Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Eylül’de umut

    Batuhan AYDAGÜL - Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Direktörü
    20 Eylül 2015 - 12:57Son Güncelleme : 20 Eylül 2015 - 12:57

    “On kıta İstiklal Marşı’nı ve Gençliğe Hitabe’yi ezbere okuyamayan tahtaya kalkar ve ‘Eylül’de gel’ şarkısını söyler” diye uyarırdı bizi ortaokulda bir öğretmenimiz. Eskilerin bileceği ‘Eylül’de gel’ şarkısı sözlerinden ilgisiz olarak ikmale kalmaya atfen kullanılırdı.

    Ben flüt çalmayı beceremediğim için ikmale kaldığım müzik dersi hariç eylülde okula hep zamanında gittim. Sonra benim gittiğim okullar bitti, ikmale kalmak kaldırıldı ve eylül hep gelmeye, her geldiğinde çocukların çoğu okula başlamaya ya da dönmeye devam etti.

    Fakat yeni bir eylül ile beraber eğitimimizin gidişatı nasıl? Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Eğitim İzleme Raporu 2014-15’i kamuoyuna sundu. ERG’nin, eğitimin genel durumuna dair bulguları, bundan önceki yıllardan bildiğimiz bazı temel sorunları bize tekrar hatırlatıyor.

    Bunlara dair kapsamlı okuma için sizi rapora yönlendiriyorum; ben bu yazıda bazı başlıkları ön plana çıkaracağım. İlkokul ve ortaokulda çocukların tamamına yakını, ortaöğretimde de giderek artan bir hızla çoğunluğu okula kaydoluyor. Fakat o çocukların okula devamı ve/veya okuldan diplomasız ayrılmaları hakkında güncel bilgimiz yok çünkü Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) son yıllarda yaptığı gibi bunun için ihtiyacımız olan verileri paylaşmıyor.

    Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim, MEB’in farklı birimleri ile zaman zaman yaptığımız araştırma işbirliklerinde ERG ile veri paylaşıyor. Ancak okula devam ve terk verileri bu kategoride yer almıyor. Dolayısıyla biz bu eylülde de, geçen yıl kaç öğrenci gerçekten okula devam etti bilmiyoruz. Okula giden çocukların ne öğrendiğine dair yeni bir bilgimiz yok çünkü bize bu bilgiyi metodolojik olarak sağlam şekilde veren tek veri kaynağı uluslararası değerlendirmeler ve geçtiğimiz yıl açıklanan yeni bir veri olmadı.

    Çocuklar temel becerileri edinemiyor

    Her yıl yapılan ve özellikle medyanın kaç öğrencinin önemli testlerde ‘sıfır’ yapacağını merakla beklediği giriş sınavları bize genel olarak iyi haberler vermiyor ancak o sınavların başarı ölçmek için değil, öğrenci sıralamak için yapıldığını unutmayalım. Yine de okula devam eden çocuklarımızın önemli bir bölümünün temel becerileri edinemediği bir eğitimimiz var.

    Bu eylülde değişmeyen başka bir şey ise, eğitimin niteliği için en kritik aktör olduğunu bildiğimiz öğretmenler için MEB’in aradan geçen bir yıl içinde kayda değer bir çalışma yapmaması. Burada özellikle Ocak 2012’den bu yana MEB’in uygulamaya almadan beklettiği Ulusal Öğretmen Stratejisi’ne ve içerdiği değişikliklere atıf yapıyorum.

    Her yıl, özellikle de seçim dönemlerinde, yeni öğretmen atamak, yönetici ve öğretmenlerin yer değiştirmelerini içeren yönetmelikleri önceliklendirmek mevcut öğretmen niteliğinin artışına az katkısı olacak politika tercihleri. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ulusal Öğretmen Stratejisi’nin niye uygulamaya alınmadığını bilmiyoruz.

    Eşitsizlikleri azaltmadaki gayret yetersiz

    Bu eylülde de, Türkiye’nin cinsiyet, cinsel yönelim, sosyoekonomik durum, program türü, zihinsel ve fiziksel özellikler ve yaşanılan bölge bakımından farklılık gösteren çocukları, eğitimde eşitsizliklere ve ayrımcılığa maruz kalmaya devam ediyor. Gerek bakanlık, gerekse diğer kamu kurumlarının eşitsizliklerin ve ayrımcılığın azaltılmasındaki gayretleri çok önemli ama yetersiz. Örneğin, şartlı eğitim yardımına rağmen okul öncesi hâlâ ücretsiz eğitim kapsamına alınmadı ya da özel okullara teşvik kapsamında kamu fonları adaletsiz olarak özel okullara transfer ediliyor.

    Her ne kadar veri ile destekleyemiyor ve kesin hükümler veremiyorsak da okullarda öğrenci ve öğretmenlerin inanç ve değerleri temelinde ayrımcılığa uğradığına dair endişe uyandıracak kadar haber medyaya yansıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini insan haklarına aykırı bulmasına rağmen MEB bu dersin din öğreten içeriğinde ısrar ediyor.

    Okullar en temel fiziksel ihtiyaçları karşılayamıyor

    Eğitim İzleme Raporu’nda verisi olmayan ancak eğitime dair belki de en endişe verici konu, okullarımızın tüm çocukların hijyen, güvenlik ve beslenme gibi en temel fiziksel ihtiyaçlarını karşılayamaması. Bu, sadece ailelerin değil tüm ülkenin, hepimizin gözbebeği olması gereken çocuklarımızın bir kısmının pis sınıflara ve koridorlara, kokan ve tuvalet kağıdı bile olmayan tuvaletlere sahip okullarda okuması, fiziksel koşullardaki yetersizliklerden ya da okul içindeki duygusal ve fiziksel şiddet ortamından dolayı güvende olmaması, okul yemeği verilmemesi ve kantin fiyatlarının yüksek olmasından dolayı sağlıklı beslenememesi demek. Bu iddianın yanına istatistikî veri koyamıyor olmam hakikatine gölge düşürmemeli, elini vicdanına koyan herkes ülkede bu eksikliklere sahip olan okullar olduğunu biliyor.

    Eğitimin bu gidişatını iyiye doğru çevirecek olan başta bakanlık olmak üzere kamu kurumları. MEB’in kaynaştırma eğitimi ve meslek eğitimi gibi konularda olduğu gibi, problemlere yönelik sistematik, kapsamlı, araştırmalarla desteklenen ve katılımcı süreçlerde çözümler ürettiğini biliyoruz. Bir yandan bu yaklaşımın yaygınlaşması önemli.

    Aynı zamanda, mevzuat ve plan düzeyindeki iyi örneklerin uygulamasının da etkili olması için MEB’in insan kaynaklarına daha çok yatırım yapması ve tüm birimlerinde ‘daha özen ve titizlikle’ çalışması gerekiyor. Sanırım artık hepimiz MEB’in ne yaptığından öte yaptıklarıyla hangi çıktılarda iyileştirme sağladığını okumak istiyoruz.

    Hürriyet Eğitim için kaleme aldığım bu yazıyı okuyan ERG’deki çalışma arkadaşlarım, “biraz daha ‘iyimser ve umut veren bir yazı’ yazamaz mıyım?” diye sordular. Üzerine düşündükten sonra buraya kadar paylaştıklarımın ülkemizin gerçekçi, güncel ve önemli sorunları olduğunu bildiğimi ve bu sorunların yaratacağı duygusal tepkiden bağımsız olarak bildiklerimi kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu taşıdığımı düşündüm. Bununla beraber eğitimde ne değişirse en azından ben daha umutlanırım diye aklımdan geçirdim ve son olarak da onlardan bazılarını kağıda döktüm.

    Eylül yine gelecek

    Yeni kurulacak hükümetin eğitimi ‘siyasi projelerinde kullanabileceği bir araç’ olarak görmeden, öncelikli sorunları dikkate alarak kapsamlı, bütüncül ve gerçekçi bir iyileştirme planı hazırlaması ve bütçeden daha fazla para ayırması bana umut verir. Bu planın odağında büyük sistematik reformlar (mesela eğitimin kademelendirmesini yeniden yapılandırmak için acele etmeyen) değil de her mahalledeki okulu kısa sürede güçlendirecek politika ve uygulama hedefleri ve eylemleri içermesini sevinerek karşılarım.

    Bunların başında her okulun ‘temiz ve güvenli’ olmasını sağlayacak ve yerel yönetimlerin de işbirliğiyle uygulanacak hızlı adımlar sadece benim değil tüm kamuoyunun dikkatini çeker. İnşaat yapmayı seven devletimiz kamu kaynaklarını tüm okulların gün boyu öğretim yapabilmesi için ihtiyaç olan okul binalarını yapmaya aktarabilir. Çocukların gelişimlerine en elverişli okullarda okuması ülkemizin geleceği için kocaman bir umut kaynağı olur.

    Okulların fiziksel olarak iyileştirilmesinin ötesinde, yeni bir hükümetin Ulusal Öğretmen Stratejisi’ni uygulamaya alması ve özellikle öğretmenlerin hizmet içi gelişimini desteklemek için önerilen ‘mentör’ öğretmen ihtiyacının karşılanması için ‘büyük projeler’ geliştirmesi umut verir.

    Öğretmenler için, kendilerinin kimlikleriyle değil de ihtiyaçlarıyla ilgilenen ve mesleklerini iyi yapmaları için gerekli desteği veren bir bürokrasi umut verici olabilir.

    Ulusal bütçede gerekli artış yapılarak gelecek yıldan itibaren tüm okullara temel fiziki ve eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilecek asgari bütçenin gönderilmesi okulların yoksullukla mücadelesini artırır. Çocuğu mahallenin yoksun okulunda okurken aklı daha zengin komşu mahallenin okulunda kalan anneler değişimi fark ettikçe umutlanır, sevinir.

    Eylül yine gelecek. Bir sonraki sefer eğitimin gidişatına dair eğitimde bir yıl içinde başardıklarımızı kutlayan, devam eden çalışmaları izleyen, nerede üzerine koyabileceğimizi ekleyen ve ERG’deki çalışma arkadaşlarım ve kamuoyunun daha ‘olumlu’ bulacağı bir yazıya imza atmayı çok isterim.

    Günün sonunda ben MEB’den ezberi güçlü yurttaşlar yetiştirmesini beklemiyorum. Ama artık tüm kararlarında çocuğun yüksek yararını odağa koymasını, sorunlara daha akılcı yaklaşması ve daha etkin uygulama yapması için kendi bürokratik ve ideolojik ezberlerini kırmasını bekliyorum. Sanırım bu beklentimde yalnız değilim.

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı