Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Fahrelnissa Zeid’in uzun yürüyüşü

    LEVENT ÇALIKOĞLU*
    15.06.2017 - 15:39 | Son Güncelleme: 15.06.2017 - 15:39

    Kendine özgü kişiliği ve sanat anlayışı, hayat hikâyesi, erkek egemen sanat ortamındaki nadir kadın sanatçılardan biri olması Fahrelnissa Zeid’i Türk resminin modernlik açılımında ayrıcalıklı bir yere konumlandırıyor. Londra’daki ünlü Tate Modern’de açılan retrospektif sergisi Zeid’in küresel sanat dünyasındaki yerini daha da perçinleyerek daha çok tanınmasını sağlayacak.

    Fahrelnissa Zeid, otoportre.

    Türkiye’de 1945 yılına kadar kültürel ve sanatsal faaliyetlerin karar mercii, temel görünürlük ve iktidar alanı, sanatın kutsandığı yer, tüm sanatçıların doğum yeri, açıkçası sanata ilişkin her şey o günkü adıyla Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin çatısı altında gerçekleşiyordu. 1945’ten sonra, bu büyük aile kendi içinde ikiye ayrılır ve savaş sonrası Paris’e gidenler, farklı bir yönelim ve eşzamanlılık içerisinde yeni bir modernlik açılımı yaratır. Bu açılım ve dönüşüm, Türkiye modern- leşme sürecinde önemli bir tarihsel kırılma anını temsil eder.
    Bu dönüşümün öncülerine baktığımızda akla ilk gelen isimler arasında Fahrelnissa Zeid ve oğlu Nejad Melih Devrim, Selim Turan, Avni Arbaş, Albert Bitran, 1950’li yılların ikinci yarısında Mübin Orhon gibi çok önemli sanatçılar olduğunu görüyoruz. Kendine özgü kişiliği ve sanat anlayışı, hayat hikâyesi, erkek egemen sanat ortamındaki nadir kadın sanatçılardan biri olması açısından bu isimler arasında Zeid’in (1901–1991) ayrıcalıklı bir yerinin olduğunu söylemek mümkün.

    1950’LER VE PARİS EKOLÜ
    Paris sanat ortamında 1945 sonrası kabul gören sanatsal ifade ve dil, soyut sanat arayışıdır. Özellikle de soyut sanatın geometrik ve lirik açılımlarıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımın akabinde Paris, yine eski görkemli günlerine dönmek ister. Sanatın ve sanatçının başkenti olma iddiasını sürdürerek sanatçılar için özgür ve yenilikçi bir merkez olma mesajını dünyaya yayar. Nitekim Paris bu heyecanını 1950’li yılların ortasına kadar gerçekleştirecekmiş gibi bir havayla sürdürse de New York’un önlenemez yükselişi karşısında yenilgiyi, çaresiz, kabul eder. 1950’li yılların ortasında soyut dışavurumculuğa ev sahipliği yapan New York, sanatçılar için yepyeni bir vizyon, gelecek, daha da önemlisi yeni bir kültürel açılım ve sanat ekonomisi vaat eder. Zeid’in Paris’e giderken yanında neler götürdüğünü hatırlamak gerekir: Paris’ten önce hem sanat eğitimi hem de resim yapma pratiği açısından hazırlıklı olan sanatçının İstanbul’da ‘D Grubu’ sergilerine katılması önemli bir referans olur.
    Köklü aile geçmişi sayesinde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçen kültürel bir atmosferin parçası olarak konumlandırır kendini Zeid. Sanat yaşamı boyunca renk ile kurduğu derin bağ erken dönem resimlerinde de kendisini gösterir. 1940’lı yıllardaki resimleri aynı tarihlerde İstanbul sanat ortamında da önemsenen minyatürlerdeki istif düzenleriyle yakından ilintilidir. Minyatürlerdeki çadır, kale ve farklı perspektifte bina görünümlerine işaret eden çalışmaları içerik olarak da minyatürlerdeki eğlence sahnelerini, gösterileri, geçit törenlerini hatırlatır. 1950’li yıllarda resmin yüzeyini bir ağ gibi kaplayacak olan yüzey hareketleri, esasen 1940’lı yılların kompozisyonlarında görünür olmaya başlar. Sanatçının şu anda İstanbul Modern’de sergilenen 1948 tarihli ‘Çadırlar’ adlı çalışması, figürden geometrik soyuta geçişin ilk örneklerindendir ve eğer kompozisyonun üst bölümüne odaklanırsak, bu bölgenin 1950’li yıllardaki Bizans vitrayları referanslı pek çok resmin küçük ebatlı ilk denemesi olduğunu görürüz.

    SOYUT İLE KÜLTÜREL GEÇMİŞİN YAKINLAŞMASI
    Zeid’in bu sentez arayışı Paris’te yeni bir çatıya bürünür; yeni bir karşılaşma anına, yeni bir dönüşüme işaret eder. Çünkü Paris sanat ortamında soyut sanatın kendini ifade etme hali, aynı zamanda sanatçıların kültürel geçmişleriyle de hesaplaşmalarını, var olmalarını talep eder. Dünyanın farklı ülkelerinden Paris’e gelen her sanatçının kendi coğrafyasından ne taşıdığının irdelendiği düşünsel bir arkaplan söz konusudur. Bu noktada hem Fahrelnissa Zeid hem de oğlu Nejad Devrim’in resimlerinde varolan ortak bir referansa işaret etmek gerekir. Zeid ve Devrim’in terk ettiği 1950’li yıllar İstanbul ve Ankara sanat ortamında geçerli soyut sanatın kültürel arkaplanındaki arayış; kendisini daha çok kaligrafi, minyatür ve Anadolu’nun nakış etkisi taşıyan süslemeci özelliklerinde belirginleştirir. Oysa hem Zeid hem de oğlu Nejad Devrim, İstanbul ve Bizans döneminin referanslarına odaklanmışlardır. Ayasofya’nın mozaiklerinde, Kariye’nin vitraylarında soyut resme dönüşecek görsel bir imkân keşfetmiştir ikisi de. İkisinin de renge olan hassasiyeti Nejad’da lirik bir dışavuruma, Zeid’de ise geometrik bir ifade alanına dönüşmüştür.
    Bu dönem aynı zamanda Zeid’in büyük ebatlı kompozisyonlarını gerçekleştirdiği bir süreçtir. Şu an Tate Modern’deki serginin merkezinde yer alan, eni 5 metreyi, yüksekliği 2 metreyi aşan başta ‘Cehennemim’ (1951) olmak üzere ‘Fırtınaya Doğru’, ‘Atomun Parçalanışı ve Bitkisel Yaşam’ (1962) ve İstanbul Modern Koleksiyonu’ndaki ‘Soyut (Geçicilik... Su... Güneş...)’ (1953) adlı çalışmaları Zeid’in ulaştığı sentezin ne kadar özgün ve güçlü olduğunu gösterir. Bu resimlerin üzerindeki enerjik hareket, gerilim ve bitmeyen yüzey döngüsü ilerleyen yıllarda çalışmalarının en karakteristik özelliği haline gelir. Yüzeyin her santimetrekaresindeki dokunuş, fırça vuruşu onun için değerli, vazgeçilmez bir eyleme, bir tutkuya dönüşür.
    Bu resimlerin kendi içinde sağlıklı bir değerlendirmeyle iki ana yönelime sahip olduğunu düşünüyorum. İlki, bakar bakmaz geometrik bir kurgunun hâkim olduğu bir yönelimdir. Bu resimlerde yüzeyi bir ağ gibi saran geometrik parçalar, resme başlamadan önce sanatçının imgeleminde çizdiği, konumlandırdığı ve birbirine eklemlediği nispeten soğukkanlı bir yaklaşımı akla getirir. Diğer yönelim ise ‘Triton Ahtapotu’ (1953), ‘Güneş Arenası’ (1954) gibi resim yaparken keşfedilen, çok daha hızlı, doğaçlamaya açık, farklı geometrik büyüklükteki alanların serbest bir kurguyla tuvale yayılmasıdır.
    Her iki yönelimdeki ortak eğilim ise resmin bir ağ, bir vitray veya mozaik yüzeyi gibi tuvalin dört tarafını dört yönde uzatması, sonsuza doğru itmesidir. Hiç bitmeyecek olan bir devinimin tüm yüzeyi belli belirsiz germesidir.

    KİŞİSEL HAYATIN İÇİNDEN DOĞAN İMKÂN
    Zeid’in hayat hikâyesindeki önemli kırılma ve yer değiştirmelerin sanatına çok güçlü bir etki ve yönlendirmede bulunduğunu biliyoruz. Örneğin, Amman’a yerleştikten sonra tavuk kemikleriyle gerçekleştirdiği kompozisyonları sadece özgün değil, aynı zamanda kişisel hayatıyla da güçlü bir şekilde örtüşen çalışmalardır. Maalesef, tavuk kemiklerinin kimi zaman bir mücevher gibi sergilendiği, kimi zaman da soyut kaligrafik harfler gibi yan yana kurgulandığı bu çalışmaların o dönem sanat dünyası tarafından anlaşılarak çok büyük bir dikkat alanı yarattığını söylemek mümkün değil. Ama modern dönem ‘kişiselliğinin’ yeni bir imkân olarak keşfedildiği günümüz sanat kültürü içerisinde, bugünden itibaren tek ve biricik olarak kabul edilecekleri söylenebilir.
    Zeid’in ilerleyen yaşlarında odaklandığı portreler ise hem renge duyduğu aşkı hem de rengi canlı bir organizma gibi, resimlerinin bir parçası olarak sergilemesi açısından ayrı bir önem taşır. Zeid’in odaklandığı figürü farklı ebatlardaki tuvallerde görünür kılması bireylere şaşırtıcı bir dramatik etki katmakla kalmaz, aynı zamanda izleyicinin bu suretlerle duygusal açıdan farklı bir bağ kurmasını da sağlar. Çoğu portre birebir temsil değil, onun bilinçaltının yansıması olarak doğan resimsel bir çözümlemedir.
    Londra’daki Tate Modern’de gerçekleştirilen retrospektif Zeid’in küresel sanat dünyasındaki yerini daha da perçinleyerek, uluslararası alanda daha çok tanınmasını sağlayacaktır.
    Tate Modern’deki Fahrelnissa Zeid retrospektifi 8 Ekim’e kadar, İstanbul Modern’deki Zeid seçkisi ise 30 Temmuz’a kadar görülebilir.

    Fahrelnissa Zeid’in uzun yürüyüşü

    İstanbul Modern’in temelini oluşturan yapıt: ‘Cehennemim’

    Tate Modern’deki Fahrelnissa Zeid sergisinin merkezinde yer alan ‘Cehennemim’ adlı devasa yapıt, İstanbul Modern’in de temelini oluşturuyor. Zeid’in İstanbul Modern tarihinde çok özel ve önemli bir yere sahip olduğunu hatırlatan Oya Eczacıbaşı, “İstanbul Modern daha fikir aşamasındayken dünya çapında ünlü sanatçımız Zeid’in ‘Cehennemim’ adlı başyapıtını, çocukları Şirin Devrim ve Prens Ra’ad Bin Zeid bir gün açmayı hayal ettiğimiz müze için armağan etmişti. İstanbul Modern kurulduğu anda müzeye giren ilk yapıt da o oldu. İlk günden bu yana da aynı duvarda, yeri hiç değişmeden sergilendi. Bu nedenle son zamanlarda Zeid’in küresel sanat dünyasında daha fazla görünür olması, Tate Modern’in Zeid için bir retrospektif hazırlaması ve İstanbul Modern olarak bu sergiye olan katkımız bizleri gururlandırıyor. Tate Modern ile eşzamanlı İstanbul Modern’de 11 yıl aradan sonra Zeid’in yapıtlarını yeniden bir araya getirmenin de mutluluğunu yaşıyoruz” diyor.

    FAHRELNİSSA ZEİD (1901 – 1991)

    Aile ve çocukluk
    ◊ Fahrelnissa Zeid, 1901 yılında Osmanlı döneminde Sadrazam Cevat Paşa’nın yeğeni olarak Büyükada’da doğar.
    ◊ Geniş, sanatçı bir aileden gelen Zeid’in kardeşleri yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı ve ressam Aliye Berger’dir. Sanatçı aynı zamanda seramik sanatçısı Füreya Koral’ın teyzesidir.

    Gençlik
    ◊ 1919’da İnas Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi’ne (Kız Güzel Sanatlar Yüksekokulu) kayıt olur. Okulun ilk kadın mezunları arasındadır. Servet-i Fünun yazarlarından İzzet Melih Devrim ile 1920’de evlenir. Bu evliliğinden olan çocukları ressam Nejad Devrim ve yönetmen, tiyatro sanatçısı Şirin Devrim’dir. Resim öğrenimine 1928’de Paris’teki Académie Ranson’un Stalbach Atölyesi’nde, sonrasında İstanbul’daki Namık İsmail Atölyesi’nde devam eder.

    Emir Zeid ile evlilik ve yurtdışı
    ◊ 1934 yılında Irak’ın Ankara temsilcisi Emir Zeid ile evlenir, prenses unvanını alır. Emir Zeid’in tayini Berlin’e çıktığı için Almanya’ya taşınırlar ve 1938 yılına kadar Berlin’de yaşarlar. 1936’da Oğlu Ra’ad doğar.

    İstanbul’a dönüş - İlk sergiler
    ◊ 1938’den sonra İstanbul’a geri döner. 1942 yılında D Grubu’na katılarak 1944-47 arasında 11, 12, 14 ve 15. sergilerinde yer alır.
    ◊ İlk kişisel sergisini 1945’te Maçka’daki Ralli Apartmanı’ndaki dairesinde yaklaşık 170 yapıtla açar. 1946’da Ralli Apartmanı’nda ikinci sergisini açar.

    Fahrelnissa Zeid’in uzun yürüyüşü
    St.Georges Galerisinde actigi sergiye Kralice Elizabeth ziyarete geldi, 1947.

    Yurtdışı ve sergiler

    ◊ II. Dünya Savaşı sonrası ilk büyükelçiliğini Londra’da açan Irak, Emir Zeid’i büyükelçi olarak atar. 1958 yılına kadar Fahrelnissa Zeid, Londra, Paris ve Ischia’da (İtalya) yaşar, atölyelerinde çalışmalarına devam eder ve Paris, Brüksel, Londra, Bristol, Dublin, New York, Zürih, Ischia, Amman ve Aachen gibi şehirlerde çok sayıda sergi açar.

    1960 sonrası Türkiye sergileri
    1964’te 20 yıl aradan sonra Türkiye’deki ilk sergisini İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi ve Ankara Hitit Müzesi’nde açar.

    Fahrelnissa Zeid’in uzun yürüyüşü
    Amman’a yerleşme
    ◊ Eşi Emir Zeid 1970’te ölür. Zeid, 1976 yılında oğlu Prens Ra’ad’ın yanına Amman’a yerleşir. Sanatçı, kendi adını taşıyan bir sanat enstitüsü kurar ve hayatının sonuna kadar enstitüye destek vererek üretimlerine devam eder.
    ◊ Sanatçı, 1991’de Amman’da hayata
    veda eder.

    * Levent Çalıkoğlu: İstanbul Modern Genel Direktörü

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı