Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Faiz döviz açmazı

<B>Son </B>iki hafta içinde doların fiyatı yüzde 7 dolayında arttı.

Piyasa ağzıyla konuşursak, bu süre içinde parasını dolara yatıranların kazancı, elde ettikleri faiz sıfır olsa bile, parasını faiz getiren TL’li araçlara veya borsaya yatıranlardan çok yüksek oldu. Bu artışta, Doların Euro karşısında değer kazanmasının payı büyüktü. Yine geçen DİE, dış ticaret açığının, yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 90 arttığını açıkladı. Bunun, ucuz döviz fiyatları yüzünden ithalatın çok hızlı artmasından kaynaklandığı aşikar. Üstelik bir süre önce Fransız bakan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşı olduklarını ifade etmiş ve bu husus Avrupa’da tedavül eden Türk Devlet kağıtlarının piyasa değerinin düşmesine neden olmuştu. Pek tabii bu fiyat düşüşünde, yabancı portföy yöneticilerinin, gelişmekte olan piyasalara ( içinde Türkiye’nin de bulunduğu az gelişmiş ülkeler ligi) yaptıkları yatırımları azaltma kararlarının etkisi de vardı. Bütün bunların neticesinde, geçen hafta içinde piyasalarda sanki Türk ekonomisinde ‘cicim ayları bitiyor’ gibi bir hava oluştu.

* * *

Ekonomik hayat, tabiri caizse deniz gibidir. Burada rüzgarlar mütemadiyen yön değiştirir. Deniz bazan dalgalı, bazan sakindir. Zaten hüner, bu doğal şartlar altında, gemiyi (veya ülke ekonomisini) varmak istenen limana en az hasarla götürmektir. Sırf rüzgar, hatta fırtına çıktı diye gemi batmaz. Eğer tekne yeteri kadar sağlam ve kaptan yeteri kadar bilgili ve becerili ise tekne sallanır, yolcular rahatsız olabilir, ama yine de istenilen limana varılır. ‘Kırılganlık’ ulusal ekonomiler için sıkça kullanılan bir deyim haline geldi. Piyasalarda oynaklığın arttığı bu gibi durumlarda merak etmemiz gereken esas husus, gelmekte olan dalganın şiddetinin ne olabileceğinden çok, ekonomik yapımızın kırılganlık derecesinin ne olduğudur. Çünkü her dalga geçer, her fırtına diner. Sonunda kalıcı hasar sadece bünyesi zayıf olanlarda görülür. Sağlam olanlar yola devam eder.

* * *

Bir ulusal ekonominin sağlık ‘check-up’ında ilk bakılan iki husus vardır. Bunlar ‘iç açık’ ve ‘dış açık’larının milli gelirine oranıdır. İç açık, bütçe açığı demektir. Yani devletin gelirinin, giderine denk olmaması. Dış açık ise ülkenin döviz gelirinin, döviz giderlerinden az olması halidir. Pek tabii bir ülke, ‘ikiz açık’ denilen bu iki açıktan birini veya diğerini veya her ikisini birden verdi diye mutlaka krize girmez. Bunların sürdürülebilir seviyeleri vardır. Ancak, bu açıklar büyük oranlarda ve ilelnihaye verilemez; burası kesin. ( Bu kural ABD için dahi geçerlidir.) Türkiye gibi dış borçları yüksek ülkelerde ise bu açıklar, ancak kısa süreli ve düşük oranlı olabilir.

* * *

İkiz açıklar ‘faiz yüksek-döviz düşük’ olduğu sürece kapanmaz, aksine büyür. Halbuki Türkiye’nin enflasyonu düşürmek gibi öncelikli bir meselesi daha vardır. Bu ise, iç talebi kısmak için ‘faizi yüksek’, maliyetleri baskı altında tutmak için de ‘dövizi düşük’ tutmayı gerektirmektedir. İşte dilemma (açmaz) buradadır. Türk ekonomisine yön verenler bu güne kadar hep, faizi yüksek, dövizi düşük tutmayı tercih etmiştir. Çünkü bu politika izlendiği ilk devrede ülke ekonomisinde ‘cicim ayları’ yaşanır. Ama bu yolun sonu, daima hüsran olmuştur. İnşallah, AB’ye girerek cicim ayları için ödenmemiz gereken faturayı, AB’ye ciro etmek hayali içinde deyiliz.

Son Söz: Faturayı ödemeyenlerin, ödeyeceği bedel daha yüksek olur.
X