"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

‘Eyvah’ dedim yine o günlere mi gittik

BİR süredir Avrupa’dayım...

Taksim’deki olayları izlerken polisin orantısız gazını yemiş bir gazeteci olarak, Almanya’daki “Türkiye algısına” bakıyorum...
Dün SPD’nin başbakan adayı Steinbrück’le uzun bir sohbet imkânı da buldum.
Başbakan adayı Hürriyet’in Almanya tesislerini ziyaret ediyordu.
Türk toplumuna vermek istediği mesajlar vardı.
Ama konu bir türlü Gezi’den uzaklaşamadı.
Sordukça sordu.
Mesela danışmanı merak ediyormuş:
“Bu gösterileri yapanlar acaba hangi tabakadan?”
Alman gazeteciler soruyor:
“Polis baskısı ne durumda? Türkiye’de neler oluyor? Avrupa’dan kopuyor mu?”
İnsan bu sorular karşısında kendisini bir garip hissediyor...
Bir eziklik hali düşüyor üzerinize. Suçlusunuz da sanki...
Ülkeniz sorgulanıyor
Bir an çok geçmişe gittim.
Özal iktidarının ilk günlerine...
O günlerdeki yurtdışı gezilerine...
Kaldığımız otelin etrafını çeviren göstericiler olurdu.
Kürt meselesi yüzünden PKK... Ermenistan krizi nedeniyle Ermeniler...
Kıbrıs meselesi için Rumlar...
Nereye gitsek otelin etrafını göstericiler kuşatırdı... Diplomatlarımız, siyasilerimiz, bakanlarımız hangi toplantıya katılsa, önüne bu “sorular” çıkardı.
Tam bir üçüncü dünya ülkesi durumu...
O suçlayıcı durum. İnsanı sürekli savunmada bırakan o “sosyal saldırı”...
Yabancı meslektaşlarımız sorardı:
“Kürtlere işkence mi yapılıyor?”
“Ermenilere ne yapıyorsunuz?”
“Rumların mallarını ellerinden aldınız mı?”
“Hayır”
deseniz kim inanacak? O soruların zemini yaratılmıştı bir kere...
Daha devlet Kürtlerin varlığını resmen tanımamıştı bile...
Ve en tuhafı da o zamanlar Ankara’nın bu sorulara karşı tavrıydı...
“Dış mihrak bunlar” diyordu.
“Bizi bölmek isteyen dış mihrak...”
Ve hem “dış mihrak” diyordu...
Hem de “dış mihrak” dediği AB’nin yaşam ilkelerini milli hedef ilan etmişti...
Ama Ankara asıl mihrakın kendi içimizdeki “totaliter devlet” yapısı olduğunu...
İtiraz edene olan sağırlığın açtığı global körlüğü ve yalnızlaşmayı kavrayamamıştı.
Üstelik bunu bir türlü kendisine itiraf edemiyordu.
Ve nedense “Bütün dünya bizi kıskanıyor. İç ve dış düşmanlar var” sözü hep galip geliyordu.
Susardım o sorular karşısında...
İçten içe kendimize kızardım:
“Niye böyleyiz?”
Ve geldik bugüne...
Dikkat ettim...
Belki de önümüzdeki 5 ay içinde Almanya Başbakanı olacak olan siyasetçi, Türkiye’ye AB’den kopmuş, antidemokratik bir ülke gibi bakıyordu.
Çok kesin konuşuyordu:
“Demokratik hakkını kullanan göstericilere bunları yapan Türkiye’yi AB kabul edemez. Bu Türkiye AB’ye giremez.”
Steinbrück’
ün ya da diğer AB siyasetçilerinin bunda ne kabahati olabilir?
Eyvah dediğim de işte bu...
Bir dönem “Onlar bize düşman. Türk’ün Türk’ten başka dostu yok. Biz kıskanıyorlar, bölmek istiyorlar” nakaratlarına geri mi dönüyoruz.
Neyse ki Avrupa’da, “Eğer Türkiye’yi böyle tehdit ederseniz, iyice kaybedersiniz” diyen bir sağduyu da var...

AB YOLUNU KİM KESEBİLİR?

Avrupa’daki en keskin soru ise şu:
“Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin AB yolculuğunun rotasında değişiklik yapabilir mi?”
Bence hayır...
Hayır, çünkü Türkiye’nin AB hedefinde değişiklik yapma kararı, herhangi bir iktidarın tek başına verebileceği bir karar olmamalıdır.
En azından referandum gerektirir...
Sonraki yazımın sorusu şu olur?
“Neden bu kadar referandum gereği duyuyoruz sizce...”

X