Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Bir can, 40 bin can eder mi?

Fatih ALTAYLI

Apo asılmalı mı? Aslına bakarsanız soruyu bu şekilde sormak yanlış. Doğru soruş biçimi, ‘‘Apo'nun asılması Türkiye'nin lehine mi?’’ olmalı bence.

Çünkü ilk soruş biçimine verilecek yanıt basit: ‘‘Asılmalı. Hem de bin kere asılmalı. Asmak ne kelime. Jiletle doğranarak yavaş yavaş öldürülmeli.’’

Evet böyle. 40 bin insanın kanına girmiş olmanın, sadece örgüt içi hesaplaşmada 10 bin kişiye yakın insanı infaz etmiş ya da ettirmiş olmanın bedeli bir canla ödenecek kadar ucuz değil. Apo denilen caninin hayatı, 40 bin canın karşılığı kadar kıymetli mi?

Değil elbet. Apo'nun canının, değil 40 bin can 5 paralık değeri yok.

Ama soruyu ‘‘Apo'nun asılması Türkiye'nin lehine mi?’’ diye sorarsak iş değişiyor.Yanıtı dikkatle düşünülmesi gereken bir soru haline geliyor.

Soruyu bir de karşı taraftan soralım: ‘‘PKK Apo'nun asılmasını ister mi?’’

Buna yanıt çok kolay. Elbetteki ister. Zaten yargılama başladığı gün, avukatlarının Apo'yu astırmak istediğini yazmıştım. Çünkü PKK, hapiste kuşa dönmüş, örgütünü satmış bir lider yerine, bir anda davası uğruna can vermiş bir ‘‘Mit’’ sahibi olur da, ondan ister.

Düşünün bakalım. Türkiye Cumhuriyeti'ne isyan edenlerin tarihinde bir tane ‘‘lider’’ var mı?

Bugüne kadar ulaşmış biri var mı?

Hep káğıttan kaplanlar var.

Paçası sıkışınca davayı satan, Türkiye Cumhuriyeti'ne biat eden soysuzlar var.

Apo da bunlardan biri.

O yüzden de artık PKK açısından bir kıymeti yok.

Ama ölürse kıymet kazanacak.

Düşünün; Apo birkaç ay önce Avrupalı dostlarımız için Che ile eşdeğerdi.

Şimdi ise hiç.

Bu hiçliği kullanmamız, Apo'yu PKK'nın kandırılmış gençleri için de bir hiçliğe indirmemiz lazım.

Bunu yapmadan Apo'yu asmak, bir ‘‘Yavşak’’tan, bir kahraman yaratmaktan öteye geçmez.

En iyisi acele etmeden yasal süreci beklemek.

Bu arada bakalım dağlarda ne gelişmeler olacak!

Bir darbe daha!

Avustralya'dan Kanada'ya, Afrika'dan Şili'ye ne kadar tanıdığım varsa hepsi sırayla aradılar. İlk sözleri, ‘‘Nasılsın? Can güvenliğin var mı? Bir dert varsa hemen atla gel’’ oldu.

İlk telefonda çok şaşırdım.

‘‘Ne oldu? Çıldırdınız mı?’’ diye sordum.

İş giderek anlaşıldı.

Bütün bu ülkelerde televizyonlar, Öcalan hakkındaki idam kararını duyurduktan sonra, ‘‘Türkiye büyük çatışmalara gebe. İç çatışmaların yoğunlaşması bekleniyor’’ gibisinden abuk sabuk haberler vermişler. Güldüm.

‘‘Manyak mısınız?’’ dedim.

‘‘Şu anda burası Avustralya'nın köpekbalığı dolu plajlarından, Kanada'nın başınıza her an bir ağacın devrilebileceği ormanlarından daha güvenli ve sakin. Yollarda tehlike var, ama o da trafikten, terörden değil’’ dedim.

Güldüler.

Acaba bütün dünyaya tek tek telefon açıp durumu anlatsam mı?

Asmayıp ne yapalım?

‘APO asılmalı mı?’’ sorusunu pek çok kişiye sordum.

Şehit ailelerinin büyük bölümü asılmasından yanaydı, hatta asılmanın bile az geleceğini söylüyorlardı. Şehit yakınlarının kimileri ise asılmasının kurtuluş olacağını, psikolojik baskı altında tutulmasının daha büyük eziyet olacağını iddia ediyorlardı.

Siyasetçiler bu konuda çelişki içindeler. Hepsi ortak bir şekilde, ‘‘Konu Meclis'e gelirse idamı onaylarız’’ diyordu ama yine hepsi ‘‘Asmak Türkiye'yi sıkıntıya sokacak’’ fikrini savunuyorlardı.

En milliyetçilerden, en şahinlerden, bir eski bakan bu soruma ‘‘Aslına bakarsanız asmak Türkiye için dert. Apo'yu kullanmamız gerek. Bu meseleyi çözmek için kullanmamız gerek’’ diyerek beni şaşırtmıştı. Ama o da Meclis'e gelirse Apo'nun asılmasına onay vereceğini söylüyordu.

Bu konuyu sorduğum zaman eşim ‘‘Sen ne düşünüyorsun?’’ diye soruyla mukabele etti. ‘‘Bilmiyorum. Kalbim asalım diyor aklım ise hálá soru soruyor’’ dedim.

Kızdı bana. ‘‘Bunu asmayıp da kimi asacaksın? Bir de bunu düşün’’ dedi.

Anneme sordum. ‘‘Fatih düşün ki, sen askerdeyken gidip oralarda can versen. Ben Apo'yu kendi ellerimle öldürmek için neler verirdim?’’ dedi.

Çok ama çok zor bir soru.

Yanıtını da aceleyle değil, düşünerek vermek lazım.

Bayrak tişört olur mu?

Davanın son günü avukat Can Özbay'ın üzerinde Türk bayrağından yapılmış bir tişört vardı.

Durum bana ilginç geldi.

Eskiden Amerikan bayrağından don yapılırdı, Amerika bile bunu yasakladı.

Ama ‘‘Milliyetçi!’’ olduğu iddiasındaki Can Özbay bayrağı tişört yapmakta sakınca görmemiş.

İyi de, hatırlıyorum bir mankene bir defilede Türk bayrağına sarınarak podyuma çıktı diye dava açılmıştı.

O davayı açan savcı, Can Özbay'ın tişört yaptığı bayrağı görmüyor mu?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Severken boğmadığımız zaman...



X