"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ey sırtında 'Amalı haç' taşıyanlar

SIRRI Süreyya Önder, 12 Eylül’ün gerçek acısını çekmiş Güneydoğu’lu aydınlardan biri.

Birçok yakınının, tanıdığının işkenceden hayatını kaybettiğine tanık olmuş.
Darbe acısı nedir en iyi bilenlerimizden biri. Bunun filmini de yaptı.
Ama somurtarak değil, hepimizi güldürerek yaptı.
Dünkü Radikal’deki yazısını okurken kendimi çok derin iç hesaplaşmalar içinde buldum.
Hiç “ama” falan demeden, hiç bahane yaratmadan Odatv’ye, Soner Yalçın’a ve arkadaşlarına destek veriyordu.
Yazıyı okudum ve hemen kendisine bir e-mail attım.
E-mail kutusu dolu olduğu için mesajı geri geldi.
O mesajı aynen buradan iletiyorum.
* * *
“Sayın Süreyya Önder;
Bugünkü yazınız bana çok samimi olarak şu duyguları verdi. Bir: Zamanında Diyarbakır Cezaevi’nde olup bitene yeterince ilgi göstermediğim için bugün utanıyorum.
İki: Geçmişte faşizan uygulamalardan ıstırap çekmiş insanlar, bugünün acılarına ilgisiz kalamıyormuş onu öğrendim...
Bu da bana iyi geldi.
Üç: Benim hakkımda yazdığınız eleştirel yazıların samimiyetine bugün çok daha fazla inanıyorum.”
Evet, yazdığım mesaj buydu ama ne yazık ki, onun e-mail kutusu dolu olduğu için mesajım geri döndü.
E-mail kutusu niye doluydu, onu da tahmin ediyorum.
Bir bölümü “Allah belanı versin”, öteki ise “Helal olsun” diyen mesajlardandır.
* * *
Çok gençleri anlıyorum.
Onlar hayatlarında hiç askeri darbe yönetimi yaşamadılar.
12 Mart, 12 Eylül nedir bilmiyorlar.
Askeri vesayeti bilemedikleri için, sivil vesayetin daha beter olduğunu hiç bilmiyorlar.
Ama ya ağabeyleri?
Onları affedemiyorum.
Soner Yalçın olayını eleştirirken bile “ama” diye başlamaları, bahane aramaları yok mu beni çıldırtıyor.
O her “ama”nın arkasında bir “Amalı haç” sembolü görüyorum.
Nedir bu olup biten haksızlıklar, gaddarlıklar karşısındaki “Kayıtsız modern” tavrı.
Anlamıyorum, inanın anlamıyorum.
Bu “cemaat korkusu”, bu “cemaat tesanüdü” artık midemi bulandırıyor.
Üstelik çoğu eski solcu. Eski devrimci.
* * *
Bugünlerde hepinize “Bir Dönem İki Kadın” kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
Eski solcuların bugünkü sefaletini anlamanıza yardımcı olacak bir kitap bu.
Bakın Oya Baydar ne anlatıyor:
“Biz solcular, sosyalistler, komünistler işkenceyi, zindanı, hatta ölümü göze alacak kadar cesurduk ama kendi örgütlerimizin, kendi yapılarımızın yanlışlarını görmekte, sorgulamakta, eleştirmekte hiç o kadar cesur olamadık. Bunun insani bir yanı var; siyasal insanın trajedisi bu bence. Kimliğini inançla ve o inancın taşıyıcısı olduğuna inandığı cemaatle, örgütle tanımlıyorsun; aklını vicdanını ipotek ediyorsun. Böyle olunca da sorgulamaktan kaçınıyorsun. Sorgulayıp da reddedecek aşamaya geldin mi, davanın selameti için, kol kırılır yen içinde kalır tavrına sığınıyorsun.”
* * *
Ey siz “Amalı haç” taşıyan eski solcular, eski devrimciler.
Bugün hepiniz “Kol kırılır yen içinde kalır”, “Kurunun yanında yaş da yanar”, “Geçmişte bize de yapıldı” bahanesinin mide bulandırıcı aktörleri haline geldiniz.
Ya bunları yazan Oya Baydar?
Onun adını dün, Başbakan’ın Kıbrıs’ın muhalif insanlarına çektiği fırçaya karşı çıkan aydınların imzaladığı bildiride gördüm.
Ve bir kere daha anladım.
Kadın ruhu cemaate sığmaz...

X