Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fark olurdu

Böylesine önemli bir kupa finalinde Fenerbahçe ne oynayacağına karar vermemiş. Görev dağılımında yetki almışlar ama herkes işi birbirine bırakıyor.

FİNAL 90 dakika sürdü. Uzatmaya gitmedi. Zaten uzasaydı yazık olurdu. Çünkü 90 dakika boyunca sahada futbol oynayan, gol için her türlü girişimi yapan, daha fazla ayakta duran ve 90 dakika oyunun direksiyonunu elinde tutan takım Trabzonspor’du. “Bu kadar gol kaçırdıktan sonra saçma sapan bir gol yer, mağlup olur” düşüncesi vardı. Hoş, Fener’in golü saçma sapan değildi, mükemmeldi. Alex, hem topu stop etti, hem kontrolüne alıp aynı anda vuruşu yaptı. Derslik bir gol attı. Ama bu gol bile, F.Bahçe’yi kımıldatmadı. Trabzonspor kalecisi Onur, yere yatmadan üstü kirlenmeden, terlemeden maçı bitirdi. Skor 3-1 geç oldu. Eğer erken olsaydı, tarihi fark olurdu.
Trabzonspor’un golleri de birbirinden güzeldi. Umut’un kafa golü, onun kafa vuruşlarına yakıştı. Engin’in golü tam bir beceri golüydü. O golü atmak için özel kabiliyetlerin olması gerek. İnşallah Engin de artık kötü taraflarını içinden atar, bu güzel taraflarını Trabzonspor’a verir.
Peki, böyle bir önemli kupa finalinde bu fark niye? Öncelikle F.Bahçe ne ve nasıl oynamaya karar vermemiş. Görev dağılımında yetki almışlar ama herkes işi birbirine bırakıyor. Buna mukabil Trabzonspor çok sakin.
Hakemlik bir iş olmadı
F.Bahçe’nin üzerlerine gelmesine izin veriyorlar. Çünkü F.Bahçe üzerine geldikçe arka tarafı yaylalar yaylalar oluyor. Araya atılan her top Lugano-Bilica ikilisini darmadağın yapıyor.  Trabzonspor topa basıp çıkınca Fener’in bütün orta sahası oyundan düştü. Fener’e karşı bu tarz oynayan bütün takımlar başarılı olurlar.
Sarı lacivertli defans aynı hatta oyunyorlar. Ama buradaki olay esas defans değil, orta alan. Selçuk, Emre, Alex, Özer. Hiçbirisi rakibe agresif olarak basıp top alacak oyunular değiller. O zaman da rakip takım olduğu gibi defansın üstüne biniyor.
Hakem için zor maç olmadı. Çünkü maçı hak eden kazandı. Hakem de neticeye tesir etmedi.

Faturanın yüzde50'si duruyor

5 Mayıs 1996’da Şenol Güneş, teknik direktörlük hayatının belki de en acı gününü yaşamıştı. Ve yıllarca ne Trabzon, ne kendisi bu baskının altından kalkamadı. Ama kadere bakın, 14 sene sonra Şenol Güneş, faturanın yüzde 50’sini F.Bahçe’ye kesti. Şimdi faturanın bir yüzde 50’si duruyor. 16 Mayıs’ta acaba bu fatura Şenol Güneş’in önüne gelir mi? Yoksa o güne kadar faturada değişiklikler mi olur? Futbol hakikaten enteresan bir oyun...

Broos’la zaman kaybettiler

FENERBAHÇE kötü oynadığı için mi Trabzonspor kazandı? Kesinlikle hayır. Trabzonspor mükemmele yakın oynadığı için kazandı. Fenerbahçe’ye futbol oynatmadılar. Peki aynı Trabzonspor, Belçikalı Hugo Broos’un elinde yerlerde sürünüyordu. Broos türlü bahaneler üretiyordu. Elindeki Alanzinho’yu bile kendine oyuncak yapmıştı. Yani Trabzonspor Belçikalı ile boşu boşuna süre kaybetti. Keşke Ersun Yanal’la devam edip bayrağı Şenol Güneş devralsaydı. O zaman çok daha yukarılarda olurlardı.

Şenol Güneş doğru yolda

ŞENOL Güneş geldikten sonra Trabzonspor’da gözle görülür bir değişim var. Şenol, tam profesyonelce takımı idare etmeye başladı. Şahıslara takılmadı.  Formayı verirken doğru hareketler yaptı. Dünkü Alanzinho’yu gördünüz. Hugo Broos’a kalsaydı, gönderilmeliydi. Şenol Güneş’in gelişi başkan Sadri Şener’in de işini kolaylaştırdı. Güneş doğru yolda.

Fark olurdu

Fark olurdu Fark olurdu

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI