Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fail-i meçhuller için darbeleri soruşturmak

HER siyasal cinayet sonrasında ülkeyi yönetenler “katilleri bulmak devletin namus borcudur” diyerek, halka söz veriyor.

Cinayet tazeliğini korurken, bir hışım, bir arama-tarama, bir cinayetin üstüne gitme, sormayın gitsin. “İz üstündeyiz” haberini, “biri yakalandı” haberleri izliyor. Sonra hepsi fos çıkıyor. Bir sonraki cinayete kadar.
Her siyasal cinayet sonrasında insanlar sokaklara dökülüyor, “kanları yerde kalmayacak” sloganı eşliğinde, protestolar ayyuka çıkıyor.
Ne çare ki, o protestolar da, yine boşluğa yuvarlanıyor. Siyasal cinayetlerin hepsi fail-i meçhul kalıyor. Çünkü devlet:
-  Fail-i meçhul cinayetleri araştırmaya yanaşmıyor.
-  Darbelerle hesaplaşmıyor.
MECLİS ARAŞTIRMASI
Büyük laflar etmek yerine, olayın köküne inmek için yol var. Hem de, çok meşru bir yol.
Fail-i meçhul cinayetler için Meclis araştırması.
Son otuz yıl içinde bu konuda Mecliste o kadar çok rapor var ki, belki dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir arşiv yok. Ama, hiç bir işe yaramıyor.
Geçmiş yıllarda bütün iktidarlar ve bugün AKP iktidarı fail-i meçhul dosyaları açmak istemiyor. Bu konuda Meclis araştırmalarını geri çeviriyor. Oysa, Meclis araştırması:
-  Saydamlık sağlıyor, cinayetler netleşiyor.
-  Siyasal iktidarlara yol gösteriyor.
-  Demokratik işlerlik sağlıyor.
-  Herkesi bilgilendiriyor.
Büyük reformlar Meclis araştırması sonucu gerçekleşiyor.
ÖRNEKLERİ VAR
Cinayetler neden fail-i meçhul kalıyor?
Seri fail-i meçhul cinayetler askeri darbeyle sonuçlanıyor. O halde, darbeleri soruşturmak gerek. Oysa, demokratik döneme geçildiğinde, darbe soruşturması askıda kalıyor.
Arjantin, Şili, İspanya, Yunanistan bunun örnekleri.
Bugün Meclis’te hem fail-i meçhul cinayetleri araştırma istemi var, hem 12 Eylül’ü soruşturma istemi.
AKP bu isteklere yan çiziyor. Cinayet izi böyle sürülmez. Böyle demokrat olunmaz.

Taraftar-yönetim arasında ilk kez siyaset

ZULME bayrak açmanın, özgürlüğün, dik duruşun, cesaretin, hak aramanın efsane şairi Tevfik Fikret’e Galatasaraylılar kendilerini ayrıca yakın hissediyor. Tevfik Fikret bir ara Galatasaray Lisesinde hoca.
Pazar günü Galatasaray-Sivas maçı öncesinde Türk Telekom Arena’da yeni bir protesto daha yaşanıyor. Tribünlerde Tevfik Fikret’in dizelerinin yer aldığı bir pankart açılıyor:
“Kimseden fayda ummam ben/ Dilenmem kol kanat/ Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim/ Bir eğik baş boyunduruktan ağırdır boynuma/ Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir Galatasaraylıyım”.
Ve bunun hemen yanında başka bir pankart:
“Galatasaray kimseye boyun eğmez.”
Taraftarların astığı bu pankartlar stat görevlilerince kısa sürede kaldırılıyor. Kimin tarafından? Boyun eğenler tarafından.
TT Arena’da protesto sürüyor. Her protesto taraftar ile yönetimin arasını biraz daha açıyor. Ve Türk sporunda önemli bir dönemece geliniyor.
Taraftarlar kulüp yönetimlerini bugüne kadar hep alınan sonuç, transfer gibi, kısaca spor nedeniyle eleştirirken, şimdi araya ilk kez siyaset giriyor.
Siyasal görüş farkı nedeniyle kulüp yönetimi ve taraftar ayrı yerlere düşüyor.
Bu fark kolay kolay silinmez. Sonuç şimdiden belli, taraftar kalacak, yönetim gidecek.

Bir haftada duvara iki kez çarptık

STRATEJİ dehası Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu dünyanın neresinde herhangi bir anlaşmazlık varsa, Türkiye’nin oraya derhal el atmasından yana. Hele de bu komşu ülkelerle ilgili bir sorun ise, Davutoğlu çoktan devrede.
Geçen hafta Türkiye Lübnan’daki hükümet krizine çözüm arıyor. Onun dumanı tüterken, İran ile Batı arasında nükleer anlaşmazlıkta arabulucu rolüne soyunuyor.
Lübnan belli, Türkiye devre dışında kalıyor.
Lübnan gibi, anlaşmazlıkla sonuçlanan İran-Batı krizinde ise, can acıtan açıklama Batılılardan geliyor:
“Bu görüşmelerde Türkiye’nin rolü olmamıştır. İran ile toplantı sadece İstanbul’da yapılmıştır, o kadar”.
Üzmeyin tatlı canınızı, nasıl olsa, strateji üreten bir Dışişleri Bakanı var, yeni sorunlara el atar, çaresini bulur.

X