"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Eyvah! 30 yaş üstü kadınlarda evlilik histerisi var

Karşımdaki adam, anlattıkça ben şaşırıyorum.

“Nasıl yani?” diyorum, “Hepsi, her gelişinde mutlaka bir şey mi bırakıyor?”
“Evet, evet” diyor, “Resmen bir koleksiyon var bende. Birinin küpesinin teki, birinin bileziği, birinin kolye ucu...”
“Niye peki?” diyorum.
“Kediler gibi alan belirliyorlar” diyor, “Bu evin, bu adamın sahibi benim demeye çalışıyorlar. Aynı zamanda, daha sonra gelecek kedilere de gözdağı vermiş oluyorlar. O küpenin tekini unutmuyorlar yani, özellikle bırakıyorlar. Özgür takılmak da palavra. İlk sevişmede, evlilikten söz ediyorlar, çoğalmakla ilgili bir şeyler ima ediyorlar, yatakta ‘İşte çocuğumun babası!’ bakışıyla süzüyorlar. Küçük havlular hediye ediyorlar, tencere mencere getiren de oldu, yemek yapacakmışız birlikte. Ben sevmem, özgür adamım. Biz sadece eğleniyoruz, birlikte takılıyoruz, geleceğe dair bir söz yok, vaat yok. Ama işte onlarda hep bir umut. Sahiplenmeye çalışmalar, hayatıma sızmaya uğraşmalar. Bitmez tükenmez bir çaba. Çok fena! Biraz halin vaktin yerindeyse ve tipin düzgünse yandın. Derhal ideal koca, ideal baba gözüyle bakmaya başlıyorlar...

BİYOLOJİK SAAT VE DOĞRU GEN

Kadınlar, özellikle 30’u aşmış kadınlar, artık ‘tazı’, erkekler ‘tavşan’.
Artık kaçan erkek, kovalayan kadın.
Kadın, biyolojik saatine de kulak veriyor, vakit kaybetmek istemiyor, doğru geni arıyor ve erkeğe saldırıyor, onu kafeslemeye çalışıyor.
Çünkü toplum da onun ensesinde.
“Evlen, evlen!” diye mahalle baskısı yapıyor.
Evlenecek doğru düzgün bir adam bulsa, bir de çocuk yapsa yırtacak, sırasını savacak.
Bu tespitler bana değil, 35-50 arası müzmin bekarlara ait, hepsi aşağı yukarı aynı şeylerden şikayetçi. Bekar kalmaya devam etmek istiyorlar.
Türk kadınlarıyla kurdukları ilişkiyi ameliyat masasına yatırıyorlar.
Şimdi sıra kadınlarda...

Kendini ‘birinin partneri’ olarak gören kadın değerini yitiriyor

/images/100/0x0/55eaac96f018fbb8f88f7acb

HASAN ARAPTARLI (37) İŞADAMI

- Kadınlar nezdinde itibarlı bir erkek olduğunuzu düşünüyor musunuz?
-  Evet.

- Kadınlar sizi neden beğeniyor?
- Bilmem, oyun oynamayı iyi bilirim, kadınları severim.

- Ne özelliğiniz var? Eğitim? Para? Yakışıklılık?
- Yahu, bunu da böyle cevaplamak çok itici! Ama evet, eğitimliyim, işim gücüm var, kendime bakarım ve eğlenmeye bayılırım. Güven veren biri olduğum da söylenebilir.

- En büyük korkunuz?
- Korkum özgürlüğümün kısıtlanması, yaşam alanımın daralması. Bütün ilişkilerim bu yüzden bitti.

- Tek kadına bağlanmak istemiyorsunuz...
- Hayır istemiyorum.

- Bir sürü kadınla olmanın nesi güzel?
­- Türlü türlü hikâye biriktirmek, zenginleşmek. Biz erkeklerin, hayatının temel hedefi kadın. Bunu çeşitlendirmenin nesi kötü?

ÇOĞU EVLİLİK HASTASI

- Kadınlar, ikinci günün sonunda gerçekten evlenmek mi istiyor?
- Genellemek doğru değil. Ama daha ilk sevişmenin herhangi bir anında, ‘İşte çocuklarımın babası bakışı’nı gördüğüm çok oldu!

- Sizce kadınlar erkekleri kafeslemeye mi çalışıyor?
- Bu, ülkemizin bir gerçeği. 30 yaşın üzerindeki kadınların çoğunda, gözle görülür bir ‘evlilik histerisi’ var. Üstelik bu konuda sistematik bir çalışma içindeler. Ama benim de doğurganlık özelliğim olsaydı, ben de anne olmak isterdim. Düşünsene, içinden bir insan çıkarabiliyorsun, oha artık! Bunu anlamamak için öküz olmak lazım. Tek mesele, bu annelik dürtüsü değil. Daha baskın olanı, bir erkek tarafından ‘evliliğe layık bir kadın’ gibi görülmek. Çünkü toplum, ‘yaşı gelen’ her kadından bunu istiyor! Başaramayanın, her geçen gün nefes alma alanı daralıyor. Bir süre sonra, bu illet, kadını ele geçiriyor ve tüm renklerini solduruyor. Dışarı çık, her türlü sosyal ortamda, evlenmediği için bir özrü varmış muamelesi görmekten kanadı kırılmış bir sürü kadınla karşılaşırsın. ‘Evde kalmak’ diye bir şey var ya! Bir de bu hakaret olarak kullanılıyor. Bir insana, özel hayatıyla ilgili böyle bir baskı yapılır mı yahu? Bu kadınlar kafayı yemesin de kim yesin...

- Peki erkek cephesinden bakalım: Sürekli evlenilecek biri olarak görülmek, erkekte ters etki yaratıyor mu?
- Yaratmaz mı? Kadına saygını yitiriyorsun. Kendini bir erkeğin partnerliğiyle ifade etmeye çalışan kadın, değerini yitiriyor. Ben sık sık yurtdışına çıkan, oralarda da sosyalleşen biriyim. ‘Birey’ olmayı başarmış ve kendi kurallarını koymuş bir kadınla yaşadığın aşk, diğeriyle aynı mı?

BİREY OLMAYI BECEREMİYORLAR

- Türk kadınlarıyla ilgili en büyük şikayetiniz bu mu?
- Evet. Birey olamamak. Hep diğerini gözetlemek ve genele özenmek. Bizde; toplumun genel değerlerinin etkisini en yitirdiği katmanlarda bile; kadınlar bir
erkek tarafından seçilmekten gurur duyuyor! Bir sanatçı, vakur bir edayla, alyansını göstererek soru cevaplar mı? Bu nasıl bir şey?

- Peki sürekli değişen kadınlar da bir noktadan sonra tatminsizlik yaratmıyor mu?
- Bu işin biz erkekler için de bir biyolojik saati var. Bir süre düzenli ilişki, bir süre bir sürü kadın... Bu da eğlenceli ve renkli bir hayat. Bir de kendini bir bok sanıyorsun, biz kompleksli Türk erkeğine bu da iyi geliyor! Ama gerçekten sevdiğin bir kadını koklayarak yatmanın tadını hiçbir şey vermez...

- Birlikte olduğunuz kadınlar evden giderken neler bırakıyor?
- Kadınına göre değişiyor! Bir keresinde, bir haftadır tanıdığım ve ikinci kere görüştüğüm bir kadın, büyükçe bir kutu bırakmıştı. Gittikten sonra fark ettim. İçinden 30 civarında aşk mektubu, insanı şiirden tiksindirecek denemeler, günlük, deniz kabukları, kalpli çıkartmalar ve bir takım kuşların tüyleri çıktı! Bunun dışında; toka, kolye, don, sutyen... Evin, kayıp eşya bürosuna döndüğü zamanlar olur. Naif, çocuksu ve bir yanıyla da duygusal hareketler bunlar. Umarım, “Bu adam benim!” deme niyeti içermiyordur.

- Sizi değiştirmeye çalışıyorlar mı?
- Huyum suyum kolay değişmez. Ayrıca bu çabayı baştan reddediyorum. Ne yazık ki, Türk kadınlarıyla hayatımın renklenmesi, zenginleşmesi anlamında büyük bir kısırlık yaşıyorum. Türk kadınında genelde, erkeğin dümen suyuna girme, onun alışkanlıklarını edinme ve ona teslim olma eğilimi var. Bu da, ilişkide temel iştahların azalmaya başladığı dönemde, erkeğin kaçmasına
sebep oluyor.

- Sizi ömür boyu bekar kalacak bir potansiyelde görüyorum...
- Hayatımı zenginleştirecek, özgürlük alanlarıma dokunmayacak, güzel, akıllı, entelektüel, derin, işinde başarılı, sevecen, ailesine düşkün bir kadın olmayacaksa evet!

- Amma çok şey istediniz!
- Bitmedi ki. Hayalimdeki kadın, kafası özgür, kendine güvenen, renkli, hayatla aşk kavgasına tutuşmuş bir kadın. Kendimi yanında sürekli geliştirmek zorunda hissetmeliyim.

- Rus kadınıyla Türk kadını arasında en bariz fark nedir?
- Rus kadını birey. Dimdik bir duruşu var. Dostoyevski, Tolstoy okuyarak hayatı anlamaya çabalamış kadınla, diğeri aynı olmuyor tabii. Bir de bana inanılmaz çekici gelen bir melankolileri var. Sakin sakin konuşurken hayata dair bir laf eder, apışır kalırsın! Bir de kardeşim o nedir! Böyle bir güzellik olur mu?

Ömrümü 2 kişi olarak yaşamak benim kabusum

AZİZ KEDİ (34) GAZETECİ-YAZAR

/images/100/0x0/55eaac97f018fbb8f88f7acd

- Bir sürü kadınla yatmanın güzel tarafı var mı?
- Sürekli bir onaylanma ihtiyacı. Eski filmlerini, konserlerini anlatmalara doyamayan yaşlı sanatçılar gibi. Bu tür çabaların hepsinden rahatsız oluyorum. Ben bir sürü kadınla flört ediyorum. Bak, onun güzel taraflarını söyleyebilirim: Kalp kırmadan, yerlerde sürünmeden, yalansız dolansız neşelenmek, şarj olmak...

- Kadınlar, erkekleri kafaya mı almak istiyorlar?
- Hayır, hem kadın olabilmek hem de aynı anda toplumu memnun etmek istiyorlar. Eğer mangalda kül bırakmayan erkekler, bir haftalığına kadın olsalardı, hepsini birer kanepenin altında korkudan titrerken bulurdun.

- Güzelmiş bu! Peki kadınlar hemen çocuk yapmak mı istiyorlar?
- E ne olacaktı? Benden bovling topu yapmak isteyecek hali yok ya! Neden bundan korkunç bir şeymiş gibi söz ediyoruz?

- Peki bu toplumda, erkeği, sürekli evlenilecek bir meta gibi görmek, erkekte ters etki yaratmaz mı?
- Erkek doğar, çocuk olarak yaşar, çocuk olarak ölür. Ömrü boyunca çocuktur. Bunu sevimli bir şeymiş gibi söylemiyorum. Bir çocukla ne derece ciddi bir ilişkiye girebilirsen, erkekle de o kadar girersin. Alabileceği sorumluluk haddi bellidir, vereceği kararlar bellidir. Sen bu adama yetişkin muamelesi yaparsan, olacağı da ‘ters etki’ dediğin şeydir. Hangi alanda olursa olsun; oyun vaat ettiğin sürece her şey iyi. Ciddileştiğin anda tehlike başlar.

- Sizin Türk kadınlarıyla ilgili en büyük şikayetiniz ne?
- ‘Türk kadını’ diye rijid, demir döküm bir profil yok. Hiçbir şeyden şikayet etme hakkım da yok. Ve burada ne söylersem söyleyeyim, tribüne oynamak gibi duracak. O nedenle en tali dertlerimden birini belirteyim: Allah aşkına oje sürmesinler!

- En büyük korkunuz ne?
- Tek başınalığımı yitirmek. Bütün ömrümü, iki kişi yaşamak benim kabusum. Dört kollu, dört gözlü amorf bir yaratık olmak istemiyorum. Bu, iki tarafa da haksızlık. İnsanlardan ‘hoşlanmak’la yetinmek istiyorum. Duyduğun nefreti, 40 yıl gizli tutabilmek bir başarı değil.

- Hayatınıza giren kadınların sürekli değişmesi sizi rahatsız etmiyor mu?
- Kadını işe almış gibi hissedersen sürekli değişmeleri seni tabii ki rahatsız eder. İş verimi düşer, idari sorunlar yaşanır, vs. Ama şu zavallı ömründe mümkün olduğu kadar farklı insana temas etme amacındaysan, yeni sesler, yeni huylar, huysuzluklar, açmazlar, seni mutlu eder. Yeter ki hayatını CEO ya da muzaffer kumandan motivasyonuyla geçirme.

- Kadınlar sizi değiştirmeye çalışıyor mu?
- Evet. Çünkü herkes, herkesi değiştirmeye çalışır. Doğa kanunu dediğimiz şeyin en derininde bu yatıyor zaten.

- Seks konusunda Türk kadınıyla ne tür sorunlar yaşıyorsunuz?
- Asıl sorun yaşayan Türk kadını. Dahiliye mütehassısına dönüşmüş durumda. Mahrem alanlarda kişiliğini bırakıp hemen Florence Nightingale’e geçiyor. Çünkü çoğunlukla erkeği teselli etmesi, tahammül göstermesi icap ediyor. “Ya aslında böyle değil, affet” diyor adam. Kadın da onu anlayışla karşılamaya çalışıyor.

- Siz ömür boyu bekar mı kalmak istiyorsunuz?
- Evet.

- Çocuklu arkadaşlarınıza özendiğiniz hiç olmuyor mu?
- Evet. Bazen. Hayır.

- Peki kendinizi eksik ve tamamlanmamış hissettiğiniz olmuyor mu?
- Ben bir kadını tamamlayamam. Bir kadın da beni tamamlayamaz. Biz gazetede çengel bulmaca değiliz. Tamamlanmaktan ziyade, mutlu olmaya ihtiyacımız var.

- Nasıl bir kadın hayal ediyorsunuz?
- Kadınlar Türkiye’de aşık olmayı çok iyi biliyorlar. Öğreniyorlar. Birbirlerine öğretiyorlar. Ancak sevmeyi bilmiyorlar. Sevebilen kadın istiyorum!

En fenası ‘Hamileyim’ yalanı

SARP EVLİYAGİL (41) İŞADAMI

/images/100/0x0/55eaac97f018fbb8f88f7acf

- Medeni durumunuz?
- Bekarım. Daha önce iki kere evlendim. Halin vaktin yerindeyse, tipin de biraz düzgünse, kadınlar tanıştıktan 20 dakika sonra evlenmek istiyor. Şaka gibi ama öyle...

- Sizce neden?
- Kadınsı bir içgüdü. Çünkü belli bir doğurganlık yaşı var. Kadının yumurtaları sonsuz değil. O da bir şekilde, çoğalabileceği en uygun erkeği bulup aile kurmak istiyor. 30’larının başında bir erkeksen bunu çok anlamıyorsun, çünkü o zaman gezip tozduğun kadınlar 22 yaşında oluyor. Ama 40’a geldiğinde 30’larla birlikte oluyorsun. Onlar da sana direkt evlenecek ‘meta’ gözüyle bakmaya başlıyorlar. O yüzden kadınlar kovalayan, erkekler kaçan. Siz tazısınız, biz tavşan!

- Türk kadınıyla ilgili en büyük şikayetiniz bu mu?
- Yok, şikayet denemez. Ama 30-35 arası kadınlarda bu ciddi bir problem. “Evde mi kalıyorum?” hissinin yerleşmeye başladığı dönem. Toplum ona bunu hissettiriyor. 40’a yaklaşmış ve evlenmemişse vay haline! O zaman umutsuz vaka oluyor.

- Şu anda uzun bir maceraya girmekten tırsıyor musunuz?
- Hayır. Evliliğe karşı değilim. Ama hata yapmak istemem.

- Peki çok kadın, ‘yok kadın’ demek değil midir? Bir sürü kadın, ciddi bir tatminsizlik yaratmaz mı?
- Yaratır. Önce büyük zevk, sonra büyük boşluk. Sabah uyandığında yanındakinin ismini hatırlayamamak fena bir şey.

- Eve gelip giden kadınlar, birtakım ‘iz’ler bırakıyor mu?
- En çok parfüm bırakıyorlar. Kokularını yani. Ve aklınıza gelebilecek diğer aksesuar, giysi, makyaj malzemesi, diş fırçası, iç çamaşırı. Paspasımın altında okunmuş, parçalanmış Arapça dualar bile buldum. Büyü müdür nedir. Bu tür şeyler de var. Ama bunlar ufak şeyler...

- Daha büyüğü de mi var!
- En fenası “Hamileyim” yalanı. 32-35 yaş arası kadınlarda çok denk geldim buna. Önce bir ürküyorsun sonra ona da alışıyorsun. “Gel doktora gidelim” diyorsun. O seni yokluyor aslında.

‘ÇOĞALMAK İSTİYORUM’ DE TAVLAYAMAYACAĞIN KADIN YOK

30’larında bir kadına, “Ciddi ilişki istiyorum, çocuk istiyorum, çoğalmak istiyorum” de, hele bir de halin vaktin yerindeyse, bakalım elde edemeyeceğin bir kadın olacak mı? Playboy denilen adamların yaptığı da bu. Kadınlara duymak istedikleri palavraları sıkıyorlar,
iki ay sonra da vınlıyorlar! 100 kere aynı yalanı söyle, 100’ünde de yutar kadınlar. Tılsımlı kelime: “Çoğalmak istiyorum!”

Bu hafta erkegimevdekaldimcunku@hurriyet.com.tr  adresine sizden gelenler

KADINLARIN ASLA SORMAMASI GEREKEN 3 SORU

NEREDESİN, KİMİNLESİN NEREYE GİDİYORSUN

Telefon çalar: “Nerdesin? Kiminlesin?” Evdesindir, ayağa kalkarsın: “Nereye?” Yav bu sorulara dayanamıyorum artık! Evdeyim boxer’la televizyon seyrediyorum, bira içiyorum ve ayağa kalktığım anda “Nereye?” diye soruluyor. Nereye gidebilirim? Ya tuvalete gidip işeyeceğim ya da mutfaktan bira alıp geleceğim. Bu sorular bile, kadının erkek üzerinde elde etmek istediği kontrolü çok net özetliyor. O yüzden bir daha evlenmek istemiyorum, o yüzden özgür olmak istiyorum. (Kayhan O.)

TÜRK KADINIYLA SLAV KADINI ARASINDAKİ FARK

/images/100/0x0/55eaac97f018fbb8f88f7ad1

Hep şu örneği veririm...
“Lokantadayız. Mekandaki bir başka kadın bakışlarıyla beni beğendiğini, benimle ilgilendiğini açıkça belli ediyor. Partnerim Türkse nasıl bir tepki verir, Russa nasıl?”
Türkse...
İlk laf: “Sen pas vermesen yüz bulamazdı!”
Sonra bir sürü hakaretle gecenizi zehir eder.
Ve sizi o lokantaya gittiğinize gideceğinize pişman...
Russa...
Rekabeti hissettiği anda kadınlığını ortaya çıkarır.
Kadın doğasının ona sağladığı ne kadar imkan varsa kullanır, anında sizinle flörte, cilveleşmeye başlar üstelik de bunu rakibesinin gözlerinin içine baka baka yapar, adeta meydan okur.
Bizim coğrafyamızda kadının yetiştiği ortam, özgür, rahat ve kendi gibi davranmasına olanak tanımaz. Bizim kadınlarımız evliyken de, değilken de rekabet krizlerini yönetemez.
Oysa, biyolojik avantajlarını kullanabilmek, Rus kadınlarının genlerinde var. (Semih F.)

NEDEN MAÇ VARKEN DİZİ İZLEYEYİM?

Neden mi müzmin bekarım?
Kadınlarla günübirlik beraber olup güzel vakit geçirmek varken...
Neden uzun ömürlü ilişkiye girip bitmek tükenmek bilmeyen dırdırları ve istekleriyle uğraşayım?
Çapkınlığın heyecanını ve o güzel sarhoşluğunu yaşamak varken...
Neden sıradan, tekdüze bir ilişkiye razı olayım? Arkadaşlarla bağıra çağıra rahat rahat futbol izlemek ya da halı sahada maç yapmak varken...
Neden dizi izlemek zorunda kalayım? Türk kadınları kafalarını dizilere takmış! (Fahir Ç.)

BİR TÜRK’LE EVLENMEK Mİ? KATİYEN!

Sebep?
Evliliği, kendilerini maddi anlamda garantiye alacak müessese olarak değerlendiriyorlar.
Üniversiteyi bile etiket olsun diye okuyorlar.
Kendilerini geliştirme gibi bir hevesleri yok.
Çoğunun burnu havada. Anlaşılması zor bir kibir içindeler.
Çoğu çocuk sahibi olduktan sonra, kocalarını konu mankeni ya da durmadan para veren bir ATM olarak algılıyor.
Çoğu çocuk yetiştirmeyi bilmiyor. Onlara gore çocuk yetiştirmek; tıka basa yemek yedirmek, pahalı okullara göndermekten ibaret.
Çoğu yatakta beş para etmez. Sekse karşı önyargılılar. Onlara göre seks kötü ve kirli bir şey.
Çoğu evlendikten sonra kendisine bakmaktan vazgeçiyor. Spor yapmıyor. Sigara içiyor. Evlendikten ve hele çocuk sahibi olduktan sonra mutlaka şişmanlıyor.
Çoğu evlendikten sonra hayatlarının sorumluluğunu tamamen kocalarının üzerine yıkıyor. Sanki kocaları tek başına onları mutlu etmekle yükümlüymüş gibi. Başlarına ne gelirse ondan biliyorlar. Bütün sorunlarını onun çözmesini bekliyorlar. Yataktaki orgazmlarından eve gelen temizlikçinin problemlerine kadar! (Demir K.)

PİJAMALI KADIN MI JARTİYERLİ KADIN MI

Evli değilken seviştiğiniz kadın ‘sevgili’nizdir. Sürprizlere açık ve ‘hayır’ ların daha az olduğu bir cinselliktir yaşanan. Ve o sevgili hep bakımlıdır.
Sonra evlenirsiniz, o bakımlı sevgiliyi ayıcıklı pijamalarıyla sizi beklerken bulursunuz. Bütün gün çalışmıştır, topuklu ayakkabılar canını çıkarmıştır, evinde rahat etmek onun da hakkıdır. Ben burada kimseyi suçlamıyorum ama bu rutin, cinselliği bitiriyor. Maalesef biz erkekler görsel canlılarız, görsel olarak uyarılıyoruz.  Burada Türk kadınının anlaması gereken şey şu, annelerinden çok farklı bir dünyada yaşıyorlar, artık onlar için rekabet çok fazla.
Belki haksızlık ama “Artık evliyiz, bana sadık kalmak zorundasın” diye düşünen kadınlar, aldatılmaya
mahkum oluyor. (Ozan K.)

İnsan yalnız yaşamak için dizayn edilmemiş

ERSEL SERDARLI (37) REKLAMCI, KREATİF DİREKTÖR

/images/100/0x0/55eaac97f018fbb8f88f7ad3

17-18 yaşlarında Taksim’de barlarda müzik yapmaya başladım. Erkin Koray’ın grubunda da çaldım, kendi gruplarımız da oldu. Konserlere çıktık. Şahane günler, geceler. Sonra eşimle tanıştım. 21’dim. Her şey gerçek aşkı bulmakla alakalı. Ben buldum. 17 yıldır evliyiz ve üç afacan çocuğumuz var.
Hepimiz, harç gibiyiz aslında. Zaman geçtikçe katılaşıyoruz. Prensiplerimiz, yaşam biçimimiz daha çok netleşiyor. Başkalarının kurallarını kabul edemiyoruz ve başkalarıyla karışamıyoruz. 40 yaşında bir adam için zor tabii. Ben şanslıydım. Bir arkadaşımın çok güzel bir lafı var, “Bana eşimin veremeyeceği ve başka bir kadının verebileceği hiçbir şey yok” der. Benim için de öyle. Bu gerçeğe gözünü açarsa bir erkek ve tabii kadın doğru kadınsa, başka bir kadında ne bulabilir ki?
Bir konuda değişmesini ya da gelişmesini istiyorsam, bunu neden eşimle konuşmayayım, açıklık önemli. Biz açığız birbirimize. Bir de şöyle bir oyunumuz var: En kötü kavgalarımızda bile aynı yatağa gireriz ve ben başlarım yanımda yatan ‘arkadaşım’a ‘sevgilim’i çekiştirmeye, “Bugün bana böyle, şöyle yaptı, acayip bozuldum” filan falan. Eşim de dinler, başka bir karakter olarak, “Belki de şöyle yapsan daha iyi olurdu” der. Bir şekilde arkadaş kalmayı hep becerdik.
Hep derler ki, “Evlilik, çoluk çocuk, yaratıcılığı öldürür. İnsanın beste yapası mı gelir?” Valla geliyor. Tamam, sorumlulukların, mecburiyetlerin oluyor. “Hayatta en özgür benim!” diyen adamın bile var. Ben n’apıyorum? Gündüz işteyim. Akşam belli bir saatte mutlaka evde olmaya özen gösteriyorum, çünkü çocuklarımı yatırmak, uyutmak, onlarla vakit geçirmek istiyorum. Sonra eşimle oturuyoruz sohbet ediyoruz, yemek yiyoruz. Sonra da gitara susturucuyu takıp söz yazıyorum, beste yapıyorum. Hafta sonları kendi stüdyomuz var, orada takılıyorum. Sertab Erener, Ferhat Göçer, ENBE Orkestrası’na besteler yaptım. Sistem körüklese de, ben insanların yalnız olmak için dizayn edilmediğini düşünüyorum.
Çok kadınlı hayatı sürdüren arkadaşlarımla da bir araya geliyoruz. Bazıları, “Abi, sen hayatta çok yol aldın!” diyor, bazıları da bana acıyarak bakıyor. Ama şöyle bir gerçek var, eve gittiğimde üzerime atlayan üç çocuk ve bana sarılıp uyuyan bir karım var, onları ise hep yalnızlık bekliyor...

/images/100/0x0/55eaac97f018fbb8f88f7ad5

Durun bakalım!

İşin öbür tarafı da var

Haftaya söz kadınlarda

Hanımlar, düşüncelerinizi durunbakalim@hurriyet.com.tr  adresine yazın

X