Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Kalkanlar da bankadan

Fatih ALTAYLI

MERKEZ Bankası Başkanı, Esbank'ın başına öyle birini getirmiş ki, zordaki Esbank değil, sağlam Deutsche Bank olsa dayanmayacak.

Bir gazete ilanını arayarak çıktığım yolda, nerelere doğru gidiyorum.

Esbank'ın Merkez Bankası tarafından atanan genel müdürünün son model Alfa 166'ları beğenmeyip Volvo aldığını yazmıştım.

Üstelik de, Volvo'nun en ‘‘Baba’’ modelini almış.

S80...

Bir iddia, eşine de aynı araçtan tahsis edildiği yolunda.

Ayrıca bankanın eski yönetim kurulu başkanının oturduğu lojmana yerleşen yeni genel müdür, bu lojmanın yeniden tefrişi için 20 milyar liraya yakın bir harcama yapmış.

Bu paralar banka tarafından ödenmiş.

Bu arada yeni genel müdür, boğazına da son derece düşkün biri olmalı.

Çünkü öğle yemeklerinde dışarıdan ‘‘kalkan’’ balığı getirtiyormuş.

Onların faturası da hayli yüklüymüş.

Genel müdürün bankayı kurtarmak için değil, iyice batırmak için atandığı anlaşılıyor.

Bu arada adam da biraz gün görecek tabii.

Afiyet olsun!

Yazı açıktan, özür gizliden

KÜRŞAT Bumin diye bir yazar var. Sözde bir entel. Kıblesinin neresi olduğunu bilemediğim biri.

Bir aralar şeriatçı basının kalelerinden birinde yazar, boyalı basın dediği bize ağır saldırılar yöneltirdi.

Biz karteldik.

Sonra bu adam, boyalı basının en pespaye gazetelerinde ve hatta eklerinde yazmaya başladı.

Anladık ki, kendisi de boyanınca boya pek kötü değilmiş.

Sonra da Sabah Grubu'nun yüzken bin yaptığı gazetesine geçti.

Kartel dediği yerde yazar oldu.

Güldüm haline garibimin.

Geçenlerde Hürriyet'te bizim Muharrem Sarıkaya, Umut Operasyonu ile ilgili dosyaların MGK'ya sunulacağını yazdı.

Bu Bumin de, Muharrem'i yalanlayarak, ‘‘Cek cak gazeteciliği’’ dedi.

Ona göre böyle bir şey olmayacaktı.

Muharrem'in dediği çıkınca, Muharrem bunu aramış.

‘‘Cek cakta haklı çıktım. Utandınız mı?’’ diye sormuş.

Kürşat Bumin de özür dilemiş.

İyi etmiş de, köşede yazıp, telefonda özür dilemek olmaz.

Bir de köşende özür dile Bumin kardeş.

Off-shore'zedeyi kurtarmak suçtur!

OFF-SHORE'a yatan hesaplardan doğan zarar devlet kesesinden ödenecek. Bu kadar izansızlık olur. İyi o zaman, benim Guatemala'daki bir bankaya yatırdığım yüz milyar dolarım da battı, onu da ödesinler.

Şaka bir yana, off-shore'zedelerin parasını ödemek iş değil.

Derdim üç-beş garibanın parasıyla değil.

Daha önce de yazdım, off-shore, Türk tipi bankacılıkta ‘‘zarar gizlemek’’, parayı kontrolden ve sistemden kaçırmak demek.

Sosyal demokrat Başbakan, çevresi tarafından bir kez daha kandırılıyor olmalı.

Üç-beş gerçek gariban vatandaş gösterilerek, aslında off-shore dümeniyle zarar gizleyen bankalar, olmayan parayı varmış gibi gösteren, parayı cebe indiren bankacılar, banka sahipleri kollanıyor.

Devletin zararı bir yana, bankacılık sisteminde ahlaki bir disiplinsizlik yaratılıyor.

Parayı off-shore'layan ödüllendiriliyor, off-shore'lamayan ise cezalandırılıyor.

Hükümetin aldığı bu kararın en ufak bir kanuni dayanağı da yok.

Bu kararı alanların, görevi suiistimalden dolayı hesap vermeleri dahi gerekir.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan'ın dediği gibi, ha kumarda para kaybedenin zararını karşılamışsın, ha bu paraları ödemişsin.

Aynı şey.

Üstelik birincisinde bir mantık var, ikincisinde o da yok.

Hani baş fes içinde yarılırdı?

GALATASARAY, giderek bir dönem eleştirdiğimiz Fenerbahçe'ye benziyor. Kulübün kimseyi ilgilendirmeyen iç meseleleri, artık sabahlara kadar televizyon ekranlarında tartışılır oldu.

Kulüp şirketleşsin mi, şirketleşmesin mi?

Kime ne?

Kulübün 8 bin üyesini ilgilendirir.

50 milyon taraftarı ilgilendiren, takımın şampiyon olup olmadığıdır.

İster şirket olsun, ister dernek.

İşter AŞ olsun, isten adi komandit.

Bütçedeki depasmandan, bütçe kalemleri arasındaki transferlere kadar her şey ekranda.

Ayıptır yahu! Ayıptır!

Biz Mektebi Sultani'de okurken, abilerimiz ‘‘Kol kırılır yen içinde, baş yarılır fes içinde’’ diye öğrettiler bize Galatasaraylılığı.

Olayın kamuyu ilgilendiren bir tarafı yoksa, Galatasaray'ı kamu önünde tartışmaktan abes ne olabilir?

AIG diye bir dümenle, Galatasaray'ın yönetim kurulu tarafından birilerine peşkeş çekilmeye çalışıldığı Siyaset Meydanı'nda ortaya çıktı da iyi mi oldu?

Biz bunu kongrede nasıl olsa görecektik!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ ?

Yalayan kadar, yalatanın da alçak olduğunu bildiğimiz zaman.

X