« Hürriyet.com.tr
MENÜ

EVLİLİK'E DAİR… "Tarla kuşuydu, Juliet!" Dünyanın en ünlü aşk hikâyesi hangisi? Ne lüzumsuz bir soru değil mi?.. Tabii ki "Romeo ve Juliet…" Diyeceksiniz

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
EVLİLİK'E DAİR… "Tarla kuşuydu, Juliet!" Dünyanın en ünlü aşk hikâyesi hangisi? Ne lüzumsuz bir soru değil mi?.. Tabii ki "Romeo ve Juliet…" Diyeceksiniz ki, şarkta da destansı aşk hikâyeleri yok mu? Var, olmaz olur mu? Ama, hemen hepsinde, sevgililer zulmet altındadır; hâkim kişi (hükümdar, bey, ağa, her kimse) zalimdir, çevre, ana-baba zalimdir, şartlar acımasızdır. Tüm bunların bileşkesi, kötü yazgı olarak sevdalıların karşısına dikilir; ara yere dini referanslar da karışır; onlar da, aslında pek de başkaldırıp kıyasıya mücadele etmedikleri bu kadere yenilirler. "Romeo ve Juliet" öyle mi ya? Etli, kanlı, canlı, gerçek bir öykü. Bu, bir. İki, içinde aşka dair tasavvur edilebilecek her şey mevcut. Bir aşk hazinesi; kavuşamamak bir servete dönüşüyor. Ve tabii, W.Shakespeare'in dili. Öyle ki, "Romeo ve Juliet"i seyredip de şark usulü, "Vah, vah, zavallı çocuklar!.." diye gözyaşlarına boğulan olduğunu pek sanmıyorum. İnsan büyülenir kalır, o kadar. Sakın, yanlış anlamayın, ne yazık ki, bir Shakespeare uzmanı değilim. Keşke, olabilseydim. Sadece, kendi izlemimi aktarıyorum. Zaten, asıl derdim, lafı bir başka noktaya bağlamak. Lisedeyim. Ailemle Ankara'dayız. Sevgili babam, güdük subay maaşına rağmen, ayda hiç olmazsa bir defa, bizi tiyatroya götürürdü. O sayede, 1963-68 döneminin Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen belli başlı oyunlarını görme fırsatını buldum. Devlet Tiyatroları'nın Cüneyt Gökçer yönetimindeki altın yılları. İsrail'in modern yazarlarından Efraim Kişon'un bir oyunu; başrollerde Ayten Gökçer ve Kerim Avşar. Bu muhteşem ikili, oyun güçleri, güzellikleri ve unutulmaz sesleri ile sahneyi kasıp kavuruyorlar; biri Romeo, öbürü Juliet rolünde. Oyunun adı? "Tarla kuşuydu, Juliet!" Ufak bir hatırlatma, "Juliet"den önceki virgülü ben koydum. Orijinal afişte yoktu ve ben derhal itiraz etmiştim, oyunu seyrettikten sonra, tabii. Virgül olmazsa, dümdüz okunacak demektir. Oysa, cümle devrik, özne sonda ve Juliet'in "tarla kuşu" olduğu zannediliyor. Fevkalade kafa karıştırıcı bir durum. Halbuki, cümle Romeo'ya ait ve Juliet'i, öten kuşun serçe falan değil, düpedüz tarla kuşu olduğu konusunda ikaz ediyor. Vurgu değişince de, araya bir adet virgül farz oluyor. (Nasıl atlamışlar, bugün bile merak ediyorum.)Efendim, hikâye şu: Efraim Kişon'un gönlü razı gelmemiş iki sevgilinin ölmesine ve Romeo ile Juliet'i evlendirmiş. Veee… Aradan, tam tamına yirmi sene geçmiş! (Yirmi seneyi telaffuz etmek bile, insanın dudağını uçuklatmaya yetiyor!) Oyunda, yirmi yıl kıdemli bir Romeo ve Juliet aşkı (?????) izliyoruz. Söylemeye gerek var mı, bilmem? Trajedi hak getire, kahkaha tufanı bir komedi söz konusu. Hınzır zekâlı Efraim Kişon yüzünden, tüm romantik duygularımız buharlaştığı gibi, evlilik kurumu yerden yere vuruluyor. Katı şablonların ülkesi İsrail'de, böylesi bir temayı didiklemeye cesaret edebildiğine göre, Kişon'un neleri göze aldığını bir düşünsenize… Bu arada… Eskaza, sahice "Romeo ve Juliet"i seyredeceğini sanarak gelen bir kısım seyirci, hepten şaşkın. Trajedideki o romantik sahneyi hatırlarsınız. Romeo ile Juliet, beraber oldukları ilk gecenin sabahında, seher vakti uyanırlar. Uyku ve saadet mahmru Juliet yatakta, Romeo yeni kalkmış, taze sabahın ilk seslerini dinliyor. Juliet sorar: "Romeo, serçe miydi o?" "Serçe"yi resmen attım, saksağan da olabilir. Geçmiş gün, samimi söylüyorum hangi kuştu, unuttum. Romeo cevap verir: "Tarla kuşuydu, Juliet." Juliet'den sadece bir "Hımmm…" Yirmi sene sonra????? Yıldırım hızıyla patlak veren bir kavga. (Aynen serçe üzerinden devam ediyoruz.) Juliet: "Hayır, serçe idi!" Romeo: "Tarla kuşuydu!" Serçeydi, tarla kuşuydu derken, sabahın kör karanlığında, evlere şenlik bir karı-koca kavgası! Hani, "incir çekirdeğini doldurmaz sebeplerle biribirlerinin gırtlağına çöküyorlar" denir ya. Öyle… Mesele, yirmi sene sonra hâlâ halledilememiş. Kahkaha krizini -ki, oyun boyunca her fırsatta tekrarlanıyordu- atlatmaya çabalarken, bir yandan da, salondaki yıllanmış çiftlerin neler hissettiğini de pek merak etmiştim. Oyunun sonunda, "Ohhh!.. Romeo ile Juliet iyi ki evlenmemişler!" diyerek, müthiş ferahlamış halde tiyatroyu terkettik. Sahiden, ne hissettiler dersiniz? Burukluk, belki… Ama, kesin bir şey söyleyemiyorum. Zira, mümkün değil. Benzer bir tecrübem yok ki… Benim tüm yapabileceğim, cevahir defterlerimde "evlilik" üzerine biriktirdiğim minik alıntıları aktarmak. "Şu Aşk Meselesi"nde olduğu gibi, kaydettiğim tarih sırasıyla… İlk cevahirimiz, "30 tehlikeli bir yaştır, Cynthia" filminden. Yönetmen Joseph Grath, şöyle bir replik attırıyor: "Evlenmek mi? Karşı cinsten birinin hizmetini garantiye almak istiyorsanız…" Hesap, aaahh hep hesap… Şu hesap yok mu? "Evliliği boş ver… Yoksa, hayatın geri kalan bölümde onunla uğraşırsın. Seni ezer dostum." (Ukala nikâh memuru, 30 yaş krizi tutan, İrlandalı çılgın bestekâr Rupert Street'e -aktör, Dudley Moore- söylüyor.) "Kahrolsun nikâh peşindeki çirkin kızlar! Ve işbirlikçi anaları!" (SABAH'tan graffiti, 26.09.1990) Ünlü "Shirley Valentine" ya da Ayşe Sarıkaya'nın tek başına oynadığı "Bir Kadın"da, Shirley bir yandan mutfakta işlerle haşır neşir, öbür yandan da evliliğe ilişkin acılarını döküyor: (Kocası için…) "Aslında, kötü değil, ama iyi de sayılmaz." (Seks için…) "Seks, büyük mağazalardan alışveriş etmeye benziyor. Bol itiş kakış, ama sonunda pek az şey alıyorsunuz." (Evlilik için…) "Evlilik… Ortadoğu gibi… Gerçek çözümü yok!" "Annemle babamın zamanında, insanlar aşk için evlenmezdi. Bu, yeni bir moda… Erkekler, ekstra bir katıra ihtiyaçları olduğu zaman evlenirlerdi." (Woody Allen'ın unutulmaz "Radio Days" filminden, 13.11.1990) "Ben gerçek bir evlilik istiyorum. Sorumlulukların paylaşıldığı, sevgi ve saygı üzerine dayalı bir evlilik. Hayat, daha azına katlanılamayacak kadar kısa!.." ("Coleidoscope" filminde, üç kız kardeşin ortancası Alexandra, senatör kocasına itiraz ediyor, 14.07.1991) "Evli erkekler, masa başında kâğıtlarla uğraşmalı…" ("Altın Kar Dosyası" filminde, istihbarat ajanının -aktör, Yul Breyner- ağzından.) Bir zamanlar BM Genel Sekreteri olan Butros-Butros Gali, EPOCA dergisine verdiği bir mülakatta, "İşimiz konusunda, eşinizden nasıl bir destek görüyorsunuz?" sorusuna şu cevabı vermiş: "Çalışırken, beni rahat bırakıyor…" (17.01.1993 tarihli "CUMHURİYET-Pazar'daki tercümeden.) "Kadın kısmısı, adamın bağrına basar gibi vuracak topuğunu!" (Kerim Korcan'ın eseri "Tatar Ramazan"da, hapishane ağası, yoldan geçen kadınlara atfen söylüyor. Söylüyor da, evde bağrına basılmış, kuyruk acısı varmış gibi.) "Ev işlerinden nefret ediyorum. Yatağı yap, bulaşığı yıka. Altı ay sonra, bunları yeniden yap!" (Joan Rivers, d.1934. Hıncal'ın köşesinden, Kasım 1992) "Sultan ilk defa gerçek bir eş seçmek istiyor!" ("Harem" filminde, sarayın önde gelen hatunlarından biri, yeni gelen ecnebi genç kızla konuşuyor.) Sonra, Sultan (aktör, Ben Kingsley) ile genç kızın konuşması: Onlar kim? Kim? Bunları kim seçti? Eşlerin? Hiç kimse! Nasıl olur? Bütün bu eşler? Senin gerçek eşin değil mi? Hiçbiri… Hepsi, tahtı ve sarayıyla birlikte, bana miras kaldı… Çoğu babamın kızı, kızkardeşi, akraba kızları…" (Yine "Harem", 12.11.1993) "Yeni evlisiniz, galiba… Evet.Halinizden belli… Biraz eskiyince, kadın, değil yardım etmek, bir kenarda durur, her şeyi kocasından bekler…" ("Cevriyem" filminde, Ali Şen, lodos öncesi kayığı sahile çekerken, çiçeği burnunda Türkan Şoray-Kadir İnanır çiftine takılıyor. 4 Şubat 1994) Ünlü besteci Robert Schumann, çağının en büyük piyano virtüözü olan eşi Clara Schumann'I şöyle anlatmış: "Karım, her gün çoğalan bir hazine gibi…" (R.Schumann'ın günlüğü, Eylül-Ekim 1840) Aynı günlüğe, 1843'te de şu notu düşmüş: "Clara, Dresden'de dün bir konser verdi. O burada olmadığı zaman, ev ne kadar sessiz ve yalnız…" Clara ise, R.Schumann'ın son yıllarında, bir başka büyük besteciyi sevdiği halde, eşini kaybettiğinde, cenaze törenini aktarıyor: "En sevdiği akadaşları önde yürüdü, ben arkadaşdım, farkedilmiyordum. Böylesi daha iyi, onun daha çok hoşuna giderdi. Onun gidişiyle, mutluluğum sona erdi. Yeni bir yaşam başlıyor." (Clara'nın günlüğü, 1856) "Siz kocası mısınız? Evet. Bütün gece sizi sayıkladı. Şimdiye kadar neredeydiniz? (Uzun bir suskunluktan sonra…) Özür dilerim." (E.Hemingway'den sinemaya uyarlanan "Silahlara Veda"da, hemşire ölüm döşeğinde; bebeği doğumda ölmüş. Çaresiz sevgili Gary Cooper -orijinal karakterin ismi ezberimde değil- "Sen Ölmemelisin"! diye yakarıyor: "Bebeğimizi aldın. Onu kabul ediyorum. Ama lütfen Allah'ım, onun ölmesine izin verme!) "Erkek, bana değil, eve geliyorsa, bu iş biter." (Seden Kızıltunç'un "Cumhuriyet-Dergi'ye verdiği bir mülakattan, 10.07.1994) "Yıllardan beri görüşmeyen iki eski dost, tekrar karşı karşıya gelmişlerdi. Birincisi sordu: Eeee, karın yine eskisi kadar güzel mi bakalım? Evet, gene güzel… Güzel, ama yalnız şimdi biraz vakit alıyor güzel olması…" (Hürriyet takviminde, "Günün Fıkrası", 05.02.1995) "Kocası, Roberta'ya ateş püskürüyor: İstemiyorum da ne demek? Sen benim karımsın. Beni istemeye mecbursun!" (Araya girmezsem, çatlarım. Tek kelimeyle, dehşet verici. Daha acıklısını söyleyeyim mi, bu 'koca'nın ne kadar yanıldığına işaret etmek için? Hanım sohbetlerinde ne zaman 'yatak hikâyeleri' konuşulsa, ittifak edilen nokta, 'en arzu edilmez erkek'in koca olduğu!) Evet tartışma devam ediyor: (koca) Şu üzerindeki erkek kıyafeti beni çok rahatsız ediyor… (karı) Niçin? İlk tanıştığımızda, üzerimde erkek kıyafeti vardı. (koca) Pek de yakışmıştı. Ama, artık, benim karımsın. Kadın gibi giyinmelisin. Sakız gibi uzayan tartışmanın "final" cümlesi: (koca) Hayatım, ben senin hayatını sınırlamaya çalışmıyorum. Kadın gibi, dişi gibi davranmanı istiyorum." "Tüm kadınların, yürürlükteki yasalara karşı gizli bir isyan duydukları nokta, çocuk edinme hakkının, bir erkeğe hizmetçi olmak zorunluluğuna bağlanmış bulunmasıdır." (Bernard Shaw'dan "Evlenmek" üstüne.) "Usta, Hacer Avrat'ı dövüyor. Niçin? Avradı değil mi, döver, döver… Erkekler hep döver mi avratlarını? Avradına bağlı… Sen de dövecek misin avradını, evlenince? Bekâra, 'dövmem' demek kolay. Sen de, dövme… Karılar da insan!" (Bir Türk filminden, Ağustos 1996) "Ne bağırıyorsun be?!.. Unuttun galiba, artık senin karın değilim!.." ("Kızımın Kanı" filminden. Tarık Akan'ın sâbık eşi, "Kızım nerede?" diye çıkışan eski ocasını azarlıyor.) "Hür olmak varken, evlenen bir erkek, budaladır." (Richard Burton ile Genevieve Bujold'un başrollerini paylaştığı, "Anne of Thousand Days" filminde Kral Henry VIII, evlilik üzerine inciler döktürüyor. -Interstar, 16 Eylül 1996- Acaba bu yüzden mi, defa evlendi?) "- Kocan hep böyle kararlı mıdır? Daha da kötü olduğu zamanlar da var!" (Bir kovboy filminden, 4 Aralık 1996) "Burjuva ahlakı denilen şey, ahlaka aykırıdır. Çünkü, adil olmayan kurumlara dayalıdır: din gibi, aile gibi." (Luis Bunuel, kendisi için hazırlanan belgeselde konuşuyor. TRT 2'de, Vecdi Sayar'ın "İki Film Birden" programı, 21 Aralık 1996) "Bu dünyada erkek en yüksek mevkidedir. Ve kadın, erkeği takip eder. Böyle de olması gerekir. Ona yardım etmeli, destek olmalıyım. Ama, onun bunu bilmesine izin vermemeliyim. Kadının erdemi, bu tavrında gizlidir, iç dünyasında çok güçlü olacak, ama, asla bu kuvvetini kimseye göstermeyecek, hiç hissettirmeyecek." (Tokyolu bir geyşa konuşuyor, NATIONAL GEOGRAPHIC, Ekim 1995, s.115) "Ölüm ile nikâh şaşmaz!" (Bir Antep deyişi, Şubat 1997) "Evlilik dediğin, sadece basit bir söz… Bundan sonra kadına para vermeyeceğim, o kadar." (TV'de bir filmden, 1 Mart 1997) "Kilise nikâhı kıyıldı. Kız, artık senin malın." (TV'deki aynı filmden, 1 Mart 1997) "Evlenecekseniz… Aşkı unutun!" (Oscar Wilde, Nisan 1997) "Charlie, sevgi için evlendi. İlk karısını sevdi. Ama, o ilk coşkulu günler geçtikten sonra, sadece sabahları kahvaltıda görüşür oldular. "Tıpkı, öbür evlilikler gibi…" ("Yurttaş Kane" - yani, Charles Foster Kane- filminden, TRT I, 6 Nisan 1997) "Hey, benim bir kocam ve patronum var. Sana yalan söylememe ise, hiç gerek yok!" ("Roxanne" dizisinden, Show TV, 24 Nisan 1997) Tombul kadın soruyor: "İki kişi misiniz? Evet, biri ben. Biri de, öfkem!" (…) İhanet ertesinde, evli kadın söyleniyor: "Sanki, eşyaların yerini değiştirdiği yetmezmiş gibi…" (…) Evli kadın isyan ediyor: "Zevklerin çöp sepeti olmayı kabullenemem." (…)Evli kadının çaresizliği: "Kuyruğu sıkışmış kedi gibi, eve geri dönüyordum." ("Kadınlar" oyunundan. Casa d'Italia, 29 Kasım 1997) "İnanılmaz bir kahkaha krizi ertesinde, kadın kocasına -aktör, Gary Cooper- şöyle diyor: "Bunca saçmalıktan sonra, hâlâ beni kucaklayacak halin kaldı mı? Dünyada daha çok istediğim bir şey yok ki…" (Bir filmden. TRT 2, 13 Aralık 1997) "Sevgili Tanrı, Üst kattakiler durmadan, bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence, yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin. Nan" ("Çocuklardan Tanrı'ya Mektuplar" kitabından, Nan'ın mektubu.) "Karınla asla düello yapma! Çocukların seni arkandan vurur!" (SABAH'da "Duvar Yazısı", Güz 2000) "Baba-oğul, kız yüzünden birbirine girmek üzere iken, kavga direkten döner." Ne olmuş Lale'ye söz söylersem? Kavga mı ederiz? (Kısa bir duraklamadan sonra, oğul, babasına cevap verir.) Lale iyi kız. Baban bile olsam, ben dahil kimsenin Lale'ye laf söylemesine izin verme. Ben anneni nasıl severdim; hiçbir Allah'ın kuluna aleyhinde laf söyletmezdim. (Hayatımızın En Güzel Yılları" filminden, Güz 2000) "Bir gün Bernard Shaw'a sormuşlar: Üstad, sizce dünyanın en huysuz ve çekilmez kadını kimdir? İşte cevap: "Yeryüzünde, çekilmez bir tek kadın vardır! Her evli erkek, onun kendi karısı olduğunu sanır." (GÖZCÜ'nün "Geçmiş Zaman Olur ki…" köşesinden, 14.10.2000) "GÖZCÜ'nün aynı köşesinden -çocukken öğrendiğim bir ikinci fıkra: Bernard Shaw, bir davette, çok ünlü ve çok güzel bir hanımla tanışır. Sosyete güzeli Shaw'a müthiş ilgi gösterir: "Ben dünyanın en güzel kadınıyım. Sizler de dünyanın en akıllı erkeklerisiniz. İkimiz evlenirsek, dünyanın en güzel ve en akıllı çocukları olur." Ve cevap: "Peki hanımefendi, ya tam tersi olursa?" İman'ın sonsuz aşkını konu alan bir gazete haberinde, ünlü çift, evliliklerini değerlendiriyor: (İman) "David ile tanıştığımdan beri, hayatım, uzun ve sakin akan bir ırmağa dönüştü." (David Bowie) "Onunla öylesine mutluyum ki, utanıyorum adeta." Roxanne'den alıntılar: "Bezeni nasıl istersin? Tıpkı, kocamın olmasını istediğim gibi… Dışı gevrek ve bir şişin ucunda!.." (…) Dehşet dolu gözlerle bakmak ister misiniz? Ben hayatımda bir kez öyle baktım. O da, düğünümde. (TV'den, Mayıs 1999) "Evlilik, iyi bir erkekle güzeldir." (Anonim…) (Ekim 2000) SON SÖZ de William Shakespeare'den yine: "Ölçülebilen sevgi, bence zavallı bir sevgidir"... Jülide ERGÜDER - 18 Aralık 2000, Pazartesi
Bunları da Beğenebilirsiniz