Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: İrticanın gücü, parası

Fatih ALTAYLI

ORGENERAL Kıvrıkoğlu'nun 30 Ağustos resepsiyonunda söyledikleri yeni şeyler değil.

İrticanın, Türkiye'nin bütün kurum ve kuruluşlarını nasıl ele geçirdiğini hepimiz biliyoruz.

Özellikle Fethullahçıların orduyu nasıl ince planlarla hedef aldıkları, uzun süredir yaptığım bir çalışmada ortaya çıkan net bir tablo (Bunu bir kitap olarak hazırlıyorum).

Türkiye'de irtica, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden sonra en iyi örgütlenmiş yapı olarak görülüyor.

Üstelik mali kaynakları inanılmaz.

Ancak Kıvrıkoğlu'nun sözlerinden biri garibime gitti.

Devlete sızmış irtica ile mücadele edilmesi konusundaki yasa beklentisini, Kıvrıkoğlu ‘‘5+5 gibi olmasın’’ sözleriyle değerlendiriyor.

Bu sözlerden kasıt, hükümetin samimiyetsiz olması ise yerden göğe haklı.

Özellikle Mesut Yılmaz, Fazilet tabanına oynamak gibi ‘‘saçma sapan’’ bir siyaset güttüğü için kapı arkasında irticaya karşı, kapı önünde ise irticayı yüreklendirici konuşmalar yapıyor.

Yani Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı konusundaki samimiyetsiz tavrını burada da sürdürüyor.

Ama Sezer'in 5+5'le ilgili sözleri Demirel'in cumhurbaşkanlığı süresinin uzaltılmasından yanayla ilgiliyse, Kıvrıkoğlu unutmamalı ki, irticanın Türkiye'de kök saldığı uzun yıllar boyunca Türkiye'de en uzun süre başbakanlık yapan kişi Demirel'di.

Türkiye'de en fazla imam hatip okulu açan kişi olmakla övünen de yine aynı Süleyman Demirel değil mi?

Yargı konusuna gelince.

Kıvrıkoğlu, irticanın DGM'lere kadar sızdığını ima ediyor.

İrticanın elindeki parasal güç durdukça, sızmanın önüne geçilemez.

Çünkü imanla alınamayanları, parayla alabiliyorlar.

Ombudsman mı dediniz?

HÜKÜMETİN Süleyman Demirel'i ombudsman, yani ‘‘milli hakem’’ ilan etme çalışması yaptığı yolundaki haberleri doğrusu pek ciddiye almamıştım.

Ancak Sevgili Oktay Ekşi Ağabeyim de mevzuya dahil olunca, bunu ciddiye almak gerektiğini düşündüm.

Demirel ombudsman olacakmış.

Ombudsman, Batman'den hallice, Süperman'in yanında esamisi okunmayacak bir kişilik olarak Demirel'i kesmez ya, biz yine de Demirel'in ombudsmanlığı sırasında önüne gelebilecek mevzulara bir göz atalım.

Ombudsman Demirel, devlet ile millet arasındaki meseleleri çözecek ya, işte ilk mesele:

Vatandaş Cavit Çağlar, banka batırmaktan dolayı devletle papaz olmuştur.

Devlet, Cavit Bey'den 1.5 milyar dolar talep etmekte, Cavit Bey ise ‘‘Borcum borç, nah alırsınız’’ demektedir.

Konu çözülmek üzere ombudsman Demirel'e götürülür.

Demirel dosyayı inceler. Dosyada yer alan aile fotoğrafına bakar ve kararını açıklar:

‘‘Devlet alacağını istemekte haklıdır. Ancak Cavit'in de durumu müsait değil. Cavit Bey kardeşimin devlete olan 1.5 milyar dolarlık borcunu ödeyebilmesi için kendisine bir devlet bankasından acilen 3 milyar dolar faizsiz kredi verilsin. Kredi için Cavit Bey kardeşimden şahsi kefalet istenmesin, mallarına ipotek uygulanmasın.’’

Gördünüz mü ombudsmanlığın faydasını; sorun tereyağından kıl çeker gibi çözüldü.

Ama vatandaş ile devletin çekişmesi biter mi?

Alın bir yeni dava.

Davacı devlet, davalı Murat Bey. Ve ne yazık ki, şans eseri ombudsmanla aynı soyadını taşıyor.

İşte el karar:

‘‘Genç bir vatandaşımız olan Murat'ın müteşebbis ruhunun zedelenmemesi için batırdığı paraların kendisinden tahsili yönündeki talepten vazgeçilmelidir. Zaten bankada para vardı da, Murat mı içmiştir! Ayrıca da bu vatandaşımız, bankası battığı için helikopterine ve özel jetine benzin koymakta dahi zorlanmaktadır. Bu garibanın uçak ve helikopter giderlerini vergiden düşeceği bir şirketi dahi yoktur. Bu nedenle kendisine eldeki devlet bankalarından birinin acilen verilmesine...’’

İşte ombudsman, işte adalet...

Kapıda bekleyen iki davalı daha var. Biri Kamuran, diğeri ise Ali...

Ama bugünlük bu kadar dava yeter.

Ombudsmanın Anadolu'dan gelen vatandaşlarla randevusu var.

Günlük et, tavuk, yumurta ihtiyacını karşılayacak.

Vecdi Bey'den sonra yangın

SAYIŞTAY yangınının sürdüğü günlerde herkes Balina, Paraşüt gibi operasyonların belgelerinin yakıldığını söylerken, Radyo D'de bir konuya dikkat çektim.

Bu operasyonlarla ilgili belgeler Sayıştay'ın değil, Maliye'nin elinde olabilirdi.

Sayıştay yangını bu operasyonların izlerini yok etmekte fazla işe yaramazdı.

Ancak Sayıştay yangını başka işe yarayabilirdi.

Mesela, Refah Partili ve Fazilet Partili belediyelerin dosyalarını yok etmeye.

Bu belediyelerin binlerce şaibeli işinin evrakı Sayıştay'da.

Yakın zamana kadar bunun bir sakıncası yoktu.

Çünkü Sayıştay'ın başında Vecdi Gönül vardı.

Ama Vecdi Gönül şimdi Fazilet Partisi milletvekili.

Elimde bir kanıt yok ama, acaba yangın bu nedenle çıkmış olamaz mı?

Bu fikrimi burada, laflar uçar, yazılar kalır diye tekrarlıyorum.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Mutlu edilmiş insanları yönetmenin daha kolay ve daha keyifli olduğunu anladığımız zaman.

X