeleri, Türkiye'de en az 60 milyon insanın gerekçesi.

Geri kalan 60 milyonun günahı, ellerinde havaya kaldırıp sallayacak silahlarının olmaması mı?

NOT: Ç.K'nın sözleri ve yaklaşımı, polisimizin aslında ne kadar eğitimsiz bir biçimde işe başlatıldığının da göstergesi.

<ı>Yunan Konsolosluğu'nda kadın düşmanlığı

İKİ Türk kadın, uzun bayram tatilinde Yunanistan'a gitmeye karar vermişler. Turizm şirketine paralarını yatırıp, vize alınması için pasaportlarını vermişler.

Ancak turizm şirketinin bütün ısrarlarına ve defalarca başvurmasına rağmen Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu vize vermemiş.

İki hanım da pasaportlarını alıp, bir kez de kendileri başvurmak istemişler.

Vize yetkilisi pasaportları görünce, iki hanıma ‘‘Size vize vermeyeceğimizi söyledik. Hálá ne ısrar ediyorsunuz. Tepemi attırırsanız, pasaportunuza iptal kaşesi basar ve diğer konsoloslukları da arayarak hiç bir yerin size vize vermemesini sağlarım’’ diyerek iki hanımı kovalamış.

Daha sonra turizm şirketinden bir yetkili vize verilmemesinin nedenini anlatmış.

İki hanım kulaklarına inanamışlar.

Yunan Konsolosluğu'ndaki görevliler ‘‘İki genç kadının yalnız başlarına Yunanistan'da ne işleri var?’’ diyormuş.

Elbette istediklerine vize verip istemediklerine vermeme hakları var.

Türkiye'yi bu duruma düşürenler utansın ama biz bu Yunanlıları değil pasaport, nüfus káğıdı ile ülkemize sokarken, İstanbul'daki Yunan Konsolosluğu'nun yediği bu halt ne ola!

<ı>Turkish Laz virüs

SON günlerde internet áleminde yeni bir virüs var. Virüsün Karadenizli bir hacker tarafından üretildiği ve piyasaya salındığı söyleniyor.

Adı kısaca ‘‘Laz virüsü’’ diye geçiyor ve virüs bilgisayarınıza girince, şöyle bir yazı beliriyor:

‘‘You have just received a Turkish Laz virus.

Since we are not so technologically advanced in Turkey,

this is a MANUAL virus.

Please delete all the files on your hard disk yourself

and send this mail to everyone you know.

Thank you very much for helping us.’’

Türkçesi şu:

‘‘Türk Laz virüsünü almış bulunmaktasınız.

Teknolojik olarak çok ileri bir ülke olmadığımız için virüsümüz elle çalışmaktadır.

Şimdi lütfen hard diskinizdeki bütün dosyaları kendiniz siliniz ve bu postayı herkese yollayınız.

Yardımcı olduğunuz için teşekkür ederiz.’’

<ı>Küçük bir kızdan yorum

BİZİM Başka Yerde Yok ekibinin sıkı solcularından bir arkadaşımızın küçük kızının ölüm oruçları ile ilgili yorumunu sizlere aktarmak istedim.

Evde annesi ile ölüm oruçlarını tartışan 11 yaşındaki minik şöyle konuşmuş: ‘‘Anneciğim onların ölmesini ben de hiç istemiyorum ama cezaevlerindeki bu durum sürdüğü müddetçe her yıl bir sürü insan ölümle burun buruna gelecek.

Eğer bundan sonra cezaevlerinde insan ölmeyecekse, bir kez için kararlı olmak lazım.

Her gün ölmektense, bir kere ölmek daha iyi değil mi?’’

11 yaşında bir kız çocuğu böyle diyor.

Üstelik de annesi tam aksi bir fikri savunurken.

Bilinsin diye yazıyorum, bir şey yapılsın diye değil.

Zaten yapılacağı da yok.

<ı>NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Adam olana kıymet

verildiği zaman.

X