Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Fahriye Abla

Çocukluğumda yaşı bizden büyük bir abla yaşardı mahallemizde.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Dillere destan güzelliğinin yanında biraz fettan, biraz da hoppa cinsinden. Yaşıtları evlenip çoluk çocuğa karıştığı halde kendisi mahallenin gençlerine mavi boncuk dağıtmakla geçirirdi tüm zamanını. Konuştuğu tüm gençler ona aşık olur, annelerini nasıl ikna edeceklerini düşünürlerdi zannımca. Çünkü oğlan anneleri nedense pek sıcak bakmazlardı kendisine! Adını burada yazıp halt etmeyelim, Fahriye Abla diyelim kendisine. Müjde Ar ile Tarık Tarcan’ın beraber oynadığı “Fahriye Abla” ile tek benzer yanı, iki hatunun da çok güzel olmasıydı. Yoksa Müjde Ar’ın canlandırdığı karakter delikanlı idi, bir kişiyi gönülden sevmiş, diğer taliplilerinin yüzüne bile bakmamıştı.

Beşiktaş’ın maça başlayacağı ilk 11’i görünce aklıma nedense mahallemizdeki Fahriye Abla geldi. O kadar çok sevgilisi oldu ki, aynen Mustafa Denizli’nin çıkardığı kadrolar gibiydi. Mustafa Denizli de bir başka versiyonu Fahriye Abla’nın. Asla kemikleşmiş bir kadrosu, bir “esas oğlanı” olmadı, sürekli değiştirdi, sürekli denedi. Her maç başka bir 11, her maç başka bir 11.

Erdoğan Aksoy yazıyor

Mustafa Denizli’ye soruyorum: İlk 11’de maça başlayan Serdar Özkan, Bobo, Uğur İnceman, Tabata, İbrahim Kaş son Ankaragücü maçında nerdeydi? Ekrem nerde oynuyordu, Tello ile İbrahim Üzülmez nerde? Ne olur sayın Denizli, artık deneme yanılmalarınıza bir son verin. Milli Takımdan sonra Beşiktaş’dan da soğudum. Bir Ernst vardı görevini yapan, onun da insan olacağı tuttu en önemli maçta. Ernst olmayınca daha düne kadar yüzüne bakmadığı futbolculara sarıldı Denizli. Geçen sezon takım farklı galipken Uğur İnceman’ı oyuna 89. dakikada sokuyordu, hatırlatırım!

Aslına bakarsanız Wolfsburg öyle aman aman bir takım değil. Ama karşılarına çıkan Beşiktaş’ın “B” takımıyla da kıyaslanamazdı. İlla da kıyaslama yapmak gerekirse Golf ile Hacı Murat gibiydiler. Zaten bunu da oyunun her bölümünde gösterdiler. Kendilerini biraz sıksalardı skor çok daha farklı bile olabilirdi. Nedense geçmişe daldım 3-0’dan sonra ve “Wolfsburg’un karşısında Lucescu’nun İlhan Mansız’lı, Sergen’li, Pancu’lu, Gunti’li Beşiktaş’ı olsaydı ne olurdu ?” diye düşündüm. Üzüldüm…

Geçen seneki Beşiktaş bile, bu seneki Beşiktaş’dan çok daha iyi bir takım idi. O takıma yapılacak bir iki takviye ile Şampiyonlar Ligi’nde bizi utandırmayacak bir kadro kurulabilirdi.  İtiraf etmek gerekirse geçen seneki Beşiktaş’a not olarak 100 üzerinden ancak 60-70 puan verilebilirdi. Yapılması gereken 2-3 tane çok kaliteli futbolcu takviyesi ile 20-30 puanlık bir artışa gidilmesiydi. Ama teknik ve idari yönetim o kadar yanlış yaptı ki, şu anda 50 puanlık bile değiller. “Ne yapmak lazım Yılmaaaazzz” diye sorarsanız cevabım yok. Çünkü artık çok geç, yani kısaca ”sür eşeğini Niğde’ye” durumları.

Bu maçta Beşiktaş’ı esas yanıltan ilk Wolsburg maçı idi. Herkes orada galibiyetin kaçırıldığını, çok iyi bir futbol ortaya konduğunu düşünüyordu. Oysa o maçta Wolsburg ard arda golleri kaçırdıktan sonra sinirlenmiş, golcüsü kırmızı kart gördükten sonra da ancak beraberliğe razı olmuştu. Öte yandan geriye yaslanmak, beraberliğe yatmak, futbol oynamadan rakibi bozmak kolay. Zor olan futbol oynayarak galip gelebilmek, kontratak yemeden, rakibin tuzağına düşmeden 90 dakika oyundan düşmemek. Biraz futbol oynamaya kalktı Beşiktaş ikinci yarı, hooop 2 tane gol köy sandığına.

Hiçbir zaman sahada oynayan futbolcuları suçlu ilan etmedim. Bu maçta da oynayan futbolcular ellerinden geleni yaptılar. En azından sahaya çıktılar, dizleri titreyerek de olsa seyircilerin karşısında insiyatif almaya çalıştılar. Ama güçleri bu kadardı. Wolsburg’lu futbolcularla kıyaslasanız bizimkileri, farkı daha iyi göreceksiniz. Kaldı ki onların “10” numaraları Misimoviç, Ernst’in yokluğunda orta sahada oynayan ismi lazım değil, birini öylesine eksiltip öylesine bir şut çekti ki, aşkolsun. Bizim Fink’in çektikleri ise karavana. Çünkü sahada oynayan hiçbir futbolcumuz galip geleceklerine inanmamıştı. Sivok da baktı ki bu böyle olmayacak, 89. Dakikada uyduruktan bir sarı kart görerek bir sonraki maçta protestolardan kurtuldu aklınca.

Bundan sonra sırada Fenerbahçe maçı var. Eğer oradan da 3 puan çıkartılamazsa yandı gülüm keten helva. Seyircileri de protestolarında haksız buluyor ve kendilerine daha önce Beşiktaş’ın değil, yönetimin avukatı oldukları dolayısıyla aşağıdaki şiirden bir dörtlük armağan ediyorum:

içimde uyanan eski bir arzu

dedi ki yıllardır aradığım bu

şimdi soruyorum büküp boynumu

daha önceleri neredeydiniz..


Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler