Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fastnet’te yine ölümüne yarış

Fastnet, İrlanda açıklarında bir deniz feneri... Tüm deniz fenerleri gibi çok önemli, çünkü okyanusun ortasından çıkıveren bir kayalığı işaret ediyor.

Önemli olduğu kadar da anlamlı... Bunun nedeni de, adını verdiği ünlü okyanus yarışı... 1979 yılında 15 yatçının öldüğü yarıştan sonra tehlikeleri ortaya çıkan ve bu nedenle çekiciliği artan Fastnet, bugün artık, en önemli yarış yatlarının sınandığı bir dev arena oldu. Geçen ağustos ayında yapılan son Fastnet de, aynı 1979 yılındaki kötü hava şartlarında yapıldı ama yine de bir parkur rekoru kırıldı.

İngiltere’nin önemli limanı Southampton’daki Royal Ocean Racing Club yani Kraliyet Okyanus Yarış Kulübü tarafından düzenlenen Fastnet Yarışı, 1979 yılında denizciliğin fazlasıyla sınandığı, bu nedenle teknik olanakların sonuna kadar kullanılmadığı, örneğin elektronik cihazlara izin verilmeyen bir yarıştı. İsteyen katılır, hiçbir teknenin yarışa uygunluğu denetlenmezdi; telsiz bulundurma zorunluluğu bile yoktu.

1979 yarışının, 10 şiddetinde fırtına eşliğinde tamamlanmasından ve 15 kişinin ölümünden sonra her şey değişti; telsiz bulundurma zorunluluğu getirildi, yarışa katılım için ön elemeler başlatıldı. 1983 yılında da elektronik teçhizat kullanımı serbest bırakıldı.

Yıllar içinde Fastnet Yarışları sorunsuz yapıldı. Hava şartları hep ağustos normalleri içinde seyretti... Taa ki, 2007’ye kadar...

Bu yıl hava aynı 1979 gibiydi ve ilk kez yarışın başlangıcı fırtına nedeniyle ertelendi. Bu yarış tarihinde bir ilk.

Kurumsal desteğin yelken yarışları ile ne denli içiçe geçtiğinin bir göstergesi olarak adı Rolex Fastnet ’07 olan yarış 14 Ağustos günü başladığında 217 tekne yelken basmıştı. Kısa sürede, 159 tekne yarışı terk etti. 3 teknenin direkleri kırıldı; ancak 58 tekne yarışı tamamlayabildi. Parkur rekoru da ICAP Leopard adlı yepyeni bir süperyat tarafından kırıldı.

Katılanların "vahşi", "tekneyi parçalayacak kadar sert" ve "gerçekten ama gerçekten bir felaketti" diye tanımladığı hava şartları garip olaylar yarattı. Örneğin, ICAP Leopard’ın milyarder sahibi Mike Slade, "30 deniz miline varan hızlarla İrlanda Denizi’nde 20 mil gittikten sonra duvara çarpmış gibi durduk. Bu rüzgar çukuruna düşmüştük; hiç esmiyordu. Olağanüstü garipti" diye anlatıyordu durumu.

Birbirinden bağımsız durduklarında çok masum görünen 3 alçak basınç sisteminin, tek bir alçak basınç sistemine dönüşmesi ile oluşan hava koşulları, kuzey ve kuzeybatıdan çok sert rüzgar esmesine yol açmakla kalmadı, yön değişiklikleri ile de yarışa katılan tekneleri altüst etti. Kuzey Kutbu’ndan esen rüzgar yatçıları ağustos ortasında dondurdu.

İngiltere’nin güneybatısında Cowes’da yelken basan tekneler önce teker teker sonra toplu halde havlu atmaya başladı. Örneğin Plymouth Limanı küçük ya da büyük hasar gördüğü ya da cesareti kırıldığı için yarışı terk eden 137 tekne ile doldu birden.

Tekneler İrlanda denizine açıldıklarında, yolun yaklaşık yarısındaki sığ kumluğun kaldırdığı dalgalar, aynı 1979 yılında olduğu gibi çok karışık, dümen tutması çok zor denizler yarattı. Ve bu zorlu parkurda, fırtınadan hızlı kaçabilen büyük tekneler önemli avantaj elde etti.

608 deniz millik yarışta parkur rekorunu 1 gün 20 saat 18 dakika ile ICAP Leopard kırdı. Yarışı kazanan ise boyu bu teknenin tam yarısı olan İrlanda bayraklı Chieftain’dı. Bu iki teknenin ortak özelliği de ünlü tasarımcı Bruce Farr’ın stüdyosundan çıkmalarıydı.

Dünyanın en büyük yelken şenliğinin düşündürdükleri

Dergilere bakmayı çok severim. Bakmayı lafını rastgele kullanmadım; önce bakıp, sonra ilginç olanları okumayı. Beni en çok dergiler götürür gitmek istediğim yerlere.

Yelken dergilerinin yeri de ayrıdır. Yıllar önce İngiltere’deyken biriktirmeye başladığım dergileri, İstanbul’a kesin dönüş sırasında bırakıp geldiğim için nasıl pişmanım bilseniz. Ama o kayıpları şimdi telafi ediyorum; ev, değil atılması, dokunulması ya da yerinin değişmesi halinde bile, ciddi arızalar çıkartacağımı açıkladığım için dokunulmazlık zırhı kazanmış yelken dergileri ile dolmaya başladı. Bir söylentiye göre, ev yıkılabilirmiş bile.

Türkçe dergilerin dışında, Amerika ve İngiltere’de yayımlanan önemli yelken dergilerinin tümü evde. Almanca, Fransızca dergiler de var; oysa Almanca ve Fransızca bilmem. Yolculuklarda resimlerine bakmak için almıştım zamanında.

*

En çok sevdiğim dergilerden Yachting World’de, her yıl adet olduğu üzere, ağustos ayındaki Cowes Week, yani dünyadaki en büyük yelkenci - yatçı buluşması anlatılıyordu. Resimler, yazılar... Hep denir ya; ağzımın suyu aktı diye... Aynen.

Kadın erkek, genç ihtiyar, İngiliz ve değil; 8500 yelkenci, 997 tekne, 100 bin seyirci ve 3 bin 500 şirket konuğu... Ölçek çok büyük; katılımın bu kadar ciddi olmasının nedeni, İngilizler’in damarlarında kan kadar deniz de akması belki.

Önce dergideki fotoğraflara bakıyorum; sonra web-sitesindekilere. Bir cümbüştür gidiyor.

Yarış yelkenciliğinin dünya çapındaki isimleri; Robin Knox-Johnston ile Ellen MacArthur bir yanda, İngiltere’de yaygın olan Swallow tipi teknede ağızlarında keyif veren geniş bir gülümseme ile yelken yapan, isimleri hiç bilinmeyen ve bilinmeyecek olan 3 yaşlıca yelkenli öbür yanda.

İşte denizin yelkenin keyfi.

*

İngilizler’in damarlarında kan kadar deniz de akıyor belki dedik ya az önce. Bir de örgütleri var tabii ki. İngiltere’deki binlerce denizcinin çatı örgütü RYA; Kraliyet Yatçılık Derneği. Tüm kulüplerle danışma içinde kararlar alan ve denize çıkan herkesin haklarını koruyan bu dernek aynı zamanda İngiltere’de Yelken Federasyonu işlevi de görüyor. Damarlardaki deniz mi örgütü kurup işletiyor, yoksa, örgüt mü damarlara deniz zerk ediyor bilmiyorum. Bildiğim, RYA tipi geniş çatılı ve danışmaya dayalı örgütlerin hep katılım ve başarı getirdiği.

"Türkiye nereye gidiyor" diye düşündüğümde; üzülüyorum doğrusu. Katılım ve katkı aramayan, dar çevrede kalmaya kararlı görünen, yelkeni her şeyden önce bir yaşam tarzı olarak algılamayı reddeden bir yelken yönetiminin elinde nereye giderse, oraya gidiyor.

Swallow’da yelken basmış 3 yaşlı İngiliz’in geniş tebessümleri aklımda dergiyi kapatıyorum; biraz buruk.

Fastnet fatihi ICAP Leopard

Geçen ilkbaharda denize indirilen Leopard, efsanevi tasarımcı Bruce Farr’ın stüdyosunda yaratıldı. "Yüksek performanslı bir okyanus yarışçısı" olarak nitelenen bu tekne 30.48 metre boyunda; neredeyse 1400 metrekare yelken basabilen teknenin direk yüksekliği 46.9 metre. Boyuna göre çok ince. Su altında, oynak salmanın yanısıra önde iki tane oynak kanadı ve tek dümeni var. Oynak salmanın tekneye getirdiği denge avantajını, ancak 200 kişi teknenin bir tarafına yığılırsa sağlamak mümkün olabiliyor; üstelik bunu ağırlık yaratmadan yapıyor. Bu da son Fastnet yarışındaki gibi büyük denizli, sert rüzgarlı havada olağanüstü avantaj sağlıyor. Leopard’ın eski rekoru 8 saat ile kırmasının temel nedeni de bu zaten. 13.7 deniz mili hız ortalaması ile yarışı bitiren Leopard’ın zaman zaman 30 deniz mili gibi çok yüksek hızlara ulaşması, bu süperyatın yeteneklerini açıklıkla sergiliyor.
X