"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Ey Özbek gençliği! Sallan yuvarlan

Özbekistan gençlerini rock ve rap müzikten korumak gerektiğine karar vermiş. Bu ‘büyük, yakın ve ölümcül’ tehlikenin ipliğini pazara çıkartmak için hazırlanan ‘Melody and Calamity/Melodi ve Felaket’ adlı belgesel ülkenin resmi gençlik kanalında gösterilmiş. Tanıştırayım: Çok klasik, feci demode ‘rock müzik bütün kötülüklerin anası değilse de uzun saçlı ve isyankar babasıdır’ söylemi. Özbek kardeşim, sözlerime kulak ver...

Rock müziğin ufukta ilk belirdiği dönemlerde yarattığı iki temel etki olduğu söylenir.
Birinci etki gençlik üzerindedir elbette.
Sabun köpüğü tarzında, hayatta karşılık bulması zor plastik hislerle yazılmış bayık pop şarkıları dinleye dinleye kuşaklardır içi geçen gençler bu enerjisi yüksek, kendisiyle aynı dili konuşan müziğe büyük bir sevgiyle bağlandı.
İkinci etkiyse aile büyükleri şeklinde vücut bulduğunu düşünürsek hata yapmayacağımız otorite üzerindeydi.
Bunu da “Şok! Şok! Şok!” şeklinde özetleyebiliriz.
Kontrol edilemeyen bu ‘yeni çılgınlığın’ çocuklarının aklını başından alacağını, onları doğru yoldan çıkarıp suça ve günaha sevk edeceğini düşünen anne ve babalar, dede ve nineler, öğretmen ve polisler ‘endişeli tren’ şeklinde katar katar dizilmişti.

ŞEYTAN İŞİ

Rock müziğin doğum yeri olan ABD’de işin tabii ki ırkçı bir yanı da vardı. Zencilerin günahkar müziğinin yeni harmanıydı rock’n roll.
Batakhanelerden çıkıp gelen caz müziğinin yeni kisvesiydi.
Dansları cinsellik kokuyordu.
Şarkı sözleri isyana teşvik ediyordu.
Özgürlük, kafasının dikine gitme, baskıya karşı gelme gibi temalar işliyordu.
Resmen şeytan işiydi işte, ötesi mi var?
Okyanusun diğer tarafında, Britanya’da da heyecanla karşılanan bu günahkar müziğe tepkiler benzer yöndeydi.
Saçını uzatan zibidiler hem gürültü yapıyor, hem “Yeah Yeah Yeah” diye bağırıyor, hem de olur olmaz işlerle uğraşan şarkılar yazıyordu.
Bah şu işe!
Britanya’da o yıllardaki manzarayı çok güzel özetleyen bir film var.
Adı ‘The Boat That Rocked’ veya bizde tanınan adıyla söylersek ‘Rock’n Roll Teknesi’...
Resmi radyo BBC’nin popüler müziğe sansür ve filtre ve denetim uygulayan yapısına karşı açık denizden bangır bangır rock müzik yapan bir korsan radyonun hikayesini anlatır bu şahane film.
Oyuncu kadrosu, müzikleri, hikayesi enfestir.
Otorite, İngiltere nüfusunun yarısının (o yıllarda 25 milyon dinleyici) takip ettiği bu radyoyu yok etmeye karar verir.
Niye?
Çünkü kontrol edilemez. Çünkü insanlara duymak istediklerini vermektedir.
Kenneth Branagh’ın şahane oynadığı ‘otorite’ figürü, Bill Nighy’nin oynadığı şahane ‘rock’ figürüne, arkadaşlarına ve Radio Rock’a savaş açar.
Gerekli düzenlemeler yapılır, yeni kanunlar çıkartılır ve nihayetinde de haddi bildirilir.
Filmi seyredenlere Özbekistan’daki durumu şöyle özetleyeyim: Özbekistan Resmi Gençlik Televizyonu şu anda Kenneth Branagh’tır.

HAPİSHANE MÜZİĞİ

Özbekistan’a geldik madem yeniden, biraz daha duralım burada.
Bildik suçlama temalarına kuvvet hazırlanmış ‘Melodi ve Felaket’ adlı belgesel: “Rap müzik hapishaneden çıkmadır; rock müzik Afrika avlanma ritüellerinden doğmuştur...”
Yanlış, eksik ve çarpıtılmış ama haydi doğru diyelim; ne sakıncası var birader?
Hapishanede doğan müzik yerine hastanede doğan müzik diye ninni mi dinlesin millet.
İsteyen onu da dinler, dinlesin zaten.
Burada asıl mesele otoritenin “Onu dinleme!” deme hakkını kendisinde görebilmesidir.
Bu çağda, hala 1950 model ve defalarca çuvallamış, hep çuvallamaya mahkum bir zihniyeti belgesel yapmak saçmalığın daniskasıdır.
Radio Rock’un gemisi battı, binlerce radyo doğdu.
Bugün internet var; neyi nasıl durduracaksın.
Özbek kardeşim; aldırma sen.
İstediğini dinle... İster tek telli sazla türkü çığır, ister heavy metal’e aban.
Kimsenin müziğine karışmasına izin verme.
Zaten karışamaz; sallan ve yuvarlan.
Otorite de millete dalga konusu olacak başka belgeseller çeksin.

X