"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Farklı olmanın nesi bu kadar kötü?

Bin tane farklı görüş var diyelim Gezi Parkı’nda ve meydanlarda.

Yani eeee?
Bunun nesi kötü?
Bir araya gelmişler bu insanlar da kötü ne yapmışlar?
Birbirlerinin saçını başını mı yoluyorlardı da ayırmak için sıktınız biber gazını?
Kolundan sürükleyerek birileri mi getirdi bu insanları oraya?
Birbirlerini mi boğazlıyorlardı peki?
Ne yapıyorlardı da ne oldu da bu hale gelindi?
Öfkeyi, kırgınlığı ne tetikledi?
Pardon ne değil, KİM tetikledi?
Hadi 1 kişiyi getirdin, on binleri nasıl getirirsin ki bir araya?

Sürekli bu cümleleri tekrarlıyor herkes.
Çünkü Başbakanın duyduğu bu abartılı öfkeyi anlamakta güçlük çekiyoruz.
Aklı başında bir insanın bu öfkeyi anlaması mümkün olmadığı gibi, ilk akla gelen şey de, “sağlıklı düşünemediği...”
Hani battıkça batma durumu.

Bir gün önce başka bir açıklama, akşamına bambaşka.
Biri öyle diyor, öbürü böyle.
Pinpon topu olsan patlarsın fileye çarpınca.

Havaalanı karşılama kalabalığı kaç kişiydi?
Yani kalabalık dediğimiz şeyin sakıncalı olma limitinin tanımını alabilir miyiz hele?
O konuşma sırasında atılan sloganlar çok mu barışçıldı?
Değildi.
“Söyle gidelim Taksimdekileri ezelim” sloganındaki mizah nerede?
Acıklı bir durum.
Bir sanatçıyı hedef göstermek hele ve insanları onun üzerine saldırtmak nasıl bir felaket!
Mehmet Ali Alabora’ya bir şey olsa, suçlu belli resmen!

Ne yazacağımızı bu kadar şaşırdığımız, hangi birini yazacağımızı şaşırdığımız bir dönem de olmamıştı.
Yazdığın yazının yazılmışı çizilmişi de twitterda var zaten. Herkes her şeyin farkında ve birileri gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor.
Çocuk mu kandırıyoruz?

“Ümüğünüzü sıkarız demiş Başbakan” deyince biri dün, “Yok canım artık onu da dememiştir...” dedim.
Hala inanamıyorum yani. Hala!
Saf mıyım, salak mı diye sorarım kendime.
Ne safım, ne salak oysa.
Sadece hala daha asgari bir nezaket bekliyorum ülkemin Başbakanından.
Göremedikçe iyice kaygılanıyorum kendisi adına.

Peki karşılama sırasında atılan sloganlar yeterince “saldırgan” değil miydi?
Neden bu “kalabalık” biber gazı ve tomalarla beslenip sulanmadı da “farklı gruplar” dediğimiz insanlar durduk yerde biberle beslenip tomayla sulandı?
Bakın bu kurduğum cümleden dolayı kendimden tiksindim ben mesela!
Bunu bize yapmak günahtır yahu.
Hayatımda asla kimseye bunun yapılmasını istemem ki ben! Sadece bir şey anlatmak için yazdığım cümleyi bile kendi midem almıyor!
Çocuklarımdan biri ötekinin saçını çekince, git sen de onunkini çek demedim ki!
Ne havaalanında karşılamaya gelenlere gaz ve toma kullanılsın ne de başka birilerine!
Ama buradaki dengesiz orantısız haksızlık çok bariz, çok yıkıcı, çok kışkırtıcı değil mi?
Kışkırtıcılık ciddi bir problem değil mi?
Zaten o kadar çok gariplik söz konusu ki!

Bir işim vardı Ankara’da Emniyet’e gittim. 2 gün önce.
Yani Taksim’de biber gazı yedikten 2 gün sonra...
Ziyaretçi olarak girdim içeri.
Polislere baktım, derin düşüncelere daldım.
Nasıl güler yüzlüler, nasıl yardımcılar o an oradaki herkese anlatamam size. Her şey tıkır tıkır işliyor. Yıllar önce gittiğimden çok farklı. Her şey değişmiş.
Gerçek hislerim tam da bunlar o anda ama, size aynı anda nasıl acayip hissettiğimi de anlatamam.
Meslektaşları az ötede, Kızılay’da bir sürü arkadaşıma biber gazı sıkarken, burada herkes vatandaşa yardımcı oluyor.
Bu polislerle, ben parkın içinde mutlu umutlu yürürken, meydanda dolaşırken ve insanlarla sohbet ederken üzerime biber gazı atan, arkamdan kovalayan, tomalarla üzerimize yürüyen, o kızın saçlarından çekip sürükleyen, coplayan polis aynı mı?
Beni o kadar korkutan polisle bu polis aynı mı?
Haksızlık yapanla masum olan aynı kefede şu anda farkında mısınız?

Bu çok düşündürücü bir dengesizlik değil mi?
Kaç türlü haksızlık ve orantısızlık yaşıyoruz farkında mısınız?

Nasıl güven sarsıcı, nasıl da paranoyak, nasıl da komplo teorilerinin her türlüsüne kandırıcı bir ortam var şu anda bunun bilincinde misiniz?
Lütfen bilinçli olun.
Aklınızı koruyun.

O kadar dikkatli, o kadar sağduyulu, o kadar sakin olmak gerekiyor ki!

Gözlerimle gördüğüm ile, Başbakan’ın söyledikleri arasındaki fark insanın psikolojisini dengesini bozuyor.
Sağlam durmak gerek... kafayı, gönlü bozmamak gerek.

Sükuneti korumak için insan bambaşka bir ermişlik boyutuna geçmeye ihtiyaç duyuyor.
Erelim arkadaşlar lütfen!

Şu yazıya bak sayıklıyor gibiyim.
Lütfen mazur görün.
Geçtiğimiz Perşembe, Cuma ve Cumartesi günü yediğim biber gazlarından dolayı düzelmek bilmeyen bir tansiyon problemi yaşıyorum. Şaka gibi ama yan etkileri var gerçekten. İnanamıyorum halime.
Dün Osman Müftüoğlu köşesinde yazdı, inanamadım ama bana oldu işte!
Tansiyonum sürekli düşüyor.
Uykularım zaten bozuldu. Korktum çünkü... uyuyacakken hep gözümün önüne geliyor nasıl da durduk yerde gaz yediğimiz. Anlayamıyorum.
Kalp atışlarımda düzensizlik oldu. Bir gümbürdüyor, bir normal.
Tam topladım kendimi diyorum, 2 saat sonra ayakta zor duruyorum.
Ben bu haldeyken benden daha uzun süre ve sürekli gaza maruz kalanların hali nedir, inanın endişe içindeyim.
Psikolojimiz bozuldu.

Halimiz öyle acayip ki, yazı yazamazsam bu halde, başka şeye yorulur diye endişe ediyorum.

Bu ne öfke diye sormak istiyorum Başbakan’a...
Neden?
Çok düşündürücü bir tavır bu.
Sağlıklı bir duruş değil.
Öfkeyle kalkan zararla oturur durumu.
Bir baba çocuklarını birbirine düşürmek ister mi hiç?
Canlarının yanmasına nasıl göz yumar?
Hiç mi duygu yok içinde?

Lütfen...
Aklımızı başımıza toplayalım, sakinliği elden bırakmayıp hiçbir kışkırtmaya gelmeyelim.

Umut var çünkü umut!
Her daim var.
Adabımızla mis gibi mizahımızla iyi düşünmeye komplo teorilerine kapılmamaya dikkat.
Ben mucizelere inanıyorum.
Hep birlikte inanalım...
Ve şu anda hatırım için üşenmeden hep birlikte Başbakan’a ithafen Beatles’dan şu şarkıyı dinleyelim...

All you need is love!
Da da da daaaa...

Yonca
“4 Yapraklı Efe”


 

X