Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: İyi bayramlar

Fatih ALTAYLI

SEVGİLİ okurlar, hepinizin Şeker Bayramı'nı kutluyorum.

Benden yaşça büyük okurlarımın ellerinden, küçük olanların yanaklarından öpüyorum.

Daha nice bayramları birlikte kutlarız inşallah.

Her bayram yazdığım şeyi bir kez daha yazacağım.

Sabah Gazetesi'nin likidite sıkıntısı nedeniyle bayramlarda da gazete çıkarması gazetecilerin tek gerçek tatilini elinden aldı, fakat Sabah'ı icindeki zor durumdan kurtaramadı.

Ama ben yine bu bayramda da, bu mesleğe başladığım zamanlarda olduğu gibi yokum.

Bayramdan sonra görüşürüz.

Jandarmadan

Yollanan yazının başlığı bu: Jandarmadan. Altında bir jandarma başçavuşunun imzası var. Polislerin kendilerini jandarmayla kıyaslamasına içerlemiş bir jandarma.

Şöyle diyor:

Polis kardeşlerimizin görev koşullarını, maaş durumlarını en iyi bilenlerdeniz.

Ancak karşılaştırmayı polis ile jandarma arasında yapmalarını yadırgıyoruz.

Jandarma teşkilatında çalışan bir subay, astsubay ve uzman çavuş, emekli oluncaya kadar 4 kez şark hizmeti görür. Sınırda, köyde, yurdun en ücra köşesinde görev yapar.

Poliste ise üst rütbeliler iki, alt rütbedekiler ise sadece bir kez şarka giderler.

Jandarma, polis gibi 8 saat çalışıp 12 saat dinlenmez.

Görev olduğu anda jandarma görev başındadır. İstirahatteyim diyemez.

İl ve ilçe merkezlerinde değil, köylerde, kırsalda ve kritik arazi birimlerinde görev yapar.

Eşi ve çocukları, kentlerdeki sosyal hayatın nimetlerinden faydalanamaz.

Jandarma çocukları, köy okullarında yetersiz bir eğitim almak zorunda kalır.

Bir vilayette polis gibi 8-10 yıl kalamaz. Bir batıya gider, bir doğuya.

Ev eşyaları bile taşına taşına hurdaya döner.

Ben bu şartları kabul edecek bir polis memuru ile görevleri değişmeye hazırım.

Emin olsun ki, aradaki fark, 100 milyon lira ile kapanamayacak kadar büyüktür.

İki kahve, biri askıda

BİR Güney İtalya hikáyesi. Napoli'den. Napoli'de bir kafe. İşe gidenler sabah kahvelerini içmek için uğruyorlar.

Kapıdan bir adam giriyor, ‘‘İki kahve, biri askıda’’ diyor.

Bardaki adam müşteriye bir kahve veriyor, arkasındaki duvara bir káğıt yapıştırıyor.

İki dakika sonra bir başka müşteri geliyor. O da ‘‘İki kahve, biri askıda’’ diyor.

Kahveci bir kahve veriyor. Duvara bir káğıt daha yapıştırıyor.

Sonra bir başkası geliyor.

O üç kahve istiyor. Ama ikisi askıda.

Kahveci bir kahve veriyor. Duvara iki káğıt yapıştırıyor. Aradan iki dakika geçiyor, içeri gariban kılıklı bir adam giriyor.

‘‘Bir kahve’’ diyor, ‘‘Askıdan’’.

Kahveci kahveyi veriyor.

Duvada yapıştırdığı káğıtlardan birini alıp atıyor.

Hikáyeyi anladınız herhalde.

İnsanlar, tanımadıkları, muhtaç insanlara kahve ısmarlıyorlar.

Son derece insani bir yöntemle.

Yanıt

NAZLI Ilıcak'ın, eşinin adının geçtiği pazartesi günkü yazıma yolladığı yanıtı yayınlıyorum:

‘‘Kemal Ilıcak'a trilyonlar peşkeş çekilmedi. Söz konusu arazi imara açık bir araziydi, ama o an için üzerinde inşaat yapılması mümkün değildi. Bu yüzden öğretmenler o araziyi ucuz bir fiyatla elde etmişlerdi.

Sizin Kemal Ilıcak'ı hedef almak için o makaleyi yazmadığınızı biliyorum. Sanki ortada peşkeş çekilen trilyonlar varmış gibi sürekli o konuya temas etmeniz ailemizi üzmekte.

Eğer peşkeş çekilen trilyonlar olsaydı Tercüman Gazetesi batmazdı.

O dönemde milyonlarca dolarlık teşviki Sabah ve Doğan gruplarının paylaştığını hatırlarsanız, haksızlığı daha iyi idrak edersiniz. (Not: Nazlı Hanım iyi hatırlamıyor galiba. O zaman Doğan Grubu diye bir grup yoktu. Hürriyet Gazetesi o yıllarda henüz satılmamıştı.)

Açıklamayı aynen sütununuzda yayınlamayacağınızı biliyorum. Ama en azından uygun bir düzeltme yaparsanız memnun olurum. En azından Sefer Usta Çiftliği'nde inşaat izni olduğunu yazarsanız, bu satışın öğretmenleri konut sahibi yapmak açısından elverişli bir fırsat olduğu ortaya çıkacaktır.’’

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bayramları anlamına uygun şekilde kutlamaya tekrar başladığımız zaman.

X