Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Gülen'e Cem kıyağı

Fatih ALTAYLI

DIŞİŞLERİ Bakanı İsmail Cem, sanki bakan değilmiş de öylesine takılıyormuşçasına bir ‘‘gayri ciddi’’ tavır içinde.

Fethullah Gülen'le ilgili olarak kendisine sorulan bir soruya, ‘‘Yurtdışında yaşayan Türklerin sorunlarıyla başka bir bakanlık ilgileniyor’’ yanıtını veriyor.

Sanki Fethullah Gülen meselesinden kendini dışarıda tutacak ve bir başka bakan olarak tanımladığı Şükrü Sina Gürel'i hedef gösterecek.

Oysa kazın ayağı öyle değil.

Fethullah Gülen'in yurtdışındaki işleriyle Dışişleri Bakanı İsmail Cem ilgileniyor.

Hem de çok yakından.

İsmail Cem belki Türk halkının unutkanlığından faydalanmak istiyor, ama o kadar da uzun boylu değil.

Herhalde herkes, Vatikan'a ‘‘yarı resmi’’ bir ziyaret yaparak, Papa 2. Jean Paul ile görüşen Fethullah Gülen'i havalimanında Türk Dışişleri mensuplarının karşıladığını, Fethullah Gülen'e Vatikan'da Papa ile görüştüğü Roma seyahati boyunca Dışişleri tarafından bir ‘‘makam otomobili’’ tahsis edildiğini hatırlıyordur.

İsmail Cem bu keyfiyeti ya kendi unuttu, ya da bizim unuttuğumuzu zannetti.

Şöyle bir hatırlatayım dedim.

O zaman da bu makam aracını Fethullah Gülen'e Şükrü Sina Gürel'in tahsis ettiğini ve aslında Dışişleri Bakanlığı'nı Şükrü Sina Bey'in yönettiğini iddia edecekse o başka.

Köşk tasarrufa standart getirmeli

DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Diriöz geçen cumartesi yazdığım bir yazıya gönderdiği yanıtta, Cumhurbaşkanı'nın New York'ta kaldığı süitin tutulmasıyla Dışişleri Bakanlığı'nın bir ilgisi olmadığını belirtiyor.

Ayrıca Dışişleri Bakanı, dünyanın neresine giderse gitsin, en pahalı otellerin en pahalı süitlerinde kalır iddiam da doğru değilmiş.

Dışişleri Bakanı'nın Paris'in en pahalı otelinde 30 bin franklık oda tuttuğu da doğru değilmiş.

Cumhurbaşkanı meselesinde Diriöz'e katılıyorum. Çünkü Köşk'ten de aynı yönde bir açıklama yapıldı.

Ancak Paris'te 30 bin franklık odanın ayrıldığını, ancak daha sonra Cem'in büyükelçilik rezidansında kaldığını biliyorum. O zaman da bunu yazdım.

Cumhurbaşkanı'nın New York'ta pahalı bir otelde kalmasına gelince.

Ben bunu eleştirmiyorum.

Türkiye'nin cumhurbaşkanı elbette en iyi yerde kalacak.

Ama bir yandan en iyi otelde kalacaksın, diğer yandan limuzin istemeyeceksin.

Otel ücreti, de ki ucuz süitte kaldı 3000 dolar, limuzinin en kralının günlüğü 300 dolar.

Ankara'ya giderken cepten koyulan benzin 45 dolar.

Türkiye Cumhuriyeti bunların hepsini ödeyecek kadar zengin.

Biricik Cumhurbaşkanımız için öderiz.

Beni rahatsız eden ödenen para değil, standardın değişken olması.

115 sayfa sorun!

YARGITAY Başkanı, dinleyiciyi bol bulunca coşmuş.

Yargıtay Başkanı'nın yargı yılı açılış konuşması tam 115 sayfaymış.

Bu sayfaları benim hızımla okusa en az 1.5, hatta 2 saatlik konuşma.

Bu konuşma bile Türkiye'de yargının tükendiğinin açık kanıtı.

Çünkü Yargıtay Başkanı genelde yargının sorunlarını anlatıyor.

Sami Selçuk'un bizce sorun olan konuları sorun saymadığını da hesaba katarsak, yargının en az 115 sayfanın üzerinde sorunu var.

Türkiye'de tek satırlık sorunlar bile çözülemezken, 115 sayfalık sorunlar manzumesinin çözülmesini beklemek anlamsız bir bekleyiş.

AB değil politikasızlık korkutuyor

ENKA'nın patronu Şarık Tara evinde toplantılar düzenliyor.

Siyaset, iş ve basın çevreleri bu toplantılarda bir araya geliyor.

Anladığım kadarıyla iyi de oluyor.

Rahat bir ortamda herkes dertleşiyor. Hatta Şarık Bey bu toplantılara zaman zaman yabancı devlet ve hükümet adamlarını da davet ediyor. Önceki akşam yapılan toplantının siyasi konuğu Mesut Yılmaz, AB konuları konuşulurken, ‘‘Askerler, AB'ye girersek ülke bölünür diye korkuyorlar’’ diye bir laf etmiş. Bana sorarsanız, askerleri korkutan AB değil, Türkiye'yi yönetenler. Çünkü terör meselesi yavaş yavaş gündemden kalkar ve bölgeye barış hákim olurken, Türkiye'de siyasetçilerin Doğu ve Güneydoğu ile ilgili hiçbir planı ve politikası yok. Böyle bir plan ve politika olmayınca, boşluğu görenler plan önermeye başlıyorlar. Bu önermelerin tonu zaman zaman ‘‘dikte etme’’ haline geldiği ve bunlara karşı politika yine de üretilmediği için sorun büyüyor. Zaten askerin ve Türk toplumunun büyük bir bölümünün, bu konuda hükümete güvenmemekten kaynaklanan bir korku değilse bile tedirginlik içinde olduğunu söylemek gerek.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Erişemediğimiz her ciğeri murdar zannetmediğimiz zaman.

X