Gündem Haberleri

    Ey iPhone Gençliği!

    Emre Kızılkaya / Dış Açı
    29.10.2011 - 00:00 | Son Güncelleme:

    5 Ekim’de ölen Apple kurucusu Steve Jobs’un neredeyse kırkı çıktığına ve hakkında yeterince “takdirname” yayınlandığına göre, ben de bir “tekdirname” yazayım. Evet; iPod, iPhone ve iPad’in yaratıcısı Jobs, olağanüstü bir girişimci, müthiş başarılı bir işadamıydı. Ama aynı zamanda, gözalıcı “inovasyonlarına” rağmen o tarihin en büyük “gericilerinden” biriydi. İnternetin özgürleştirici potansiyelini bastırmak için elinden geleni ardına koymadı. Wall Street’i İşgal Et eylemcileri de acaba bunu görebiliyor mu? Ya Türkiye’nin “iPhone gençliği?..”

    Steve Jobs’un geçen Pazartesi piyasaya çıkan resmi biyografisini okudum. Kitapta, Jobs’un zihniyet dünyasını gözler önüne seren iki ilginç bölüm var. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/19083515.asp)

    İlki, gençliğin dünya çapında küreselleştiğinin farkına İstanbul’da bir hamamda vardığını anlattığı bölüm... Jobs, Türkiye’de artık gençlerin Türk kahvesi içmediğini, dünya markalarından giyindiğini, diğer ülkelerdeki gençlerle aynı elektronik aygıtları kullandıklarını belirterek, “Bir ürün imal ettiğimizde, onun bir Türk telefonu veya sadece Türk gençlerinin seveceği bir müzik çalar olması söz konusu değil. Artık tek bir dünyayız” diyor.

    İkincisi ise Apple’ın cep telefonları için ürettiği iOS işletim sistemine ciddi bir rakip olan Google’ın Android sistemine yönelik Jobs’un sarfettiği sert sözler... Jobs burada ticari rasyonalizmi dahi bir kenara itip, Android’de iOS’dan çalıntı olduğunu öne sürdüğü özelliklerin silinmesi için “termonükleer savaş” açtığını, gerekirse “Apple’ın kasasındaki 40 milyar doları” bile bu uğurda harcayacağını belirtiyor.

    Ama Jobs küreselleşmeyi neden böyle kucaklıyor?

    Ve Android’e neden bu kadar düşman?

    Bu sözlerin arkasında gizlenmiş bir mantık var mı?

    * * *

    Öncelikle bir yanlışı düzeltmekte fayda var: Steve Jobs mucit falan değildi, ama bir inovasyon gurusuydu.

    Bir şey icat etmedi; zira iPod’dan önce de MP3 çalarlar, iPhone’dan önce de dokunmatik telefonlar, iPad’den önce de tablet bilgisayarlar vardı...

    Fakat Jobs, başkaları tarafından zaten icat edilmiş olan ürünleri çok daha zarif ve güzel bir tasarımla (estetik), çok daha kullanıcı dostu arayüzlerle (ergonomik) piyasaya sundu.

    Ama daha önemlisi, Jobs bir “talep yaratma” ustasıydı. İnsanlara, aslında hiç de ihtiyaç duymadıkları şeyleri arzulatmayı başaran bir pazarlama dehasıydı. Bu yüzden Apple’a pazar araştırması yaptırmıyordu, çünkü “insanlar biz onlara bir şey sunana kadar o şeyi istediklerini bilmezler” diyordu.

    * * *

    Ben de bir Apple kullanıcısı olarak Apple’ın minimalist tasarımlarına, kullanımlarındaki pürüzsüzlüğe ve kolaylığa bayılıyorum.

    Fakat büyük resim içinde Apple ürünlerinin bulunduğu yere baktığımda, Jobs’u övülesi bir “dahi” değil, kınanası bir “gerici” olarak görüyorum.

    Nedeni de, Jobs’un biyografisinden alıntıladığım o iki düşüncede gizli.

    Jobs’un yerel kültürleri itibarsızlaştıran, milli ekonomileri yok sayan tutumu, aslında büyük bir aldatmaca içeriyor.

    Tek bir dünyayız” söylemi, bu mistifikasyonun temel öğesi.

    Hayır, tek bir dünya değiliz. Dünya sadece uluslarötesi sermaye için tek ve bir bütün.

    Yok sayılan, sözde modası geçen milletler ise, ister Amerikan halkı, ister Tunus halkı olsun, hâlâ sınırları belli olan bir dünyada yaşıyorlar.

    Zizek’in deyimiyle neoliberalizm, “malların serbest dolaşımını giderek kolaylaştırırken, insanların serbest dolaşımını zorlaştırıyor.”

    Ve evet, AB veya ABD vizesi için konsolos kapılarında bekleyen Türk gençleri gerçekten de “dünya markalarını” yiyor, içiyor, giyiyor, kullanıyor... Fakat bu “dünya markalarının” ezici çoğunluğu her ne hikmetse Batı Avrupalı/Amerikalı milli ekonomiler içinde üretilip ihraç ediliyor.

    * * *

    Elbette internet, sadece bir iletişim ortamı değil, aynı zamanda bir sosyal ve ekonomik alan olarak da küreselleşmenin en çok hakkını veren olgu.

    Öyleyse küreselleşmeyi bu kadar savunan Steve Jobs’un da, internetin sadece “etinden sütünden” faydalanmak yerine, onun özgürleştirici potansiyelini de takdir etmesi beklenir, değil mi?

    Ama hayır, tam tersine: Jobs’un hayatındaki en büyük mücadele, bu özgürlüğün karşısında bir gerici olarak durmak oldu.

    Küresel sermayenin belirleyici bir figürü olarak Jobs, Bill Gates gibi muadillerinin aksine sosyal sorumluluk projelerine girişmediği ve hayır işlerine bağışlar vakfetmediği gibi, milyarlarca dolarlık servetini mezara götürecekmişçesine daha da fazla kâr uğruna internetin özgürleştirici potansiyelini kısıtlayacak herşeyi yaptı.

    2000’li yıllara kadar, bir-iki ürünü dışında Apple ile küresel bir “buzz” yaratamayan Jobs, bundan sonra Çin’de çocuk işçilerin de çalıştığı fabrikalardaki ucuz işgücü sayesinde kitlesel üretime geçip bunu başarılı küresel reklam kampanyalarıyla birleştirince altın çağını yaşadı.

    Fakat bu altın çağ, iOS ve iTunes gibi tamamen kapalı, bütünüyle Apple’ın kontrolünde olan bir imparatorluğun çağıydı. Android gibi açık kaynak kodlu sistemlerin vaat ettiği görece demokratik bir sisteminkilere zıt değerlere sahip bir çağ...

    Bu nedenle Jobs, geleceği tamamıyla tüketime yönelik bir görsel kültür olarak tasarlıyordu zihninde...

    Bir önceki nesline göre hemen hemen hiçbir ciddi yenilik sunmamasına karşın iPhone’un yeni modelinin kapış kapış gittiği göz önüne alınırsa, Jobs’un “vizyonunun” gerçekleştiği görülüyor.

    Gelecek kuşakları tüketimden önce üretime yönlendirecek, onların şekilden ziyade içeriğe önem vermesini sağlayacak başka sistemler ise (örneğin iOS yerine Android, örneğin iPad gibi LCD ekranlı tabletler yerine e-mürekkep teknolojisi kullanan Amazon Kindle gibi e-kitaplar) şimdilik geri planda.

    * * *

    Fransız senatör Jean Arthuis şöyle diyor:

    “Küreselleşme bizi (Fransızları) taşeron kullanma (outsourcing) yoluyla üretken özümüzü terkedip tüketimin kollarına kendimizi bırakmaya itti. Diğer devletler ise bizim kredi (borç) alarak tükettiğimiz şeylerin üreticileri haline geldiler. Biz milletçe borca batarken, ötekilerin servet fonlarında para alabildiğine birikti.”

    Bir Fransız bile bunu söyleyebilirken, bizim bütünüyle Körfez sermayesinin akışına dayalı olan spekülatif ekonomimiz sözde sağlam, oysa gerçekte uçurumun kıyısında pamuk ipliğine bağlı duruyor ve biz câri açık bu haldeyken bile hâlâ Jobs’un bayıldığı türden bir “tüketkenliği,” milyonlarca “kredi kartı mağduruna” rağmen pompalayabiliyoruz.

    Bu yüzden, gelir dağılımındaki adaletsizliği ve finans sistemindeki “usülüne uygun yolsuzlukları” protesto amacıyla dünya çapında “işgal” eylemleri sürerken, Taksim’deki eyleme 50 kişinin gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Geldiğimiz nokta, gençliğin politikadan uzaklaştırılmasını öngören Evrenci/Özalcı doktrinin doğal bir durağı…

    Öte yandan işgalcilerin dünyada körü körüne sürdürdükleri anti-kapitalist eylemlerin simgesel bir değeri olsa da, özünde meselenin kapitalizmden çok, kapitalizmi yönetenlerin tutumları ve küreselleşmenin dinamikleriyle ilgili olduğunu anlayamadıkları açık.

    Gerçekten sorun, kapitalizmin tarihsel evriminde kritik bir eşiğe ulaşmış olmasında.

    Neoliberalizm onu tehlikeli bir noktaya sürükledi.

    Bu noktada devletler, holdinglerin kontrolüne girmenin ötesinde neredeyse birer holdinge dönüştüler.

    Bugün ABD'yi "Halliburton ve arkadaşları," Rusya'yı ise "Gazprom ve arkadaşları" diye tanımlayabiliriz.

    Belki de İngiliz sömürge döneminde Londra’nın “The East India Company” ile özdeşleşmesinden bu yana ilk kez uluslar ötesi sermayenin devletlerle bu kadar bütünleştiğini görüyoruz.

    Bu yüzden işgalcilerin içinde sadece “Holdinglerle devletleri ayırın” diye net bir talep ortaya koyan grup, sorunun özünün farkında gibi görünüyor.

    Hareketin kontrolünü gelecekte bu grup devralır ve eylemler kitleselleşerek sürerse, gerçek bir değişim ufukta belirebilir.

    Bu değişim, ekonomilerin yeniden millileşirken, toplumların küreselleşeceği daha adil bir dünya düzeni getirebilir.

    O gün belki de Steve Jobs’un çağımızın peygamberi gibi sunulmasına bir son verilir; aksine Apple kurucusu, gerçekleri büyülü bir perde arkasında gizleyen bir sahte peygamber ve tarihin –dünyaya etkisi yönünden- en büyük gericilerinden biri olarak anılmaya başlar.

    Türkiye ise bu “iPhone gençliğiyle” o gün hangi konumda olur, Allah bilir.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı