Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Metin Bey hayatta mısınız?

Fatih ALTAYLI

Metin Akpınar'ın Egebank reklamlarından kaç lira aldığı konusu hálá açıklığa kavuşmadı.

‘‘Entelektüel’’ ve ‘‘duyarlı’’ sanatçımızın duyargalarında bir sorun var galiba.

Soruları duymazdan geliyor.

Önceki gün Kenan Işık da Akşam'daki köşesinde Metin Akpınar'a sesleniyor ve sanatçıların varlıklı olmasının hiçbir şekilde suç olmadığını, iyi para kazanıyor olmanın sanatçılığı bozacak bir unsur olarak görülemeyeceğini, ancak sanatçıların topluma karşı sorumlu insanlar olarak bazı soruların yanıtlarını vermek zorunluluğu içinde bulunduklarını hatırlatıyordu.

Sevgili Kenan Işık, çok iyi özetlemişti.

Ve diyordu ki: ‘‘Bir tek satırlık yanıt yeter.’’

Ancak Metin Akpınar'ın üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi duruyor. Ne faturalı, ne açıktan kaç para aldığı konusunda hiçbir ses çıkarmıyor.

Ben diyorum ki: ‘‘İddialar var. Akpınar'ın Egebank reklamları için faturalı olarak aldığı ücret dışında, çok daha büyük bir meblağı açıktan aldığı ve bu yolla vergi kaçırdığı söyleniyor. Metin Bey buna bir açıklık getirsin.’’

Metin Bey ses vermiyor.

Kim bilir belki de sükut ikrardan geliyor.

Diyecek bir şeyi yoksa ne desin!

NOT: Neden Metin Akpınar'ın üzerinde durduğumu soran birkaç okur oldu. Hemen söyleyeyim. Akpınar, sol entelektüel ve duyarlı vatandaş edası içinde davranır hep. Siyaset Meydanları'nda bu yönde üfürür. Üfürmek iyidir. Ama gürlediğin kadar yağmayı da bileceksin. Ele talkın verip, salkım yutanlarla işimiz olur. Adı ne olursa olsun.

<ı>Geç kalmış istişare mi yoksa muhtıra mı?

GENELKURMAY Başkanı dün Başbakan'dan randevu talep etti ve görüştüler.

Aslında gereksiz bir görüşmeydi.

Çünkü Başbakan Genelkurmay Başkanı'na söyleyeceklerini birkaç hafta önce MİT Müsteşarı'nın basına yaptığı açıklama ile söylemişti.

Genelkurmay Başkanı da Başbakan'a söyleceklerini geçen hafta içinde basına açıklamıştı.

Yani meseleleri tartışmak için birbirlerinin yüzünü görmelerine gerek yoktu.

Buluşmaları zaman kaybıydı.

Eğer yapılan açıklamalarda uzlaşılamayan noktalar varsa, Başbakan bu kez de DPT Müsteşarı vasıtasıyla bir açıklama yaptırabilir, Gernelkurmay Başkanı da buna bir basın açıklamasıyla yanıt verebilirdi.

Ancak bu kez basın aracılığıyla tartışmaktansa, bir araya gelmeyi tercih ettiler.

Oysa bu bir araya gelişin, herhangi bir fikir ayrılığını çözmesi artık çok güç.

Çünkü laflar söylendi.

Karşılıklı tavırlar net bir biçimde ortaya kondu.

Biliyoruz ki, Başbakan Kürtçe TV yayını istiyor.

Genelkurmay ise buna şiddetle karşı.

Hadi bakalım şimdi ne olacak?

Diyelim ki, bu görüşmede Genelkurmay Başkanı, Başbakan'ı Kürtçe TV yayınının yanlış olduğu konusunda ikna etti.

Başbakan ne yapacak?

Kürtçe TV için vakit erken dese, ‘‘Genelkurmay'dan muhtırayı yedi çark etti’’ denilecek.

Tersi olsa, Başbakan Genelkurmay'ı ikna etse bu kez tam tersi olacak.

Genelkurmay siyasi otoriteye karşı çıktığı zaman ülke menfaatlerine aykırı hareket eden bir organmış gibi duracak.

Halbuki Başbakan ile kendisine bağlı Genelkurmay Başkanı kamuoyu önünde tartışmadan önce şu randevuyu ayarlayıp baş başa görüşselerdi, iki kurum da yıpranmayacak, ikisi de sıkıntıya düşmeyecekti.

Şimdi hem Başbakan'ın, hem Genelkurmay Başkanı'nın elinde pis bir değnek var.

Bakalım neresinden tutacaklar...

<ı>Bitik bir Galatasaray

SEZON başından beri Galatasaray futbol takımına saldıranlar var.

Batmış, bitmiş, mahvolmuş.

Fatih Terim gitmeseymiş, şu olmasaymış, bu olmasaymış.

O eleştirilen, bitik Galatasaray'ın durumuna bakalım bir.

Ligde son 6 maçta 16 puan kazanılmış. Kayıp 2 puan sadece Fenerbahçe'ye ki, Galatasaraylılar o maça 3 puan kayıp gözüyle bakıyorlardı, 1 puan almış olmak sevindirici.

Ligde bir maç eksiğine rağmen lider. Şampiyonlar liginde ikinci tura çıkan ilk Türk takımı ve ikinci turda şu anda grup lideri.

Galatasaray'ın bitmiş tükenmiş hali bu ise, iyi durumundan Allah herkesi korusun.

<ı>Gazetecileri kim götürdü?

BİR grup milletvekilinin Küba gezisi, televolelik görüntülerle rezil edildi. Gazeteciler sağ olsunlar, yapılan ciddi işleri (tabii eğer varsa) hiç aktarmayıp, sadece magazin görüntüler aktarınca geziye katılan milletvekillerinin başı derde girdi.

Aslına bakarsanız, siyasi karşıtlık açısından en sekter milletvekillerinin dostluğu Küba'da bulmaları bile bu geziyi yeterince anlamlı kılsa da, oluşan tepkileri bir ölçüde makul karşılamak gerek.

Meclis'in en yoğun günlerinde Küba'da ‘‘Kebap’’ yapmak milleti bir miktar incitebilir.

Ancak benim merak ettiğim başka bir konu.

Bu geziye çok sayıda gazeteci de katıldı.

Acaba bu gazeteciler bu geziye davetli olarak, ücretsiz mi gittiler, yoksa bu ‘‘zırzopluğu’’ bize nakletmek için bir de para mı harcadılar?

Geziyi organize eden milletvekilleri bu konuya bir açıklık getirirlerse sevinirim.

<ı>NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gördüğümüz rüyayı gerçek sanıp, uyanınca kahrolmadığımız zaman.

X