Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eyüp Aşık'ın bitişi...

Oktay EKŞİ

Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın, her konuda ikide bir ‘‘ben her şeyi biliyorum’’ havası basması dikkatimizi elbet çekiyordu, ama böyle bir çuval inciri berbat edecek ilişkilere girmesini beklemiyorduk.

Kendisinin ‘‘hafif’’liğini, 1980'li yıllarda bizi tekzip amacıyla söylediği yalan yüzünden ‘‘yalancı’’lığını ve politikada ‘‘çarıklı erkan-ı harp’’liğe pek özendiğini bilmemize rağmen bunu düşünmemiştik.

Allah biliyor, Mesut Yılmaz'ın Aşık'ı bir ‘‘iç kabine üyesi’’ konumuna getirmesini de doğrusu açıklayamıyorduk.

Şimdi sıra işte tüm bunların bedelini ödemeye geldi.

Aşık kendi faturasını, Yılmaz da kendisininkini herhalde karşılayacak.

Sadece onlar değil, dün basın toplantısı yaparak Mesut Yılmaz'a ve Eyüp Aşık'a saldırılarda bulunan eski İçişleri Bakanı Meral Akşener'in de Alaattin Çakıcı'ya bilgi sızdıranlardan biri olduğu iddiası ciddiyet kazanırsa, bir fatura da onun önüne konacak.

Şimdi ortada 28 Ağustos 1998 tarihli gazetelerde, ‘‘İma yoluyla dahi olsa benim onları (Alaattin Çakıcı ve benzerlerini) koruduğumu veya yardım ettiğimi söyleyemezler’’ diyen, kendisinin Alaattin Çakıcı ile ‘‘iki sene önce’’ yani henüz bakan değilken konuştuğunu ileri süren, o konuşmanın da ‘‘Alaattin Çakıcı'nın tek taraflı olarak telefonla araması sonucu’’ gerçekleştiğini söyleyen bir Eyüp Aşık var.

Bir de, Hürriyet’te yayınlanan ‘‘ses kaydı’’ kaseti mevcut.

Ses kaydı Eyüp Aşık'ın yukarıdaki sözlerini çok açık bir şekilde tekzip ediyor. Çünkü konuşmalar öncelikle ‘‘Aşık'ın Çakıcı'dan değil, Çakıcı'nın Aşık'tan bilgi aldığını’’ ve ‘‘Aşık'ın Çakıcı'yı -ima yolu ne kelime- alenen ve resmen koruduğunu’’ ortaya koyuyor.

Yani Mesut Yılmaz'ın devletin orasına burasına sızdığını söylediği ‘‘çete’’ ilişkisinin, kendisinin burnu dibine kadar geldiğini açıklıyor.

Yılmaz'ın ‘‘çetelerle savaşta karşılaştığı zorluklardan’’ söz ederken karşısına en yakınındaki bakanın adının çıkması hazin değil mi?

Şimdi sıra Eyüp Aşık'tadır. Kendisi ya kasetin ortaya koyduğu gerçeklerin bedelini ödeyerek kenara çekilecektir yahut da aksini ispat edip adını temizleyecektir.

Sözün burasında Aşık'a bir tavsiyemiz var:

Alaattin Çakıcı ile eğer ilişkisi olduysa -ki doğru görünüyor- hiç değilse gazetecilere, ‘‘Alaattin benim canım ciğerim. Tabii ki konuşurum da yemek de yerim’’ diyen (bu tavrının faturasını peşinen üstlenen) eski Bakan Mehmet Ali Yılmaz kadar (27 Ağustos 1998 gazeteler) yürekli davransın.

Hiç değilse olaya, siyaseten yaptığı affedilmez yanlışlığı bir ölçüde telafi edecek insani bir boyut ekleyebilir.

Bize bir tarihte yaptığı gibi ‘‘yalan’’a sığınırsa yandığını bilsin.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI