Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Evet öpüştüm ve çok güzel bir duyguydu...

Bu köşede yazmam teklif edildiğinde, her istediğini yapabilirsin orada, istersen röportaj bile yapabilirsin demişlerdi.

Günlerdir düşünüyorum, acaba röportaj yapsam becerebilir miyim diye. Hoş popüler kültür mantarı olduktan sonra böyle bir deneyimim de olmadı değil hani. İlk yarışmanın son haftasında, bir dergide yayınlanmak üzere, Abidin ve Firdevs’le röportaj yapmış ve ilk kez ‘soru soran’ tarafına geçmiştim.

Benimle bugüne kadar hatırı sayılı sayıda röportaj yapıldı ve ben hep sorulara cevap veren tarafta oldum. Sonra düşündüm, acaba ben Armağan Çağlayan’la röportaj yapsaydım neler sorardım diye. ‘Sınıf Öğretmeni’ köşesinin yazarı olarak, Armağan Çağlayan’la ilk röportajımı yapmaya karar verdim. (Biraz narsizm kokan bir durum mu oldu yoksa?)

S.Ö. Sınıf Öğretmeni’dir, A.Ç. ise Armağan Çağlayan. Parantez içleri de, akıldan geçenler...

***

S.Ö:
Armağan Bey, öncelikle ilk röportajımı sizinle yapmamı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

A.Ç: Rica ederim. Benim için de zevk (‘Bak... Bana usturuplu sorular sor’ diye edilmiş bir iltifat bu. Üstelik senle röportaj yapmayı kabul etmeyeceğim de kiminle edeceğim, daha acemisin sen!)

S.Ö: Kendinizi biraz anlatır mısınız?

A.Ç: (Of Allahım, hálá bunları okumayan kaldı mı? Ne anlatacağım şimdi ben buna ya. 6 aydır bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrar ediyorum zaten. Kustu insanlar aynı şeyleri okuya okuya...) 8.4.1966 doğumluyum. Aslında avukatım. Hereke’de büyüdüm. Tesadüfen televizyoncu oldum.

S.Ö: Burcunuz nedir? Burcunuzun özelliklerini taşıyor musunuz?

A.Ç: (Bu kadar da olamaz ama ya! Doğum tarihimden burcumu çıkaramayacak kadar saf olamaz bu adam!) Koç burcuyum. Birazcık taşıyorum sanırım. Ama burçlara pek inanmam.

S.Ö: Kilonuzu, boyunuzu ve ayakkabı numaranızı söyler misiniz?

A.Ç: 1.78 boyundayım, 67 kiloyum, 42 numara ayakkabı giyiyorum. (Daha ne kadar saçmalayacak bakalım bu adam!)

S.Ö: Pop star arayan bu yarışmada jüri üyeliğine nasıl başladınız?

A.Ç: (Bu adam hiç gazete okumuyor olabilir mi?) Patronum sen de jüri ol dedi, ben de kabul ettim.

S.Ö: Peki, en sevdiğiniz sanatçılar kimler?

A.Ç: (Haydaa... Nereden çıktı bu soru şimdi? Ne alakası var yani!) Meryl Streep’i beğeniyorum. (O da soğuk ya görünüş olarak, ondan beğeniyorum sanırım... Buzdolabı gibi.)

S.Ö: Boş zamanlarınızda neler yaparsınız Armağan Bey?

A.Ç: Televizyon seyrederim, kitap okurum, öyle olağandışı uğraşlarım yok. Herkes gibi şeyler işte. Müzik dinlerim. (Allahım ne kötü sorular soruyor adam, sorduğu sorularla beni de saçma sapan bir konuma düşürüyor, geri zekalı falan gibi gözüküyorum muhtemelen.)

S.Ö: Bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

A.Ç: (İnanamıyorum, inanamıyorum ya... Bu adam kesin zeka özürlü!) Enteresan bir soru! Tebrik ederim. Bugüne kadar bu soru bana hiç sorulmamıştı! Hemen sayayım; Kıyafetlerim, kitaplarım ve kedim. (Uffff yeteri kadar mesaj verebildim mi acaba? Kıyafetlerim dedim, her zaman şık olduğumun ve kendime özen gösterdiğimin altını çizdim. Kitaplarım dedim, entelektüel olduğumu söylemiş oldum. Bir de kedim diyerek bir hayvansever olduğumu belirtmiş oldum. Bence doğru tercihler.)

S.Ö: Sizce aşk nedir? İlk aşkınızın baş harfini yazar mısınız?

A.Ç: (Şimdi bu soruya ‘aşk bir sudur iç iç kudur’ diye cevap vereceğim olmayacak! Adamın düzeyi kesin ilkokul. Ancak bu cevaptan anlar!) Aşk tutkudur! (Olmadı) Ya da, vazgeçememektir bence. (Şimdi oldu, toparladım galiba.)

S.Ö: Ne tip karakterlerden hoşlanırsınız?

A.Ç: Duygusal, güvenilir, neşeli ve tabii ki sempatik!

S.Ö: (Bu adam hakikaten mongol! Şu verdiği cevaplara bak, seviye ilkokul yani! Nesi enteresan şimdi bu cevapların? Ne yazacağım bu röportajı çözerken?) Sevdiğiniz veya güvendiğiniz bir tek arkadaşınızın adını söyler misiniz?

A.Ç: Kimseye güvenmem. (Ufff... Nerden söyledim şimdi kimseye güvenmediğimi.)

S.Ö: Kıskanç mısınız? Mesela sevdiğinizi birisiyle el ele görseniz ne yaparsınız?

A.Ç: Çok kıskanç sayılmam, aslında hiç değilimdir. Sevdiğimi birisiyle görsem, anlayışla karşılarım. (Yeteri kadar üstün insani duygulara sahip birisiymişim imajı verebiliyor muyum acaba?)

S.Ö: (Yalancı... Nasıl kıskanç bir adam olduğun gözlerinden belli. Şimdi bozucam seni ama ayıp olacak neyse!) Hiç öpüştünüz mü?

A.Ç: Evet.

S.Ö: Nasıl bir duyguydu?

A.Ç: Güzel bir duyguydu. (Ne diyeyim ki yani.)

S.Ö: En son ne satın aldınız?

A.Ç: (Hakikaten olamaz ya! Olmamalı yani, bu mudur yani?) Tişört aldım.

S.Ö: Armağan Bey, verdiğiniz içten cevaplar için çok teşekkürler. Bize vakit ayırdınız. Sağolun.

A.Ç: Rica ederim, benim için büyük bir zevkti. Çok güzel bir röportaj oldu. Teşekkürler.

***

Önemli not:
Yukarıdaki soruların bazıları, ilkokullarda yapılan anket defterlerinden alınmıştır. Size de tanıdık geldi mi bir yerlerden?

NASIL BÜYÜDÜM

Ben büyürken ‘Yak şu kaloriferi kapıcı donuyoruz’ en meşhur reklam sloganıydı.

BUGÜN NE YAPMAYALIM

Üzerimde ‘bahar yorgunluğu’ var demeyelim.


Cep telefonunuz ötüyor bayım!

Bugünlerde cep telefonları çaldıkça benim de sinirlerim yerinden zıplıyor. Telefonlar ufaldıkça, maharetleri de çoğaldı ya, şimdi bir de garip melodilerle çalan telefonlar var. Telefon mu çalıyor, yoksa düğün salonunda yapılan cazlı limonatalı düğünde miyim, AKM konser salonunda klasik müzik konseri mi dinliyorum, ya da yurttan sesler korosu konserinde miyim belli değil. Ama iki cep telefonu melodisi beni çok eğlendiriyor. Bir tanesi ‘Dürüyemin güğümleri kalaylı, ahhh kalaylı’ melodisiyle çalan telefonlar, diğeri de son model bir cep telefonunda bulunan mesaj geldi sesi. Mesaj gelince telefon ‘ü ürüüü üüüü’ diye ötüyor. Horoz gibi. Şaka gibi... Niye böyle zil sesleri seçerler hiç anlamıyorum. İlla telefon çaldığında herkes dönüp sana mı bakmalı?

X