Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Aydınkent'ten haber

Fatih ALTAYLI

AYDINKENT'le ilgili yazıma Aydınkent'ten yanıt geldi. Birincisi, Aydınkent ile Aydın 1, 2, 3, 4, 5 siteleri başka başka yerler.

İkincisi, Aydınkent'te bir yolsuzluk yokmuş.

Sitede oturanlardan istenen 2'şer milyar lira, devletin orta hasarlı binalara vereceği 2 milyarlık yardıma mahsuben, sitenin bir an önce onarılması için isteniyormuş.

Bu para da nakit olarak değil, ayda 100 milyon lira olarak alınıyormuş.

Deprem sonrasında da sitede güvenlik ve bakım hizmetleri devam ettiği için aidatlar toplanmış.

Ve site sakinlerinin toplu halde yazdıkları fakslardan anladığım kadarıyla, site yönetim kurulu başkanı Naci Pamuk çok sevilen, çok da güvenilen bir beyefendiymiş. Üstelik Aydınkent'te o da eşini yitirmiş.

Ben daha önce yazdığım yazıyı, Aydınkent'te yakınlarını kaybetmiş, acılı insanları dinleyerek yazmıştım.

Demek ki, acı zaman zaman objektif olmayı güçleştiriyor.

Türk mü?

1. sayfamızda yine güzel bir haber: ‘‘Türk doktor Mehmet Öz müthiş bir buluş yaptı. Kalp kapakçığı onarımında kullanılacak özel bir vida, ABD patent dairesinden onay aldı.’’

Güzel haber değil mi? Büyük gelişme. Yapan ise Türk. Ne Türk'ü yahu, adam Amerikalı. Yıllardır ABD'de. Amerikan üniversitelerinde ve enstitülerinde çalışıyor. Amerikan laboratuvarlarında araştırma yapıyor. Buluşlarının patentini ABD patent bürolarından alıyor. Ama biz seviniyoruz. ‘‘Mühiş Türk'ten buluş’’ diye.

Oysa adam ABD'deki binlerce başka ülke asıllı bilim adamından biri. Türkiye ile sadece ‘‘ırsi’’ bir bağlantısı var. Türk asıllı bir Amerikalı. Kennedy ne kadar İrlandalı, Michael Jordan ne kadar Kongolu ise bizimki de o kadar Türk. Sevinelim sevinmesine de, bu buluşları Türk doktorlar, Türk üniversitelerinde yapıp, Türkiye'den patent aldıkları zaman.

Bakan da çaresizse

vay halimize!

YILLARDAN beri parlamento çatısı altında çalışan, defalarca bakanlık yapmış, Türkiye'nin yakın tarihine damga vurmuş sağ partilerde görev almış bir adam, Kamran İnan isyan etmiş.

Türkiye'de durumun giderek daha vahim bir hal aldığını, ama bunu kimsenin umursamadığını söylüyor Kamran İnan.

Ve ‘‘Tehlike çanları, ulaşacak kulak arıyor’’ diyor.

Yani, iş işten geçmek üzere ama umursayan yok, demeye getiriyor.

Kamran İnan, yaptığı tespitlerle ve bu açıklamasıyla ‘‘marifet’’ yaptığını zannediyorsa yanılıyor.

Çünkü Kamran İnan'ın gördüğü ve açıkladığı şey bizim yıllardır yazdıklarımız. Radyolarda, televizyonlara söylediklerimiz.

Yazdığımız için mahkeme salonlarında süründüğümüz, televizyonlarımızın, radyolarımızın kapatılmasına neden olan şeyler.

Yani Türkiye'nin gerçekleri.

Bunları biz yazdık, söyledik.

Peki, Kamran İnan ve mesai arkadaşları bugüne kadar ne yaptılar?

Türkiye son 20 yılda giderek ‘‘devlet’’ olmaktan çıkarken, yaşanacak ‘‘yer’’ olmaktan uzaklaşırken, Kamran İnan'ın partisi ve yakın olduğu fikirler iktidardaydı.

Daha ötesi Kamran Bey, bakandı, milletvekiliydi.

Ne yaptı?

Yapmadı mı, yapamadı mı?

Bence Kamran İnan bunu açıklasın.

Bu ülkenin bir vatandaşına verebileceği en yüksek mevkilerde yer almış, bakan, milletvekili olmuş birisi bu duruma müdahale edemiyorsa, bu ülkeyi milletvekilleri ve parlamento yönetmiyor demektir.

O zaman boşu boşuna parlamenter bir demokrasinin varlığından söz edip kendimizi kandırmayalım.

Olmayan bir şeyi korumaktan boşuna söz etmeyelim.

Sömürgede mağaza açan Fransız!

HINCAL Uluç yıllarca Carrefour ile uğraştı, bir sonuç alamadı. Bu ‘‘dükkán’’da müşterilere insanlık dışı muamele sürüyor.

Birkaç gün önce bir okurumun eşi telefon açıp, kendisini Carrefoursa'ya acele çağırıyor. Eşi işini gücünü bırakıp Carrefour'a gidiyor.

Eşi bir güvenlik odasında.

Çantası açık, içindekiler ortada.

İki tane ‘‘Hırt’’ tarafından sorgulanıyor.

Daha doğrusu sorgulanmış. Bir saat boyunca. Bir kadının çantasındaki ‘‘çok özel’’ eşyalar dahi masaya saçılmış.

Sadece okurumun eşinin çantası değil, yanındaki bir yaşındaki bebeğinin mamasının, bezlerinin olduğu çanta da açılmış. İçinden çıkan ve Carrefour'da zaten satılmayan bir meyve suyunun faturasını dahi talep ediyorlar. Carrefour'un kendini Fransız Jandarması zanneden güvenlik ekipleri, 1 saat boyunca kadına ve yanında bulunan bebeğe eziyet ediyor, sorguluyorlar. 1 saatin sonunda da ‘‘Galiba videodaki başka birisiymiş. Karışıklık olmuş’’ deniliyor.

Ne bir özür, ne başka bir şey.

Okurum ve eşi, o günden beri Carrefour'dan bir yetkiliye ulaşmaya çalışıyorlar.Aynı olay Fransa'da bir Carrefour'da olsa, onlar müşteriye ulaşıp özür dilerler ama burada müşteri kendinden özür diletmeye çalışıyor, muhatap alan yok. Ama tabii bu muamele bize çok layık. Çünkü yıllardır yapılan bu eşek muamelesine rağmen Carrefour'un otoparkında yer bulunmuyor.

Belki de hak ettiğimiz ve alıştığımız muameleyi görüyoruz. Bazı kendini bilmezler ise buna karşı çıkıyorlar!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Benzin parasını cepten vermekle tasarruf yaptığını zannedenler, otel parasında ölçüyü kaçırmadığı zaman.

X